scorecardresearch.com Kafka’nın aşkları ve acıları Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Kafka’nın aşkları ve acıları

Jacqueline Raoul-Duval, ‘Ebedi Nişanlı Kafka’da, Kafka’nın gerçek aşk hikâyelerini bir roman gibi anlatmış. Felice Bauer ile beş yıl boyunca yaşadıkları, Kafka’nın birden derinleşen tutkusunun karşı konması güç yoğunluğunu gösteriyor.

11.11.2016 06:00

Kafka’nın aşkları ve acıları

Kafka, Gregor Samsa ile birlikte, bulunduğu ânı benzersiz bir dönüşüme uğratırken hemen ondan önce ortaya atılan olağanüstü yenilikleri de gölgede bırakıyordu. Ortaya düş ile gerçeği birbirine geçiren öyle bir kurmaca biçimi koymuştu ki, onu kavrayanların elleri o sabahtan sonra titremeye başlamış olmalı.
Max Brod, Kafka’yı ilk gördüğünde bir Dostoyevski kahramanıyla karşı karşıya olduğunu düşünmüş. Daha ilk karşılaşmalarında fazlasıyla etkileyici bir hayalet gibi görünüp kayboluşu, sonra yanı başından hiç ayrılmayan Max’ın aklından hiç çıkmamıştır. Duruşu, düşünceleri ve yaşam biçimiyle çevresindeki gençlerden çok farklıydı Kafka. Baş edilmesi zor kişiliği, sevgililerini, belki onlardan da önce, yanından hiç ayrılmayan Max’ı zorlamıştır.
Jacqueline Raoul-Duval, ‘Ebedi Nişanlı Kafka’da, Kafka’nın gerçek aşk hikâyelerini roman gibi anlatmış. Felice Bauer ile beş yıl boyunca yaşadıkları, Kafka’nın birden derinleşen tutkusunun karşı konması güç yoğunluğunu gösteriyor. Elinizi soktuğunuz zaman geri alamadığınızı anladığınız anda, onun çekim alanından kurtulmanın güçlüğünü de hissetmeye başlamışsınız demektir. Günleri her zaman düzenliydi ama sarsılarak yazdığı mektuplar, Felice’den Milena’ya, Kafka’nın kısa ömrünü sanki birkaç kere yaşadığını gösteriyor.

Tam da Felice aşkının derinleşmeye başladığı günlerde ‘Dönüşüm’ doğar. Gördüğü, okuduğu her şeyden alarak uzun zaman içinde tasarlanıp düşünülmüştür ama sonunda yalnızca yirmi günde yazılan ‘Dönüşüm’, Kafka’dan sonra yazanları felç edecektir. O günlerde ‘Dönüşüm’ü Felice’ye borçlu olduğunu düşündüren bir alev yalayıp geçer Kafka’nın zihnini ama yalnızca tutkuyla hissedilmiştir bu. Üstelik Felice ile aralarının bozulmaya başladığı günlerde ‘Dava’yı yazmaya başlıyordu. Biri sevgililerine cömertçe sunduğu, öbürü bütün sıkıntıları içindeyken de onu yazmaktan alıkoymayan iki hayatı birden yaşamak Kafka’yı zorlamıştır elbette.  
Hayatına bir kasırga gibi giren Milena’nın onu eritip bitirdiğini düşünür Kafka. Milena’nın hastalığı yanında kendisinin hastalığı da artmaya başlayınca aralarındaki ilişki değişmeye başlamıştır. Hastalığını arkadaşlarına yansıtmadan, yalnızlığı içinde çeker Franz. Tatra Dağları’ndaki sanatoryumda can çekişen hastalar arasında altı ay hiç şikâyet etmeden kalır. Max’a, arkadaşlarına güleryüzlü mektuplar yazdığı sırada ağır bir bulut gibi üstüne çöken günler onu yormuştur. Milena’yı bu durumundan habersiz bırakmıştır bırakmasına ama ona hiç kimseye göstermediği ‘Günlükler’ini teslim edecek, ‘Babaya Mektup’u gönderecektir. Başlangıçta kayıtsızdır Milena. Milena, onun yazdıklarını okumuştur elbette, hem de belki yeniden ve yeniden ama bunu hiç bilmemek, Milena tarafından yok sayılmak derinden yaralamıştır Kafka’yı. Tutkulu bir aşk başka nasıl yaşanabilir. Yazı, artık kaçabileceği tek mağaradır ve yaşadığı büyük düş kırıklığı içinde ‘Şato’yu yazmaya başlar.

Ölüme kaçıp gittiği gün Dora vardır başucunda. Mezarlıktaki havayı düşünemiyorum, karanlıktır, acıdır. Kaddiş okunarak indirilir toprağa. Baba Hermann Kafka her zamanki davranışlarıyla yerde yatan Dora’ya da sırtını dönmüştür, oğlunun üstüne bir avuç toprak atar ve uzaklaşır. Sonra... Sonraki yıllar içinde Kafka’nın hayatındaki insanlar, arkadaşları, sevgilileri dört yana dağılır; Otta, Milena ve onların kimi yakınları Nazilerin toplama kamplarında öldürülür. Anlatılması zor yıllar Kafka’dan izler bırakarak yaşanır. Avrupa’nın çektiği acıları anlamak için sanırım Kafka’yı yakından tanımak çok önemli.
Romanı okuduktan sonra gözlerimi kapayıp kendimi onun yerine koyuyorum. Yazılanları Kafka gibi okumak: “Bir metnin tüylerini yolar, acımasızca yağını çıkarır”, diye aktarmış Raoul-Duval. Filan metafor onun edebiyattan umudunu kesmesine neden olur, falan cümle horlar gibi ses çıkarmaktadır, bir başkası kulağa yanlış gelmektedir, şu iki cümle çürük bir dişin üzerindeki dil gibi birbirine sürtmektedir!
Bu sözleri karşısında Max’ın soru soran bakışlarını görünce, sıradanlığın hazzına övgüler yağdırır. Bir dehlizdeki nemli taşın kokusu, der, her sözcükten büyük zevk alarak, işte böyle yazmalı.
Sanırım yaratıcı yazının içinde hep anlattıklarımı bu kadar güzel anlatmayı beceremezdim...

EBEDİ NİŞANLI KAFKA
Jacqueline Raoul-Duval
Çeviren: İnci Malak Uysal
Can Yayınları
207 sayfa, 17 TL.

 

 

 

 

 

 

 

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR