scorecardresearch.com Sözün ve sözcüklerin yeri Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Sözün ve sözcüklerin yeri

Dostoyevski de bilmiyordu bugün nasıl okunacağını, Joyce da. Yaratıcı yazı, yazarından bağımsız, enerjisi onu yaratandan yüksek, her şeyi içine çeken bir uzam yaratır.

06.01.2017 06:00

Sözün ve sözcüklerin yeri

Eleştirinin, gereksindiği zamanın uzunluğu yüzünden öteki türlerden daha pahalı olduğunu pekâlâ söyleyebiliriz. Bir romanı çözümlerken o romanı yazarın bütün yapıtları bağlamında değerlendirmekle yetinmeyip aynı zamanda içinde bulunduğu kültürden aldığı etkileri de göz önünde tutmak... Epeyce zaman ve çalışkanlık gerektiriyor. Böyle almadan da gerçek anlamda eleştiriye ulaşmak zor.
Mihail M. Bahtin, ‘Söylem Türleri’nde, “Bir dönemin bütüncül kültüründen bağımsız olarak yapılan edebiyat araştırmaları ne kadar olanaksızsa, bir edebiyat olgusunu yaratıldığı döneme ve çağdaşlığa mahkûm etmek de bir o kadar ölümcüldür” diyor.
Yoksa yazar, neden sonra yazdıklarının nasıl değerlendirileceğini bilmiyor ve romanını yazdığı sırada içinde bulunduğu kültürün temel direklerinin arasından nasıl geçeceğini ve sonra nasıl okunacağını hesaplamıyor. Dostoyevski de bilmiyordu bugün nasıl okunacağını, Joyce da. Yazmak için yaşadıkları gerilimi de bir gün Dostoyevski ya da Joyce olacakları için yaşamadılar. Yaratıcı yazı, bu anlamda da yazarından bağımsız, enerjisi onu yaratandan yüksek, her şeyi içine çeken bir uzam yaratır. Biz onun esiri oluruz belki ama onun iplerini sonuna dek elimizde tutabilmek neredeyse olanaksızdır.
Okurun romanla ilk ilişkisi, meraklarına karşılık veren hikâyeyle arasında kurduğu köprüyle olur. Bazen metin uzatır bu köprüyü, bazen okur. Sonra orada kalmakla hikâyenin altını kazmaya başlamak arasında bir yol ayrımı çıkar. Birinde yürünüp gidilirken öbüründe dura kalka, düşüne taşına sürer okuma. Romanın bütün öğelerinin gizleri çözülürken dil için ayrı bir sayfa açılır. Orada anlatının, sözcük ve cümle bilgisi içinde oluşan söylemi ayrı bir katman oluşturur. Retoriğin kalıpları içinden sıyrılıp her yazarın kendine özgü biçimlerde dışavurduğu sayısız söylem, edebiyat metinlerinin başlıca yapımbiçimleri arasında tutulur.
Sözcük, anlamı taşıyan dil birimi, yazarın en önemli aracı. Bir başına bırakıldığında yansız ve yapay bir araç olmaktan kurtulamaz. Sözcüklerin ancak cümleler içinde kullanılıp metnin bağlamına yerleştikleri zaman anlamlarını çoğaltıp duygu kazandıkları üstünde duruyor Bahtin. Nasıl kullanıldıkları bu arada yazarın üslubunu belirtir. Bahtin, “Cümle görece tamamlanmış bir düşüncedir” diyor, böylece duyguları içselleştirmeye başlar. Demek tek sözcüklük cümleler, yazarın onlara duygu yüklediği yerlerde bir başlarına durmayı başarıyor ve görece tamamlanmış düşünce taşıyıcıları olarak da işlevler kazanıyor.
Niçin görece tamamlanmıştır cümle? Çünkü yazınsal metnin bütüncül yapısı içinden çekip alınan bir cümle, doğrudan taşıdığı anlamı ancak vermeye çalışır, böylece görece anlamına ulaşabiliriz. Metin içinde bulunduğu yere bakınca, taşıdığı doğrudan anlamı gördüğümüz gibi, varsa dolaylı anlamları da çözülmeye başlar. Artık cümle kendinden önceki cümlelerin rüzgârını almış, sonrakilerin anlamlarına dolaylı katkılar yapmaya başlamıştır.
‘Niteliksiz Adam’, “Atlantiğin üzerinde barometrik bir minimum vardı” cümlesiyle başlıyor. Burada okurken sınırlı bir anlamın yanı sıra çeşitli çağrışımlar da iletiyor mu bu cümle? Peki bir meteoroloji mühendisinden mi çıkmıştır bu söz? Romandan bütünüyle bağımsız okunduğunda ne anlattığını kavramak olanaksız. Oysa romanın sonra gelen hikâyesi, bu cümlenin gerçekte taşıdığı anlamı bütün boyutlarıyla ortaya çıkaracaktır. Demek bir söz, yazı diline cümle olarak geçer geçmez, konuşma dilinde taşıdığı anlamın çok ötesinde gizil güçler kazanıyor.
Kendine özgü sözcük seçimi, cümle yapısı, dil biçimi yazarı ayırt eden tipik özellikleri verir. Kendiliğinden değil elbette, yazarın da bu üç düzeye birden özel bir nitelik kazandırmasıdır onu kendine özgü kılacak olan.
Sonunda yazar kendi kişiliğine özgünlük vermek için yazmıyor. Yazıya özgünlük vermektir amaç. Yazar, yazacaklarını özel bir biçimde ortaya çıkarırken belli dil ve cümle biçimleri yaratmaya değil, anlamı en doğru biçimde veren dil ve cümle biçimlerini bulmaya çalışır. Asıl olan anlamdır yani, anlamı en uygun dil içinde vermektir. Sözcüklere ve cümlelere bütün duyularıyla dokunmadan yazdığı yazının ne olduğuna karar veremez yazar.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR