scorecardresearch.com "Polis bariyerine kurutmalık biber asan teyzeler umudu diri tutuyor" Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

"Polis bariyerine kurutmalık biber asan teyzeler umudu diri tutuyor"

Yazar Murat Özyaşar, Diyarbakır'da gündelik hayatı artık tek kelimenin, "savaş"ın belirlediğini söylüyor: "Polis bariyerine 'kurutmalık biber' asıp tüm iktidar aygıtlarını allak bullak eden teyzelerin güzel aklı ise umudu diri tutuyor."

04.01.2016 12:25

"Polis bariyerine kurutmalık biber asan teyzeler umudu diri tutuyor"

Diyarbakırlı bir yazar Murat Özyaşar, çatışmaların tam kalbinde tanık olduklarını tek bir cümleyle özetliyor: "Son bir aydır ne zaman biteceğini bilmediğimiz bir 'karanlığa' bakıyoruz pencerelerimizden."

Ayna Çarpması adlı ilk kitabıyla 2008 Haldun Taner Öykü Ödülü ve 2009 Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazanan Özyaşar'ın bölgeye dair izlenimleri şöyle...

Gündelik hayat nasıl gidiyor? Gündelik, rutin hayatı sürdürmek hâlâ mümkün mü?
Gündelik hayatın tek bir belirleyeni var: Savaş!

O gün için kaç ekmek almanız gerektiğini siz değil; sokakta geçen toma, akrep ve kirpi gibi askeri araçların sayısı, tankların, topların, mermilerin sesi, bir dağın kandilini söndürmeye kalkan savaş uçaklarının gürültüsünün şiddeti belirliyor. Üstelik sadece alacağınız ekmek sayısını da değil, ekmek almaya giderken kullanacağınız güzergâhı, o güzergâhta aklınıza gelenleri, aklınızdan geçenlerle başınıza gelecek olanın mutlak ittifâkını, kalbinizin ritminin hızını da belirleyen tek bir şey var: Savaş!

Bu sözcüğün yerine başka bir sözcüğü ikâme ettiğimizde ise her şeyin değişeceği aşikâr. “Acz” sözcüğüyle “mucize” sözcüğü aynı köktenmiş, bugünlerin mucize sözcüğü ise: Barış!

Gündelik hayat diyorduk değil mi: İçinde devletin ve isyanın geçtiği uzun bir cümle!

Çevrenizde neler olup bitiyor, evinizin penceresinden görünenleri, salonunuzda duyulanları, size anlatılanları bizimle paylaşır mısınız?
Son bir aydır ne zaman biteceğini bilmediğimiz bir “karanlığa” bakıyoruz pencerelerimizden.

İnsanlar sabah sabah Ortadoğu’yu, akşam akşam yine Ortadoğu’yu konuşuyor. Çünkü savaşın bitip bitmeyeceğinin Ortadoğu’nun durumuna bağlı olduğunun herkes farkında. Sözün hâkim olduğu bir coğrafyada yaşamak ise herkesin dileği.

“İstikrâr”la büyüyen tek yerin mezarlıklar olduğuna tanıklık etmek kaygı verici. Polis bariyerine “kurutmalık biber” asıp tüm iktidar aygıtlarını allak bullak eden, belki de özerkliğini en önce ilan eden teyzelerin güzel aklı ise umudu diri tutuyor. 

Herkesin dudağında ise yanıtı o belirsiz soru var: N’olacak?

Bir yazar, sanatçı için bunlar nasıl günler. Bu yaşadığınız durumda, sokağa çıkma yasakları ve silah sesleri altında yazmak mümkün mü, nasıl yazılıyor?
Dilin canlı bir varlık olduğunun, sözcüklerin doğup yaşayıp öldüğünün, kimi zaman da anlam kaybına uğradığının öğretildiği bir dersten çıkıp, Diyarbakır’da anne ve babaların boynu büküklüğüne bakınca, savaşın sözcüklerin anlamını da değiştirdiğini görmek mümkün. Çünkü “Kimdir artık öksüz” sorusuna “öksüz artık annesi ölen çocuk değil, savaşta çocuğu ölen annedir.” “Peki kimdir artık yetim” sorusuna “yetim artık babası ölen çocuk değil, çocuğu savaşta ölen babadır,” dediğimiz günlerden geçiyoruz. Sözcüklerimizin anlamı değiştiğine göre, yazgımız ve yazımız da bundan nasibini alacaktır.

Türkçenin ötekilerini düşünüyorum kaç zamandır. Türkçeye imge dilini katan Yahudi Bilge Karasu’yu, Türkçeye destan dilini katan Kürt Yaşar Kemal’i, “o yıllarda ülkemizde çeşitli hükümlerle, yetmiş iki dilden ikisi yasaklanmıştı: ikincisi Türkçe” diyen Zaza Cemal Süreya’yı.  Ve Türkçenin bütün ötekilerinin Türkçeyi kullanma biçimindeki “aşırılıkları”nı…

Bu şair ve yazarların dili nasıl da hassasiyetle kazdıklarını, buna mecbur hâllerini düşünüyorum.

Sonra da dili kazmakla toprağı kazmak arasındaki fark nedir diye sorup duruyorum.

Siz bir entelektüel, yazar olarak ne hissediyorsunuz? Geleceğe nasıl bakıyorsunuz?
Kara, karanlık günlerden geçiyoruz. Ateşin düştüğü bir karanlık bu. Ve ateş düştüğü yeri aydınlatır, diye düşünüyorum.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR