scorecardresearch.com Son söz, son tutku Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Son söz, son tutku

Altı kez evlenen ve ikinci karısını bıçaklayan Norman Mailer, on çocuğunun annesi Catherine’i döven Dickens, karısını bir av tüfeğiyle öldüren William S. Burroughs ya da karısını öldüren Althusser. Hanif Kureishi Son Söz’de böylesi bir yazarı anlatıyor.

28.03.2016 12:05

Son söz, son tutku

Dâhi yazarların sıradan insanlar olmadıklarını düşünürüz, sıradışı hayatlarına ilgi duyarız, hayal gücünün çılgınlıktan ya da delilikten beslendiğini sanırız. Genelde dahi sanatçılar hakkında böyle bir önyargı vardır; bunun ne denli doğru olduğunu bilemiyorum. Tanıdığım birkaç yetenekli yazar, sıradan hayatları ve monoton evlilikleriyle mutlu görünen insanlar ama tabii bir de ötekiler var, ancak uyuşturucu ve alkol ile yaratıcılığını harekete geçiren, intihara meyilli, ailesi için kabus ve birlikte yaşaması imkansız insanlar. İşte bunların hayatları kitaplara konu olur.

Altı kez evlenen ve ikinci karısını bıçaklayan Norman Mailer, on çocuğunun annesi Catherine’i döven Charles Dickens, karısını bir av tüfeğiyle öldüren William S. Burroughs ya da karısının boğazını sıkarak öldüren Louis Althusser ilk aklıma gelenler. Hanif Kureishi yedinci ve yeni romanı Son Söz’de böylesi bir yazarı anlatıyor. Mamoon Azam adlı karakteri kurgularken Nobel ödüllü yazar V.S. Naipaul’un skandal dolu yaşamını örnek aldığı sanılıyor.

Yaratıcılık/delilik
Mamoon yeryüzündeki tüm edebiyat ödüllerini kazanmış, aşırı yetenekli yaşlı bir yazar. Hint asıllı Britanyalı yazar kendini beğenmiş, geçimsiz, “adi piç, zampara, yalancı, cani ve muhtemelen katil” olduğu sanılan, “tam bir haz hırsızı” olarak betimlenen bir yazar. Ancak Mamoon, artık eskisi kadar ilgi görmeyen, kitapları okunmayan bir yazar. Editörü Rob, yazara yeniden ilgi duyulması ve kitaplarının yeniden satması için yazarın tüm karanlık yönlerinin anlatıldığı bir biyografi yazması için Harry adında genç bir yazarı görevlendiriyor.

Aslında hayranlık duyduğu bir yazarın karanlık yüzünü anlatmak ilk başta Harry’e ters geliyor fakat Mamoon’un kendinden yirmi yaş genç İtalyan karısı da bu biyografinin yazılmasını destekliyor çünkü genç ikinci karısı para harcamayı, büyük davetler vermeyi, şık giyinmeyi ve alışveriş yapmayı seven bir kadın. Eserlerinin yeniden ilgi görmesini, kocasının eskisi gibi para kazanmasını istiyor. Biyografiyi yazmak üzere Harry’i kırdaki büyük evlerine davet ediyor.

Son Söz bu biyografinin yazılış öyküsünü anlatıyor. Harry fazla akıllı olmayan, bir zamanlar mankenlik yapmış güzel nişanlısını Londra’da bırakıp Mamoon ve karısının yanına yerleşiyor. Mamoon’un alkolik ve intihara meyilli ilk karısının günlükleri, Kolombiyalı eski metresinin tanıklığı, evde çalışan hizmetkârların anıları ve mektuplar üzerinde çalışırken bir yandan da Mamoon ile söyleşiler yapıyor. Zamanla Harry ile Mamoon çekişmeli bir rekabete girişiyorlar, tenis ile başlayan fiziksel rekabet daha sonra etraflarındaki her kadını baştan çıkarmaya dönüşüyor. Harry bir günde beş kadınla yatmış olmakla övünürken, Mamoon’un da gizli cinsel yönelimleri ortaya çıkıyor. Roman bir noktada, ne kadar günah, o kadar sanat değeri yüksek; ya da ne kadar skandal o kadar satış ekseninde ilerliyor. Aşırılıklara karşı duyulan bir ilgi ile ilerliyor Harry’nin araştırmaları. Hep daha kötü, daha sansasyonel, daha sapıkça bilgiler peşinde.

Hanif Kureishi’nin biyografinin nasıl olması, yazı sürecinin nasıl işlediği, bir hayatın nasıl okunur kılındığı gibi konulara eğilmesi, kitabı bir üst metne dönüştürüyor. Son Söz bana biraz Selim İleri’nin Bu Yalan Tango (Everest, 2010) romanını çağrıştırdı. İleri’nin romanında da genç bir yazar doksan yaşına basmak üzere olan bir yazar ile nehir söyleşi yapıyordu. O romandan aklımda kalan: yaşlı yazar için romanları, en az yaşadıkları kadar gerçeklik taşıyordu. Kurgu ile gerçekliğin birleştiği bulanık alan. Yazar için en büyük aşk, yazdığı bir aşktı, yaşadığı değil. Kureishi de benzer bir noktaya dikkat çekiyor, yaşlı Mamoon “kelimelerle mumyalanmış” bir hayattan söz ediyor. Okurları onu kadın düşmanı olarak görüyorlar çünkü romanlarında kadın düşmanı erkek karakterler yaratıyor. Yazarla yazdıklarını birbirinden ayırmaktan aciz bir çağ olarak bahsediliyor günümüzden. “Harry sanatçıların sıradan insanın lanetlenmesine yol açacak kusurlardan muaf tutulması gerektiğini bilecek kadar sanatsever biriydi. Sanatçı herkesin temsilcisiydi (...) Ama Harry okurlara bir çıkarcıdan ziyade düzgün bir adam sunarsa kimse ona inanmazdı. Kimse bunu istemezdi: gerçek bir sanatçının nefret, hararet ve tutkusunun yanına bile yaklaşamazdı bu.” Bu noktada Kureishi şunu da düşünmemizi istiyor belki, romanlar sayesinde (ya da yüzünden) alıştığımız aşırılıkları yazarın hayatında da görmek istiyoruz. O romanların altında yatan hayalgücünün boş olmadığını görmek, hayattan beslendiğini düşünmek istiyoruz.

Romanda belki de hoş olmayan şeylerden biri, roman kahramanı kadınların ortak bir çıkarcılıkta buluşmaları. İnandırıcı gelmeyen şeylerden biri bu bu romanda. Sonunda kadınların bir haremde gibi uyum içinde yaşamaya başlamaları, her birinin diğer kadınlardan biriyle aldatıldığını görmezden gelmeleri, hatta anlamamaları mümkün olmayan bu duruma göz yummaları. Erkekler karakterlerinden hiç ödün vermeye niyetli olmadıkları, çekişme ve nefret dolu ortamda yaşarlarken, kadınların tam da onların aksine böylesine edilgen davranmaları, her birinin küçük rollere boyun eğişleri garip geliyor.

Romandaki olumlu şey ise çok sıkı dokunmuş bir kurguya sahip olması. Shakespeare oyunlarında en küçük rol bile nasıl kurgunun bütünlüğü için önemliyse, Kureishi’nin romanında da aynen öyle. Her karakter kurgunun gelişimi için zorunlu, her birinin kişiliğinin farklılıkları olayların ilerlemesine katkıda bulunuyor. Böylesi bir bütünlük ve sıkı dokuma romana ayrı bir tat veriyor. Hanif Kureishi romanlarından çok senaryolarıyla ünlü bir yazar. Benim Güzel Çamaşırhanem’in yazarı olarak tanıdı dünya onu ilk olarak. Bu yeteneği romanda çok güzel diyaloglar yazmasına neden oluyor.

SON SÖZ
Hanif Kureishi
Çeviren: Ahmet Ergenç
Everest Yayınları, 2016,
296 sayfa, 20 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR