scorecardresearch.com Yazarın ölümü Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Yazarın ölümü

Svetlana Boym, ‘Tırnak İçinde Ölüm’de “Modernlik sorunu edebiyat meselesinin kalbinde yer alır” diyor. ‘Yazarın ölümü’ kavramı modernist edebiyatı anlatan temel kavramlardan biri. Böylece her şeye kadir anlatıcının maskesi düşürüldü.

04.11.2016 06:00

Yazarın ölümüSvetlana Boym

Hayatı ya da edebiyatı belli bir düşünce dizgesi içinde açıklamak, yaratım sürecinin de o kalıp içinde kalmasına yol açmaz. Yazar modernist ya da postmodernist olabilir ama bu, onun yazacağı romanın modernist ya da postmodernist olmasını gerektirmez. Gerektirmemeli. Kaldı ki bütün anlayışlar ve akımlar, içine doğdukları âna denk düşerken kendileri hiç değişmeseler bile zamanla farklı algılanmaya da başlar.
Svetlana Boym, ‘Tırnak İçinde Ölüm’de “Nasıl romantikler arzu ettiklerinden daha klasikçi, gerçekçiler de sandıklarından daha yanılsamacı idiyse modernistler de genellikle hayli gelenekseldir” diyor.
Modernizm 20. yüzyılın başında hemen önceki yüzyılın geleneksel gerçekçilik anlayışına göre yenilikçiydi. Biçime ve içeriğe ilişkin yepyeni bir anlayış getirmişken zamanla ve farklı kültürler içinde farklı anlamlar da kazandı. Modernizm neden sonra, özellikle Avrupa’nın 20. yüzyılın ortalarına doğru yaşadığı yıkım yüzünden asıl anlamını yitirmeye başlayıp yenilikçi özelliğini büsbütün yitirmeye başladı ama ne hayatı ne edebiyatı baştan ayağa anlatabilecek yeni düşüncelerin üretiminden yoksun olunuşu, belki de geçmodernizm olarak anlatılması gereken bir yeni modernlik durumuna yol açtı.

Bu konu bence bizim için hâlâ bir çerçeve sunuyor. “Modernlik sorunu edebiyat meselesinin kalbinde yer alır” diyor Svetlana Boym. Bu sözün anlamına bir adım geri çekilip bakınca, modernizmden önceki bütün anlatıların geleneksel kaldığı da görülür. Modernizmin başlangıçtaki büyükleri edebiyatın gerçek hayat kadar önemli olduğunu söylüyordu. Bunun asıl nedeni yazar ile yazdıkları arasındaki ilişkinin değişmesiydi, roman, içinden çıkmış bile olsa, artık gerçek hayattan da önemliydi.
‘Yazarın ölümü’ kavramı modernist edebiyatı anlatan temel kavramlardan biri olarak, gerçek olanla kurmaca olan arasındaki çatışmanın da çözümünü anlatır. Böylece her şeye kadir anlatıcının maskesi düşürüldü, yazarın gölgesi sığınacak bir limandan yoksun kaldı. Kurmaca dünyanın kendisi için var olma iradesi yazarın gözden kaybolmasına neden oldu.

Edebiyatın kendini yeniden yaratma süreci aynı zamanda o güne dek edebiyatın öğretici, yararlı, politik, ahlaki ölçütlerin etki alanından çıkarılması için de yeni yollar açmaya başladı. Edebiyat artık kan ve ter olmaktan çıkıp dilin yarattığı, kullandığı anlatım teknikleriyle kimlik kazanan bir gerçekliğe dönüşmüş, bununla birlikte o gerçeklik insanı canevinden yakalama konusunda kendisinden öncekilerden geride durmamış, yalnızca yollarını değiştirmişti. Hayata benzeyen edebiyatın önüne edebiyatın anlattığı hayatların geçmesi, modernizmi ayırt eden düşünme biçimini anlatır.
Bir de şu durumdayız: modernizm -ya da modernlik- kendi kaynaklarımızla açıklayamadığımız bir dünya, karmaşık bir edebiyat sorunsalı. Çünkü böyle kapsamlı bir çözümlemeye temel oluşturacak modern yapıtlar zenginliğimiz olmamış. ‘Aylak Adam’a kadar, kendini metinden uzaklaştırıp bütünüyle dışarıda tutan yazar kimliğiyle de pek ilgili değiliz. ‘Yazarın ölümü’ kavramı, ancak 1950 Kuşağı’nın yazdıklarıyla birlikte, bizdeki tanıklıklarıyla yaşanmaya başladı. Bu gecikme, metin içinde yazarın ve anlatıcının konumunun bugün bile sorun edilmediği bir edebiyat üretimine götürdü.
Bu yüzden yazınsal metnin iç biçim sorunlarını Roland Barthes, Paul de Man ya da Wayne Booth ile anlamaya, öteki edebiyatların örnek alınabilecek yazarlarının metinleri üstünden anlatmaya çalışıyoruz. Svetlana Boym’un benzetmesinden yararlanarak, eleştirinin, kurmaca metinle şu noktada ayrıldığını da belirtebiliriz: Kurmaca metin kendi kanıyla sulanıp saf bir yapıyla ortaya çıkarken eleştiri her zaman başkalarının kanıyla beslenen melez bir tür olarak var oldu.
Paul de Man örneğindeki gibi, eleştirmenin hayatındaki sorunlu kimlikler yazdıklarını lekeliyorsa, yazarın somut varlığını yok ederek okunabilir yazılanlar. Oysa kurmaca metinde yazarın ölümü, onun gölgesinden kurtulmaktan başka şey değil.

TIRNAK İÇİNDE ÖLÜM
Svetlana Boym
Şükrü Alpagut
Yordam Kitap, 2016
415 sayfa, 25 TL.

 

 






 

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR