scorecardresearch.com Selçuk Baran’ı anımsamak, anımsatmak Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Selçuk Baran’ı anımsamak, anımsatmak

Bazı yazarlar var ki köşelerine çekilirler, okunmalarını, seçilmelerini beklerler ama bunun için de bir çaba göstermezler. Selçuk Baran bu soy yazarlardan biriydi.

18.11.2016 06:00

Selçuk Baran’ı anımsamak, anımsatmakSelçuk Baran

Bir çok okur kitapçıya uğrar, raflar arasında dolaşır, seçimini yapar, kitabını alıp gider. Bazı okurlar da kitaplarını internetten sağlarlar.
Ben gezenlerdenim. İşim gücüm bu olduğu için de vaktim vardır hep.
Kitapçıya girdiğimde sevdiğim, bildiğim bir yazar, şair hakkında kitap bulduğumda öylesine mutlu olurum ki, yeni bir dost kazanmanın, ya da bir dostu anmanın hazzını yaşarım.
Bodrum’da bir kitapçıda Ömer Solak’ın Selçuk Baran Öykücülüğü (*) adlı bir kitabına rastladığımı yazmıştım. Güncelin peşine düştüğümden kitabı ancak bu hafta yazabiliyorum.
Kitabın kapağındaki adın altında bir söz:
“Çıt çıkarmayan bir ağlayış gibi...”
Ömer Solak’ın biyografisini, kitaplarını öğrendim, bu kitaptan sonra onun dikkatli bir okuru olacağım.
Ömer Solak’a bu kitap için teşekkür ediyorum.
Çok bilinenleri, çok okunanları yazanların da emekleri elbette övgüye değer, ama az okunan, az bilinen yazarlar üzerine yazmak, incelemek, onların daha çok kişi tarafından okunmasını sağlamak benim için daha da çok övgüye değer bir çaba.
Bazı yazarlar var ki köşelerine çekilirler, okunmalarını, seçilmelerini beklerler ama bunun için de bir çaba göstermezler. Selçuk Baran bu soy yazarlardan biriydi.
Eleştirmenlerin, kitap üzerine yazanların görevinin her zaman bu yazarlar üzerine yazılan kitapları tanıtma görevini üstlenmelerini yineler dururum.
Önsöz’den alıntılayacağım bazı satırlar hem kitabın içeriği hem de yazarın kişiliği üzerine özet bilgiler veriyor:
“Selçuk Baran’ı ve öykücülüğünü değerlendiren hemen bütün kaynaklar, onun yeterince tanınamadığı üzerinde durur. Gerçekten de ilk olarak 1968’de çeşitli dergilerde yayımlamaya başladığı öykülerden itibaren 1993’e kadar düzenli olarak edebi ürünlerini yayımlayan Baran, bugün için bile az bilinen bir kalemdir. Bunun sebepleri, yazarın edebiyat hayatının seyrinde saklıdır. Yazar, 1993 yılında okura ulaşamadığı gerekçesiyle eser yayımlamaktan vazgeçmiş ve kendisini bütünüyle unutuluşa terk etmek istemiştir. Az bilinirliğin bir başka sebebi ise kanaatimizce üzerinden henüz yeterli vakit geçmediği için, onun Türk öykücülüğüne katkısı hakkında bir kanaat oluşmamasıdır.
Baran hakkında, ölümünden sonra arkadaşı Ülkü Uluırmak tarafından yazılmış ve çeşitli mektup, günlük ve yazıları bir araya getiren ‘Haziran’dan Kasıma’ adlı kitap dışında müstakil bir kitap bulunmamaktadır. Öykücülüğü ise yazarın birkaç öyküsüne yönelik sınırlı sayıdaki eleştiri yazısı dışında, hemen hiç çalışılmamıştır. Bu çalışma ile daha önce müstakil bir çalışma yapılmamış Selçuk Baran öykücülüğünün bütün cepheleri ortaya konulmaya çalışılacaktır.”

RUH İKİZİ YALNIZLAR
Solak’ın yukardaki alıntıda belirttiği gibi metinle hayat öyksü arasındaki etkileşimleri gözönüne alması, Selçuk Baran gibi yazarlar için doğru bir yöntemdir.
Ayrıca bu tür incelemelerin bir amacı da yazarın yeniden okunmasını gündeme getirmektir.
Sütunumun adına uygun bir doğrultuda, Solak’ın kitabını varakladım.
Kısa okumada dikkatimi çeken bölümlerden söz edeceğim özellikle.
Kitabın içeriğini aktarmalıyım önce: I. Bölüm: Hayatı, Mizacı ve Edebi Kişiliği, Eserleri/ II. Bölüm: Selçuk Baran Öykücülüğüne Genel Yaklaşımlar, Öykülerin Biçim ve İçerik Özellikleri/ Sonuç/ Kaynaklar/ Ekler.

Selçuk Baran’ın Günlüğünden bir cümle:
“1 Aralık 1968 tarihli günlüğünde ‘İşçinin, köylünün, küçük adamın öyküsü yazıldı. Kitle insanınki yazılmadı henüz. İşçi, memur, yüksek aydın olarak, maddi amaçlarla güçlükler insanının öyküsü romanı, dramı yazılmadı daha’ diyen Selçuk Baran, sanatın toplumsal olandan çok bireysel olana yöneltir. Ama yine de o, topluma sırtını dönmüş bir yazar değildir. Aslında anlattığı toplumsal hayattaki büyük aksaklıkların bireyin yaşantısında ve ruh dünyasındaki yansımalarıdır. Bunu gösterebilmek de sanatın toplumsal tarafına hizmet etmek demektir.”
‘Man in the Modern Age’ kitabında Karl Jaspers yalnız insanlar arasında bir bağ olduğunu yazmıştı. Belki de edebiyatta ‘ruh ikizi’ sözü kullanılabilir.
Solak, bu katıldığım saptamayı yapıyor:
“Türkan Hanım’ın Ölümü öyküsü ile Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı arasındaki benzerlik, her iki esere de inen apolitik tavır ve dönemin başat toplumcu gerçekçi çizgisine uzak oluşlarıdır. Atay, kendisine yöneltilen, neden döneminin kırsal kesim sorunlarına yoğunlaşan veya kentin ezen-ezilen ilişkilerini anlatan romanlarından birini yazmadığı yolundaki eleştirilere: ‘Ben kahramanlarının iplerini istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük romancıların yeteneklerinden yoksunum. Roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazariyelerim, onları peşinden koşturacağım büyük ülkülerim yok’ diyecektir.”

İHMAL EDİLMİŞ BİR YAZARI OKUMA DAVETİ
Benim okuduğum, okunmasını da salık vereceğim bölümlerden biri; ‘Yazarlığa giden süreç’ ile ‘Sanat Anlayışını Besleyen Kaynaklar.’
Elbette bir yazar üzerine çalışanın Türk edebiyatını bütüncül bir yapı içinde bilmesi gerektiğini vurgularım. Çünkü karşılaştırmalı olmayan bir çalışma, yazarı, çevresiz, toplumu olmayan bir kişiye çevirir.
Yazar dostlukları bölümüne ben bu anlayışla bakıyorum.
Bilge Karasu için söyledikleri, Bilge’nin kişiliğini özetliyor:
“Hep havadan sudan konuşurduk. Ama çok şey söylemiş gibi olurduk. Çünkü onunla birlikte olmak bile yeterdi, konuşmasa da olurdu.”
Aşağıda sözünü ettiği yöntemin bazı yazarlar için zorunlu bir tercih olduğu kanısındayım:
“Bir yazarın kişiliğinden hareket ederek eserini anlamlandırmaya çalışmak, kimi eleştiri yaklaşımlarında bir yöntem olarak öne çıkar.
Selçuk Baran gibi hayatını edebi eserinin malzemesi yapmaktan çekinmeyen birisi için böyle bir durum özellikle gerekli olabilir.”
İhmal edilen bir yazara okuma davetidir bu kitap .
İyi bir öykücü hakkında iyi yazılmış bir çalışma.

SELÇUK BARAN ÖYKÜCÜLÜĞÜ
ÇIT ÇIKARMAYAN BİR AĞLAYIŞ GİBİ...
Ömer Solak
Kesit Yayınları,
448 sayfa, 30 TL.

 

 

 

 

 

 

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR