scorecardresearch.com İleri mi gidiyoruz yoksa geri mi? Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

İleri mi gidiyoruz yoksa geri mi?

30 bin yıl önceki insanların haftada 35 saat çalışarak tüm ihtiyaçlarını rahatlıkla gördüklerini biliyoruz. Üstelik zengin bir menüyle beslenerek yapıyorlar bunu. O halde bize de şu soruyu sormak kalıyor: Acaba ileri mi gidiyoruz yoksa geri mi?

18.02.2016 11:05

İleri mi gidiyoruz yoksa geri mi?

Aynen şempanzeler gibi, Homo sapiens de var olduğundan beri arkadaşlık kurmasını, hiyerarşi oluşturmasını ve kavga etmesini sağlayan sosyal içgüdülere sahip. Bu sosyalleşme içgüdüsü, birbiriyle daha önce vakit geçirmiş olmayı gerektirdiği için, tıpkı şempanzeler gibi insanların da küçük ve samimi gruplar halinde yaşamaları sonucunu getiriyor.

Bir teoriye göre, önceleri küçük gruplar haline yaşayan insanoğlunun dil becerisi, zaman içinde çevresinde olup biteni sadece kuru bilgi verecek şekilde aktarmaktan, yorum katabileceği seviyeye çıkınca, kabilede kimin kiminle ilişkiye girdiğini, kimin hilebaz kimin dürüst olduğunu ve kimin kimden nefret ettiğini değerlendirmeye de imkan doğdu. Bugün “dedikodu” olarak ifade ettiğimiz bu bilgi paylaşımı, daha kalabalık gruplar içinde işbirliği yapabilmenin de temelini oluşturdu. Ayrıca bilginin hızlı ve kolay yayılmasını sağladığı için, grupları kendi içinde kenetledi ve tehlikelere karşı etkin şekilde korunmalarını sağladı.

“Dedikodu”nun geniş grupları bir arada tutan bir etkisi olduğu bilimsel olarak öne sürüldüğüne göre, bizim de şirket kültürlerimizin bir parçasının dedikodu mekanizması olduğunu söylememiz, hatta bunu savunmamız yanlış olmayabilir. Şirketlerde informal bilgi akışının formal akışa göre çok daha etkili olduğunu bildiğimize göre, neden bunu yadsıyalım ki? Dedikodunun, çalışanların bazı organizasyonel bilgileri hızlıca edinmelerine, iyi ve kötüyü ayırt etmelerine, sektör hakkında öngörüye sahip olmalarına yarayabileceğini de göz ardı etmemek gerek.

Diğer yandan, araştırmalar, insan gruplarının dedikodudan bile belli bir seviyeye kadar yararlanabildiğini gösteriyor. Bu araştırmalar, dedikodu sayesinde bir arada olabilen “doğal” bir grubun 150 kişiyle sınırlı olduğu belirtiyor. “Dunbar Sayısı” olarak da bilinen bu sınır (özellikle Marshall Gladwell’in kitaplarında da yer verdiği üzere), kişilerin anlamlı ilişki yürütebildikleri arkadaş sayısını ifade ediyor. Bunun ötesindeki sayıda kişilerle ancak daha yüzeysel ilişkiler yürütebiliyoruz. Grup belli bir sayının üzerine çıktığında ise, denge bozuluyor ve grup bölünerek yeni gruplar doğuruyor. Yani, LinkedIn’de 5 bin arkadaşı olan birinin bağlantılarının ne denli sağlıklı olduğunu sorgulamak çok normal!

Haftada 35 saat çalışmak mı, hiç fena fikir değil!
Kolektif Kitap’ın geçtiğimiz yıl yayımladığı ve yazın flaş kitabı olarak vitrinleri süsleyen Sapiens: Hayvanlardan Tanrılara adlı kitabında yazar Yuval Noah Harari, ilgi çekici tespitlerine geçmişteki insanların çalışma alışkanlıklarıyla bugünü karşılaştırarak devam ediyor: Örneğin, Çin’de 30 bin yıl önce (mevsimden mevsime değişmekle birlikte) bir avcı toplayıcı sabah 8 gibi kampı terk eder ve arkadaşlarıyla çayırlarda ve ormanlarda dolaşarak mantar toplar, yenebilir kökler arar, kurbağa yakalar ve zaman zaman da kaplanlardan kaçardı. Öğleden sonra kampa dönerek öğle yemeği yerdi. Bu da ona çocuklarla oynamak, sohbet etmek ve dinlenmek için epeyce vakit kaldığı anlamına gelirdi.

Bugün ise Çin’de bir fabrika işçisi sabah 7’de evden çıkar, kirli sokaklardan geçerek atölyeye gider, belki tüm gün güneş görmeden bir makinayla bakışarak çalışır; akşam 7’de de bulaşık ve çamaşır yıkamak için evine döner. Akşam yemeğinde yedikleri ise bir önceki günle benzer ve çeşitli olmayan gıdalardır.

Günümüzün zengin toplumları 80 saatlere varan çalışma temposunda yaşarken, 30 bin yıl önceki insanların haftada 35 saat çalışarak tüm ihtiyaçlarını rahatlıkla gördüklerini biliyoruz. Üstelik iş-yaşam dengesi sorunu yaşamadan ve doğal-zengin bir menüyle beslenerek, temiz bir çevrede güneşten bol bol faydalanarak yapıyorlar bunu. O halde bize de şu soruyu sormak kalıyor: Acaba ileri mi gidiyoruz yoksa geri mi?

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR