scorecardresearch.com Homo sapiens gezegenin kaderini değiştiriyor Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Homo sapiens gezegenin kaderini değiştiriyor

Elizabeth Kolbert, Pulitzer ödüllü Altıncı Yok Oluş’ta şöyle soruyor: İnsan kendi yarattığı yok oluşun kurbanı mı olacak? Atmosfere, suya ve tüm canlı türlerine verdiği zararla geri dönüşü olanaksız bu altıncı yok oluşun tek suçlusu insan olacak.

22.03.2016 00:20

Homo sapiens gezegenin kaderini değiştiriyor

Gezegenimizin yarım milyarlık geçmişinde yaşanan beş büyük yok oluşa iklim değişikliği, buz çağı sonu, yanardağ patlamaları gibi şeyler neden olmuş. Dinozorlarla birlikte plesiyozor, mosazor, ammonit ve teruzorların yok olmasına neden olan, Tebeşir çağı olarak adlandırılan son (beşinci) yok oluş ise bundan altmış altı milyon yıl önce Meksika körfezine çarpan bir asteroit yüzünden gerçekleşmiş. Biliminsanlarına göre şimdi altıncı yok oluş içinde yaşıyoruz ve gezegenimizin milyar yıllık geçmişinin sadece son iki yüz bin yılında dünyada olan insan türü bu altıncı yok oluşun tek nedeni.

Elizabeth Kolbert, 2015’te Pulitzer Ödülü kazandığı muhteşem kitabı Altıncı Yok Oluş’ta şöyle soruyor: “İnsan kendi yarattığı yok oluşun kurbanı mı olacak?” Bu altıncı yok oluşun tek suçlusu insan olacak; atmosfere, okyanus sularına ve tüm canlı türlerine verdiği zararla, geri dönüşü olanaksız bir yok oluşta kendi neslinin de yok olmasına neden olacak.

Kolbert kitabını on üç bölüme ayırmış, her bölümde nesli tükenen ya da tükenmeye başlayan simge haline gelmiş bir canlı türünü ele alıyor. Yazarın verdiği rakamlar çok korkutucu, son yüzyıl içerisinde hayvan türlerinin dörtte üçü zarar görüyor ve nesli tükeniyor. Kolbert’in kitabını okumaya başlamadan önce bir türün neslinin tükenmesi ile yok oluş arasındaki farkı bilmiyordum. Her sene çok sayıda hayvan türünün yok olduğunu biliyoruz ama diyelim Anadolu parsının neslinin tükenmesi ile dinozorların ya da amfibilerin yeryüzünden silinmesi aynı şey değil. Büyük yok oluşlar, dünya üzerindeki yaşam koşullarını değişime uğratıyor. Kimyasal ve ısı değişimi ani olduğunda yaşayan tüm canlılar bundan etkileniyor.

Charles Darwin evrim kuramında, canlıların genelde zaman içinde evrimsel olarak değişime ayak uydurduklarını ortaya atmıştı ama Kolbert bu düşünceye karşı çıkarak, eğer koşullar sert veya ani --ya da ikisi birden-- olursa o zaman canlı türleri evrim geçirecek fırsatı bulamazlar diyor. Bu durumlarda, çevre değişimlerinin çok yoğun ise, canlının gerekli evrimi geçirip hayatta kalma olasılığı geçerliliğini yitirir.

Cuvier dönemi
Kolbert kitabında sadece soyları tükenmiş canlılardan söz etmiyor, aynı zamanda tarihsel olarak bu bilincin nasıl geliştiğini de anlatıyor. Soyların tükenmesi düşüncesine 18. yüzyıl başlarında herkes yabancı, yeraltından bulunan fosillerin ve dev kemik ve dişlerin hâlâ yaşamakta olan hayvanlara ait olduğu sanılıyor ve bu hayvanlar üzerine efsaneler yaratılıyor. “Kayıp türler” sözünü ilk kullanan Fransız Georges Cuvier (1769-1832) kralın hizmetinde çalıştığı dönemde dünyanın farklı bölgelerinden toplanmış dev kemik örnekleri eline ulaşınca bu kemik ve dişlerin “bizimkinden önce başka bir dünyanın varlığını kanıtlıyor” diye yazıyor. Ondan önce kimse türlerin yok olabileceği fenomenini kabul etmemişti. Bulunan mamut ve benzeri fosillerin derin ormanlarda bir yerlerde insanların henüz ulaşamadıkları topraklarda yaşadığı düşünülüyordu. Cuvier bir bilimadamı olmanın yanı sıra bir şovmendi, Balzac kendisinden “Yüzyılın en büyük şairi” olarak söz ediyordu, çünkü doğa tarihi konusunu ilk ele alan, paleontoloji alanında buluşlar yapan ve karşılaştırmalı anatomiyi bulan kişiydi. Bulguları ve bunlar etrafında geliştirdiği kuramlarla sansasyon yaratmayı başarıyordu. Elizabeth Kolbert, Cuvier’nin buluşlarından, 19. yüzyıl başlarında yeni düşüncenin gelişiminden özel bir bölümde bahsediyor. Bu bölümde yok oluş tezlerinin ne denli yeni olduğunu görüyoruz. Gezegenin beş yüz milyon yıllık geçmişi hakkında bilgi edinmeye o dönemde başlanıyor; Kolbert çok farklı disiplinlerden insanların görüşlerini bir araya getirerek, jeolojiden paleontolojiye, biyolojiden tarihe çok geniş bir yelpaze altında konuyu ele alıyor.

Ve suçlu insan
Bundan iki yüz bin yıl önce doğu Afrika’da yaşadığı bilinen ve “çelimsiz bir tür” olarak nitelendirilen Homo sapiens, varlığının başından beri gezegenin kaderini değiştiriyor. Hızlı bir adaptasyon yeteneğine sahip olduğu için değişen iklim şartlarına diğer canlılara nazaran daha iyi uyum sağlıyor. Kolbert “insanlara karşı olduğumun düşünülmesi riskini göze alacağım” diye esprili bir şekilde insanın bugünkü yok oluşta oynadığı rolün büyüklüğünden söz ediyor. Yeraltı enerji rezervlerinin yanlış kullanımı, atmosferin yapısında değişime neden oluyor, bu da iklimde ve okyanusların kimyasal yapısında değişim sağlıyor. Habitatlarını kaybeden bitki ve hayvanlar başka bölgelere göç ederek kurtuldu fakat büyük bir çoğunluğu olumsuz çevreden etkilenerek hızla yok oldular. “Daha önce hiçbir varlık gezegendeki yaşamı bu ölçüde değiştirmemişti” diye açıklıyor yazar.

Gezegenimizdeki yaşamın sürdürülebilir olması için neler yapılabilir konusunda öne sürdüğü birkaç fikir doğrusunu isterseniz bana pek olası görünmedi. Güneş ışığını uzaya yansıtmak için stratosfere sülfat serpmek ve küresel ısınmaya karşı atmosferin yapısını yeniden düzenlemek radikal çözümler bence. Yeni çevreye evrimsel olarak adapte olabilecek canlıların dev boyda sıçanlar ve hamamböcekleri olacağı ise umutlarımızı azaltıyor. Kolbert biliminsanlarının bu konularda araştırmalarından söz ediyor fakat ona göre bu doğa katliamları sonrasında asıl yapılması gereken, hangi evrim yollarının açık kalacağı ve hangilerinin sonsuza kadar kapanacağı kararlarını doğru vermek.

Elizabeth Kolbert önceleri New York Times’da, son yıllarda da New Yorker dergisinde yazıyor, günümüzün en iyi bilim yazarlarından biri olduğunu bu kitabıyla yeniden kanıtlıyor. Yazı konusu ve anlatı dili herkesin anlayacağı bir tonda ama popüler bilim yazarında sıklıkla gördüğümüz konuyu basitleştirme yoluna hiç başvurmuyor. Altıncı Yok Oluş, özellikle gençlere ve doğa bilimleriyle ilgilenen amatörlere önerilecek bir kitap fakat her okuyanın çok etkileneceği bir konu. Çevirisi de çok başarılı.

ALTINCI YOK OLUŞ
Elizabeth Kolbert
Çeviren: Nalan Tümay
Okuyan Us, 2016
368 sayfa, 28 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR