scorecardresearch.com Portakalların 100 yılı Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Portakalların 100 yılı

Portakal Yüzyılı muhakkak ki tasarlanmış bir söyleşi. Evet, Raffi Bey dağarcığını ortaya döküyor çok önemli bilgiler, tecrübeler ve anılar paylaşıyor bizimle. Ama bir yandan da bütün hatıra kitaplarında olduğu gibi kendi tarihini bizzat kendisi yazıyor.

26.02.2016 10:00

Portakalların 100 yılı

Raffi Portakal ile her görüştüğümde bilgisinden, birikiminden ve yaşam sevincinden beslendiğimi hissederim. Bence onun Türkiye için ne anlama geldiğini şu iki anım gayet iyi anlatıyor. İlki bundan yaklaşık 10 yıl önce, 2007’de, Nişantaşı’ndaki Portakal Sanat ve Kültür Evi’nde açılan Sarkis sergisi sırasında geçiyor. Biz Sarkis’le içeride bir yere çekilmiş sergi hakkında röportaj yaparken birden galeri tarafından Raffi Portakal’ın haykırışları gelmeye başlıyor. Bir şeyler oluyor, ama ne? Ben dünya çapında bir çağdaş sanatçıyla yaptığım söyleşiyi tabii ki kısa kesmek istemiyorum. Söyleşiyi bitirip çıktığımda öğreniyorum ki duyduğumuz Raffi Bey’in sevinç nidalarıymış. Sebebi ise gençlik yıllarında sattığı ‘harika bir Avni Lifij’in geri gelmesi… Raffi Portakal’ın hem çağdaş sanatı hem de klasik Türk resmini aynı anda ve aynı coşkuyla ağırlayan bir sanat galericisi olduğunu aklıma kazıyan bir anı bu.  Diğeri ise onun antikacı esnafı geleneğine olan bağını, bu geleneği bilgisi ve çevresiyle nasıl daha üst bir noktaya çektiğini hatırlatıyor… Bir yaz günü. Bu kez Nişantaşı’ndaki dükkânın önünde oturmuş dondurma yiyoruz... O sırada bir eski eser geliyor. Raffi Bey şöyle bir bakıyor ve ‘Bu çok eski bir dua kasesi’ diyerek bize içindeki yazıları gösteriyor. Sonra da cep telefonunu çıkartıp Türkiye’nin en zenginlerinden birini arıyor. Ön adıyla hitap ettiği bu genç koleksiyoncu, akşam beşte gelip ‘ilgisini çekecek kaseyi bir görmeye’ karar veriyor…

Gerçekten de müzayedeci ya da galerici olmanın ötesinde Türkiye kültür dünyasının en ilginç kişiliklerinden biri olan Raffi Portakal’ın anlatacak çok şeyi var. Hem eski eşyaları, sanat eserlerini alıp satan bir ailenin üçüncü kuşaktaki temsilcisi olduğu, yani 100 yıllık bir birikimi taşıdığı, hem de Türkiye’nin hızlı değişimlerine, sert iniş ve çıkışlarına bizzat şahitlik ettiği için. Ama anılarımı yazmaya hiç niyetlenmedim’ diyen Raffi Bey’in hatırladıklarını aktarmaya hiç niyeti yoktu. Neyse ki Portakal Sanat’ın 100. Yılı dolayısıyla hazırladığı bir dizi kitap hazırlamaya karar verdiler,  biri de bir nehir söyleşi oldu.

Pek çok üstünlüğüyle dikkat çeken bir söyleşi kitabı bu. Her şeyden önce soruları Enis Batur soruyor. Tasarımı ise Bülent Erkmen yapmış.  Enis Batur hem Raffi Portakal’ın ailesinin hikâyesini eksiksiz anlatmasını sağlamaya çalışıyor hem de soruları ve bölüm başlarında yazdıklarıyla Türkiye’de toplumsal değişimin hikâyesini ev ve eşyalar aracılığıyla işaret ediyor. Sunuş yazısında, bu özelliğiyle şöyle özetliyor: Yervant Bey 1914 yılında müzayede işine girişmiş, oğlu Aret Portakal mesleğin önde gelen figürlerinden biri olarak kayda geçmiş, torunu Raffi Portakal yarım yüzyıldır devraldığı bayrağı kurumsallaşma sürecine oturtmuş, dördüncü kuşaktan Maya Portakal Bitargil ile aile geleneğini sürdürüyor. Tamıtamına yüzyıla erişen bu serüvenin yarı belgesel yarı romanesk çatısını Raffi Portakal’ı soru yağmuruna tutarak eşelemeye, sonra da ortaya çıkan yüksek debili söz akarsuyunu dallara ayırıp kurgulamaya çalışırken onu gördüm: Ev ve eşya, insan hayatının, ama yoksul ama zengin, candamarları.

Ev müzayedelerinden balo salonlarına
Son Osmanlıların da bu dünyadan çekildiği zamanlarda köşklerde ve yalılarda düzenlenen ‘ev müzayedeleri’ni anlatarak başlıyor kitaba Raffi Portakal. Bizzat dedesinin, babasının düzenlediği müzayedelerde satılan antikaları, bazısı bugün bile çok iyi bilinen heykelleri, resimleri ve evleri ve o evlerde yaşayan insanları anlatıyor. Tabii yalılardan çıkan eşyalarla evlerini donatan Cumhuriyet’in yeni zenginleri bu hikâyenin ilk alıcıları. Zamanla maddi -manevi birikimleri arttıkça bu insanlar ‘güzel eşyalara’ olan meraklarını koleksiyonlar yapmaya doğru ilerletecektir. Portakalların dükkânına gelip giden, kimi zengin kimi değil, kimi çok bilgili kimi sadece meraklı pek çok insan var bu anlatının içinde. Raffi Portakal büyük sırlar vermiyor, biz gazetecilerin üzerine atlayacağı sansasyonel hikâyeler anlatmıyor. (En sansasyonel hikâye, çok sevdiği dostu Komet’in deli dolu gençlik yıllarında Portakallar’ın evinin tuvaletinde uyuyup kalması hakkında…) Sansasyon yok, ama dikkatli sanat tarihçilerinin, bu ülkede müzeciliğin, koleksiyonculuğun tarihini yazacak olanların mutlaka ilgisini çekecek çok önemli detaylar var. Mesela Şeker Ahmet Paşa’nın Meyveli Natürmortu’nun 1961 yılında Teşvikiye Palas’ta, Rabia Çapa’nın annesi Vuslat Sadıkoğlu tarafından bin liraya alınması. Ve aynı resmin elli yıl sonra, bir başka sahibi tarafından tam ‘2 milyon dolara’ satılması. “Bizim dünyamızda asıl öykü bu!” diye anlatıyor Raffi Portakal… Tabii Osman Hamdi Bey’in çok güzel bir tablosunun Kuranları yerde gösterdiği için satılamaması, evinde Dubuffet’ler Monet’ler olan en eski koleksiyoncular, Şevket Rado koleksiyonundaki 17 İbrahim Müteferrika kitabını kimin nasıl aldığı gibi sayısız bilgiyi de bu kitaptan ediniyorsunuz. Raffi Bey’in hatıralarında Sakıp Sabancı ve kurduğu koleksiyonlar çok önemli yer tutuyor. Dünyada pek çok saygın müzede sergilenen, daha sonra Sakıp Sabancı Müzesi’ne dönüşen bu koleksiyonun ve müzenin nasıl oluştuğu uzun uzun anlatılıyor.

Portakal Yüzyılı muhakkak ki tasarlanmış bir söyleşi. Evet Raffi Bey dağarcığını ortaya döküyor çok önemli bilgiler, tecrübeler ve anılar paylaşıyor bizimle. Ama bir yandan da bütün hatıra kitaplarında olduğu gibi kendi tarihini, bizzat kendisi yazıyor. Kitapta bütün dostların gönlünün gözetildiğini, akrabaların, arkadaşların, önemli koleksiyoncuların adlarının kitapta yerini aldığını hissediyorsunuz.  Bu yanıyla bir tür rehberi gibi kitap. Ve dolayısıyla, okuyan kişide koleksiyon kurmaya, sanat ve hatta antika almaya yönelik merak uyandırdığı da aşikâr.

Üzerinde Enis Batur gibi bir ‘titiz’in imzası olan kitaba kusur bulmak mümkün değil. İçeriğiyle, kâğıdı ve tasarımıyla, sondaki ekler bölümünde yer alan okuma parçalarıyla, ‘mükemmel’ bir kitap. Keşke bir de indeksi olsaymış, demekten de kendimi alamayacağım.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR