scorecardresearch.com Kaynaklarımızı bulmadan nereye Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Kaynaklarımızı bulmadan nereye

Eco’nun ‘Edebiyata Dair’indeki yazıları okumak, düşüncelerimi bilisizlikler içinden çıkarmakta yardımcı olurken epeyce de can sıkıcı...

30.12.2016 06:00

Kaynaklarımızı bulmadan nereyeUmberto Eco

Umberto Eco’nun şu sözünü bu topraklardaki varlık sorunsalını anlamak için bir çıkış noktası olarak alabiliriz: “Homeros olmadan Yunan uygarlığının, Luther’in İncil çevirisi olmadan Alman kimliğinin, Puşkinsiz Rus dilinin, kuruluş şiirleri olmadan Hint uygarlığının halinin ne olacağını düşünelim.” Dante olmadan İtalyan dilinin ve kimliğinin ne olacağını da düşünerek...
Peki bizim köklerimize doğru gidersek, varsa bir kimliğimiz ve kültürümüz, nereden gelmektedir? Sağlam bir kaynağın varlığından söz etmek zor. Üstelik bazen bileşenlerine ayrılması zor bir çokkültürlülük de var. Geçmişe dönük suskuların tümünün bilgelikten değil de bilmemekten geldiğinden de kuşku duyabilir miyiz? Bu, şununla da ilgili: Ortaçağ’ın büsbütün karanlıktan oluştuğunu sananlar, kendi ortaçağımızın ne olduğunu da düşünmemiştir.
Türkçe edebiyatın klasiklerinin neler olduğu sorusuna yanıt arayan geniş bir kamuoyu düşüncesinin ortak paydası büyük bir ağırlıkla 20. yüzyıl edebiyatıyla anlatılıyorsa köksüz ve kuşaksız olduğumuz sonucu mu çıkar bundan? Başka ne çıkar bilmiyorum ama yanıt verenlerin uzaklığından çok, geçmişin karanlıkta kalan yüzünün bize yeterince ışık vermemesinden olmalı. Yunus Emre Divanı ile yüzümüzü yıkamaktan iyi ki hoşnutuz ama sonrası belli ki kararsızlık. Nedir, Dede Korkut Kitabı, Seyahatname ya da Fuzuli Divanı mı var bir de. Onlar da var ama hangisini yanı başımızda tutabilecek kadar içselleştirdiğimizi sormaya cesaret edemiyoruz.
Eco’nun ‘Edebiyata Dair’ kitabındaki yazıları okumak, düşüncelerimi bilisizlikler içinden çıkarmakta gene yardımcı olurken epeyce de can sıkıcı. Acaba onun yazdıklarının yanına koyabileceğimiz bir akla niçin sahip değiliz?
Anna Karenina gibi roman kahramanlarının içinden doğdukları metnin dışına, dolayısıyla kendi zihnimizin sınırlarının ötesine geçip metinden metne göç ettiklerini söylüyor Eco. Onun yazdıkları da zihnimizin sınırlarını aşıp kim bilir nereden nerelere göç ediyor ve dolaştığı yerlerdeki okurları ve yazarları nasıl etkiliyor.
Belki kurmaca olanla düşünsel olanı birbirinden ayırmak gerekir. Romanlarda yaşanan hayatların bizim için inandırıcı oluşu az şey değildir. Kurmaca dünyalar içinde, gerçeküstü olanın bile bize gerçekmiş gibi görünmesinde bir büyü olduğu kuşkusuz. Eco da birçok örnek arasında, sözgelimi Werther’in intiharı için makul bir neden bulmaya çalışırken şu yaşadığımız hayatta birisinin benzer nedenlerle intihar etmesini delilik bulacağımızı belirtiyor. Gerçek hayatta yaşadıklarımız ve tanık olduklarımız bize saçma, aptalca gelir ve gitgide sığlaşırken romanlarda kurgulanmış hayatların bize güçlü ve inandırıcı gelişi tuhaf değil mi?
Yüz yıl önce edebiyatın gerçekten daha güçlü olduğunu söyleyenlerin yaptığı karşılaştırma kurmacanın olanaklarını anlamak içindi, oysa aynı sözler bugün hayatın tuttuğu karanlık yeri anlatıyor ve edebiyata duyulan gereksinimin çok daha yalın bir gerçek olduğunu gösteriyor.
Üstelik romanlarda anlatılanları kendi zihnimizde yeniden ve yeniden canlandırma tutkusu, tek sözcüğü değişmeden masamıza gelen romanları yeniden ve bazen birçok kere okumamıza engel değil. İyi okurların aynı romanları yeniden okuması gibi, birbirinden hiç etkilenmediğini söyleyen yazarların da birbirlerinin rüzgârına yüzlerini tuttuğu kuşkusuz. Eco, Joyce ile Proust arasında bir etki ilişkisinin olmadığını, çünkü yalnızca bir kez karşılaştıklarını belirtirken de iki yazarın birbirine baktığını hissettiriyor.
Kimden etkilendiğimizi, yazdığımız bir sözün rüzgârını kimden aldığını hiç göremediğimiz zamanlar olur. Orada öykünme değildir yapılan, öykünü bile isteye yapılır, oysa etki kendiliğinden gelip yapışır zihnimize, sözcüklerimize, ruhumuza. ‘Gülün Adı’nda Dimitri Mrezkovskij’in tarihsel romanlarının etkisinin saptanması, yazarken hiç aklına gelmemiş de olsa, o romanları 12 yaşındayken okuduğunu hatırlatıyor Eco’ya.
Hangi yazar yaşamamıştır böyle anları. Kendime hiç de yakın görmediğim yazarlar var, Beckett gibi ya da çok sevmekle birlikte bambaşka bir roman anlayışında olduğumu düşündüğüm Yaşar Kemal gibi. Oysa birinin ruh, ötekinin yazı dili, elbette bir yerlerden sızar yazdıklarıma. Hangi yazar, daha bir çekirdek halindeyken kendi doğum yatağını hiçbir yardım almadan hazırlayabilir ki.

EDEBİYATA DAİR
Umberto Eco
Çeviren: Betül Parlak
Can Yayınları, 2016
400 sayfa, 29.5 TL.

 

 

 

 

 

 

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR