scorecardresearch.com “Zamana yayılmış postmodern bir savaş yürütülüyor” Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

“Zamana yayılmış postmodern bir savaş yürütülüyor”

Yazar Suzan Samancı, Diyarbakır'daki çatışma ortamını "zamana yayılmış postmodern bir savaş" olarak tanımlıyor.

29.12.2015 13:45

“Zamana yayılmış postmodern bir savaş yürütülüyor”

Diyarbakırlı yazar Suzan Samancı, insanların silik bir tablo haline geldiği, ölümün kanıksandığı, kan, barut, portakal ve biber gazı kokan sokaklarda, çocuklara, hamile kadınlara, gencecik insanlara karşı zamana yaydırılarak postmodern bir savaş yürütüldüğünü söylüyor.

"Reçine Kokuyordu Helin", "Kıraç Dağlar Kar Tuttu" ve "Suskunun Gölgesinde" isimli hikâye kitapları; "Korkunun Irmağında", "Halepçe'den Gelen Sevgili" adlı romanları ile tanınan Samancı, çatışma ortamını şöyle anlattı.

Gündelik hayat nasıl gidiyor? Gündelik, rutin hayatı sürdürmek hala mümkün mü?
Gündelik hayat mı kalmış,özellikle Sur'da yaşayanlar için...Kafka'nın "Umut var var umut henüz bizim için değil! "sözünü" Umut var, umut! Şimdi bizim için demek isterdim. Yıllarca "Düşük yoğunluklu savaş"olarak nitelendirilen, inkar, ret ve faili meçhul(failleri gayet belli)eylem ve söylemler,tam  bir savaş haline evrilmiş durumda. İnsanların silik bir tablo haline geldiği,ölümün kanıksandığı,kan ,barut,portakal ve biber gazı kokan sokaklarda, çocuklar, hamile kadınlar,gencecik insanlar ölüyor...öyle ki zamana yaydırılarak postmodern bir savaş yürütülüyor.

Namı-diğer "Şairler ve yazarlar kenti" şehr-î Diyarbekir-Amed bize varoluşumuzu sundu, bu varoluşun belleği yaralı ve acı bir bellek olsa da,çok kültürlü bir coğrafyada şekillenme bir şans bizim için;her kültürü bir zenginlik olarak görme ve koruma bilincinin içselleşmesi yabana atılacak bir durum değil.  Kendimizi bildik bileli,yasaklar, sıkıyönetimler,olağanüstü haller,şiddet ve baskıların yanı sıra doksanlı yıllarda tankların ve özel timlerin cirit attığı insanların enselerinden tek kurşunla öldürüldüğü, kaldırımlarda ve evlerin önünde kan gölcüklerin oluştuğu,kapıların çift çelik kapılara dönüştüğü yıllardan şimdiye dek, tanıklığın ötesinde orada yaşayıp sanık olmayan,cezaevi ve ölüm acısıyla tanışmayan bir tek aile bulamazsınız. Bu nedenle yaşadıklarımız ve  gerçekliğimiz,edebiyatın fantastik vahasına sırtını dönüyor,gerçekliğin gözü daha pektir,kendini dayatıyor her ölçüde.  Bu kirlenen dünyayı dayanılır  ve yaşanılası kılan,tek kurtarıcı gücün sanat olduğuna olan inancım, direnç verse de  yıllardır süren savaş hali ve  son aylardaki aktif  savaş hali,her şeyi anlam dışına itiyor. Her sabah  hüzünden öte, büyük bir acıyla uyanıyorum.insan hayatının böylesine ucuzladığı, her şeyin Kafka'nın "Dava"sına dönüştüğü bir süreçte, gerçeklik algısı dumura uğramış ve empatisini yitirmiş,tek tip kültüre kanalize edilen bir toplumun gevşekliği ve uyuşukluğu daha da ürkütücü!Bizim kentlerimizde, doğum valizinden çok,ölüm valizi ve vasiyetler hazırlanıyor şimdi.Bu sessizlik,bu umursuzluk bu adamsendecilik insanlığı bitirecek.

2008'den bu yana hem Cenevre'de hem de Diyarbakır'da yaşıyorum. Eylül'de Diyarbakır'daydım yine, Sur kahvaltı evleri ve restoranlarıyla cıvıl cıvıldı. Dünya küçüldü, uzaklık sadece bir durumdan ibaret. İki kent ve ülke arasındaki çelişki ise korkunç! Sekiz  milyonluk İsviçre 26 kantonda oluşuyor ve dört farklı dil konuşuluyor, her kantonun kendi anayasası, hükümeti, parlamentosu ve mahkemeleri var. Hiç bir kültürün, diğer bir kültüre üstünlüğü ve baskınlığı yok!  .

Çevrenizde neler olup bitiyor, evinizin penceresinden görünenleri, salonunuzda duyulanları, size anlatılanları bizimle paylaşır mısınız?
Çevre,çevreler,toplum,toplumlar sözcükleri ne güzel sözcükler!Çevre yok!Çevrelenmiş ve kıskaca alınmış yaşamlar, yerle bir edilen ilçeler ve coğrafya var.Tank,helikopter,telsiz ve anons seslerini en iyi tanıyanlar Kürtlerdir,Kürt illerinde yaşayanlardır.Ölüm ıslığını ilkin duyan onlar,yas da onlar,korku ve cesaret de onlar,başkaldırı da onlar...

Diyarbakır'a gidiş gelişlerimde bomba ve silah sesinin gelmediği gece yok gibi,öyle ki,patlamaların gücü ve adı konusunda uzmanlaşmış herkes. Çocukların sokaklardan boş kovan toplayıp, ceplerinden eksiltmedikleri taşlarıyla tank ve polis araçlarına karşı oldukça öfkeliler ve bu çocukların elleri resim dersinde  güneş, bulut ve kuş çizemiyor, tank, silahlı askerler ve yerde yatan ölü çiziyor. Yazdıklarıma da konu olmuştur,dünyanın hangi ülkesinde çocuklar, nehirde şişmiş cesetlere taş atıp,patlayan cesetleri oyuna dönüştürmüştür?

Aktif olarak politik yaşama katılmayanlar için,gündelik hayatta umutlar daha çok kararırken, özgürleşmek için, ölümü olağan ve kaçınılmaz olarak görenler, "Biz baro başkanımızdan ve bizim için ölümü göze alanlardan iyi miyiz?" duygu ve düşüncesine sıkıca bağlılar.

İnsanlar ne düşünüyor? Olan biteni nasıl anlamlandırıyor? Kimi suçluyorlar veya bir suçlu arıyorlar mı?
İnsanın bilincini belirleyen ve şekillendiren  yaşadığı coğrafyadır.Bir coğrafyada başkaldırılar dinmiyorsa,insanlar kitleselleşiyorsa o yönetimde çok büyük eksiklikler vardır,yıllardır adı demokrasi olan, darbelerle, yasaklarla, farklı kültürlere ve halklara düşmanlığı kışkırtan, doksan küsur yıllık sistem iflas etmiş durumda! "Her şey böyle olduğu için böyle kalmıyor" Kendi anadili, kültürü ve kimliği ile özgürce yaşamak isteyen bir halk var; su götürmez bir gerçekliktir, yasakların, baskıların ve yok olma tehlikesinin olduğu yerde kitleselleşme başlar, korunma güdüsü devreye girer,sadece insan olgusunda değil, doğanın her canlısı bu tür savunma içindedir. İşlenen binlerce faili belli cinayetler,boşaltılan ve yakılan köyler,tutuklanan ve işkenceden geçirilen bir halk,elbette devleti suçlu görüyor.Devlet ve adı demokrasi olan bir yönetim,vatandaşı için bir güvence olamıyor,çözüm üretemiyorsa, yıllarca kendi dağlarını, kentlerini bombalıyorsa suçludur. Vatandaşını koruyabiliyor, sorunlarına çözümsel yaklaşıp, güvence olabiliyorsa,hukuksal ve demokratik bir devletten söz edilebilir.

Bırakın, Kürt sorununu Türkiye'nin  batısı özgür mü?Devlet baba ve itaat kültüründe hiçleştirilmiş mutsuz ve travmatik toplum,yasaklarla, tabularla,yanlışlarla teyakkuz haline getirildiği ve linç kültürünün aşılandığı bir gerçek değil mi? Birbirine  düşmanlaştırılan  ve savaşan halklarda suçlu aramak, akak nehri kirleten  ve  üstünde yüzen saman çöplerinde suç aramaya benzer. Bunca  acıya karşın, bugüne dek hep  "Barış ve Aşitî" dendi. Kürt kadınları yaralı askerlerin başını dizlerine koyup,onlar için ağladı, askeri de gerillası da ölmesin,biz kendi dilimiz ve kültürümüzle yaşamak istiyoruz diyorlar.

Bir yazar, sanatçı için bunlar nasıl günler. Bu yaşadığınız durum altında yazmak mümkün mü, nasıl yazılıyor?
Tarihsel bir süreçten geçiyoruz, bu günlere tanıklık etmek kolay değil...hâlâ, gazeteci ve yazarların tutuklandığı, kitapların toplatıldığı bir ülke...   "Kürt Halkı, Kürt Edebiyatı ya da insanları başkaldırıya iten nedenler vardır" denildiği için davalar açılırken... gözümüzün önünde, X,W,Q için kıyametler koparıldı, Diyarbakır Newroz Resepsiyonunda  polisler gelip,  "W" harfinden dolayı pankartı aşağıya indirdi.  Dikkat ederseniz,gerçekleri dillendiren, sağlıklı analizler yapan hiç bir aydına ve sanatçıya yer yok! Gazeteler basılırken, Tv ler kapatılırken, gazeteciler ölümle tehdit edilip dövülürken, Türkiye'de gerçek bir  sanatçı ve aydın sorumluğunu üstlenmek hiç de kolay değil! Yazınsal tarih, savaşa tanıklık eden bir çok yazarın ve entelektüelin intiharını imliyor.Bu intiharları salt bireysel nedenlere dayandıramayız,birey olan toplumsal, toplumsal olan da bireyseldir aynı zamanda. Walter Benjamin, Mayakovski, Stefan Zweig ile eşi, Yukio Mishima,Primo Levi, Cesare Pavese neden intihar etti acaba? Öte yandan  savaşı yaşarken kıyasıya mücadele eden entelektüeller tarihe derin iz bıraktı. Sartre, Simone de Beoveoir, Faucault,Boris Vian. Cristopher Caudwell, A.Gramsci...  Türkiye'den örneklendirirsek sayfalar yetmiyecek Serbesti Gazetesi yazarı Ermeni gazeteci Hasan Fehmi'den tutun, Sabahatin Ali'lerden,Musa Anter'lerden onlarca Kürt gazeteciyi kimler öldürdü?Tabii sonra Turan Dursun, Abdi İpekçi, Hrant Dink ve Uğur Mumcuları...  İsmail Beşikçi ise  Kürtler vardır, dediği için yirmi yılını cezaevinde geçirdi. İşte bu şartlar altında yazanlar,gazetecilik yapanların ne gibi bir çıkarı olabilir ki, onlar sadece ve sadece dünyayı güzelleştirip,insanlığa hizmet ediyorlar.Yazmayı meslek edinenler,hele karanlığı aydınlatan özgür  kalemler,koşullar ne olursa olsun,sorumluluklarının bilincindedirler.

Siz bir entelektüel, yazar olarak ne hissediyorsunuz? Geleceğe nasıl bakıyorsunuz?
Demokrasisi ve sanat bilinci gelişmemiş ülkelerde  yazmak ve sanatla uğraşmak bir çok şeyi göze almak demektir.Yazıya adanmışlık  başkalarının bilincinden de sorumlu olmayı doğuruyor kendiliğinden, bu kendiliğindenlikte,dışlanmışlık ve marjinallik  yapılanır, değişimler ve dönüşümler, "ötekilerin ve marjinaller"in örgütlenmesiyle eyleme geçip, amacına ulaşır.

Karamsarlığın halesiyle kuşatılsam da, umudumu yitirmiyorum, tarih antlaşma ve müzakerelerle doludur,  önünde sonunda  barış ile son buluyor tüm savaşlar, önünde sonunda barış olacaksa, neden tarihsel dokular  yakılıp yıkılıyor, bebekler,çocuklar ölüyor, doğa yok oluyor!Acı veren,dayanılması güç olan da bu!Bu teknolojiyi yaratan insan, akılcı bir siyasetle her şeye çözüm bulabilir. Ortadoğu ejderhanın kızgın ağzı!Sorunların çözümü ve yeniden yapılanacak oluşumlar sadece Türkiye'nin istemiyle olacak  şeyler değil, nihayetinde, dünya siyasetinin, NATO'nun Avrupa Birliği'nin yani süper güçlerin alacağı ortak kararlarla  olacaktır.

Ötekiler olmadan varoluş da olmaz,başkalarıdır, bizi biz yapan,Kürtler  özgürleşip, dinginliğe kavuştuğunda,Türkler'in ve diğer tüm halkların da gerçek anlamda özgürleşip mutlu olacağına inanıyorum.Umarım bir an önce yeniden müzakereler başlayıp,karşılıklı diyalogla,iç savaşın daha da büyümesini önleyecek çözüm üretilir.

TİXÛB
Li ber tixûban
Xatir xwest
Rastî û wijdan
Aqıl rîh da
Taritiya sinoran de 
İnsanêti ji zûde mirî ye
Erd û asiman di şinê deye
Suzan Samancı
14-06-2015
Cenevre

TÜRKÇE ÇEVİRİSİ
SINIR

Sınırda
Alahasımarladık dedi
Doğruluk ve vicdan
Akıl can verdi
Sınırın karanlığında
Çoktan ölmüş insanlık
Yer ve gök yasta

 Suzan Samancı
14-06-2015
Cenevre

 

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR