scorecardresearch.com Hayatı aşk gibi yaşamak gerek Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Hayatı aşk gibi yaşamak gerek

İstanbul Kitap Fuarı’nın konuğu olacak Alman yazar Judith Kuckart'ın ilk romanı ‘Silahı Seçmek’, gerçekle kurmacanın baş döndürücü biçimde yer değiştirdiği sarsıcı bir roman.

04.11.2016 06:00

Hayatı aşk gibi yaşamak gerek

Judith Kuckart 1959’da Schwelm-Westfalen’de doğdu. Essen, Folkwang Okulu’nda dans eğitimi aldı. Üniversite eğitimini edebiyat ve tiyatro bilimi dallarında Köln ve Berlin’de tamamladı. Kendi kurduğu Skoronel Dans Tiyatrosu’yla 1985-1998 yılları arasında Almanya’da ve uluslararası sahnelerde yazar, dansçı, koreograf ve rejisör olarak katkıda bulunduğu 17 oyun sahneye koydu. ‘Wahl der Waffen’ (Silahı Seçmek, 1990) ile başlayan yazarlık kariyerini  ‘Die schöne Frau’ (1994), ‘Der Bibliothekar’ (Kütüphaneci, 1998), ‘Lenas Liebe’ (Aşkı Anımsamak, 2002), ‘Dorfschönheit’ (2003), ‘Kaiserstraße’ ( 2006), ‘Die Verdächtige’ (2008), ‘Wünsche’ (2013), ‘Dass man durch Belgien muss auf dem Weg zum Glück’ (2015) romanları ve iki hikâye kitabıyla sürdürdü. Aralarında Rauriser Edebiyat Ödülü ve Villa Massimo Bursu’nun olduğu birçok ödüle layık görülen ve Alman edebiyatının en önemli yazarları arasında gösterilen Kuckart, 12 Kasım’da başlayacak İstanbul Kitap Fuarı’nın konukları arasında.
Bir kadının hayatı
‘Silahı Seçmek’in sonlarından bir sahne ile başlayalım;
“Jette, uçağa yanaştırılan körüklü yolun son üç basamağını çıktı, geri döndü, kararsız. Sonra el salladı. Katia da el sallayarak karşılık verdi. Annesi deli misin dercesine parmağıyla alnına vurup biraz uğraşarak ayak parmağıyla televizyonun en alt düğmesine bastı. Televizyon kapandı.”
Judith Kuckart’ın gerçekten başından geçen bir olay bu: Yıl 1975. Jette, ‘beyaz giysili banka soyguncusu’ sıfatıyla ‘Almanya’nın en çok aranan kadını’ olarak anılan bir RAF (Kızıl Ordu Fraksiyonu) militanı. Arkadaşlarının eylemleri sonucu hapisten kurtulmuş, kendisini ülke dışına çıkaracak uçağın kapısında kameralara el sallıyor. Sahneyi evinde televizyonda izleyen ergenlik çağındaki kız, işte o anda tanıyor bir zamanlar kendisine bakıcılık yapan Jette’yi. Ona gayriihtiyari yine elini sallayarak karşılık veriyor. Yıllar sonra -1982 yılında- gazetelerde Jette’nin Lübnan’da Filistin saflarında savaşırken öldürüldüğü haberini okuduğunda karar veriyor Jette’nin hikâyesini yazmaya.
Anlatıcı Katia, -kazandığı bursla- Paris’te gazetecilik eğitimi alan genç bir kadın. Bir tren beklerken aldığı haber önce içini acıtacak sonra onu Jette hakkında düşüncelere sevk edecektir;
“Gözlerinin önüne görüntüler gelene dek yumruklarını gözbebeklerine bastırıyor, renk derecesi yüksek parlak bir beyazlık içinde. 39 yaşında bir kadın, Sayda kentinin öğle sıcağında öldürülüyor. Güneş öyle yüksekte ki kadın düşerken gölgesini bile bırakmıyor yere. Resim sarı. Kadının adı. Altyazı eksik. Böyle bir yüz, yüz değil artık, açık bir mezara eğilmiş. Bunun resmi olsaydı, elinde felaketin başarılı bir fotoğrafı olsaydı, kimseye göstermezdi.”
Katia, Jette’yle ilgili zihninde savrulan düşünceleri, bir zamanlar okuduklarını, duyduklarını yazmaya kendisini Berlin’e götüren trende başlıyor. Notlarının günün birinde romana dönüşeceğini düşünüyor. Ne var ki Jette’yi tanıyanlarla görüşmelerin tamamlanması, belgelerin taranması, Jette’nin yaşadığı yerlerin ziyaret edilmesi -araya Katia’nın hayat mücadelesi de eklenince- yıllar alacaktır. Yedi yıl sonra romanı yazmaya hazırdır Katia. Çalışmalarını yaparken Jette’ye yakınlaşmış, Katia’nın yanında Jette, sanki zamanı mekândan kovmuş gibi ansızın gençleşmiştir. Bir an gelecek Katia kendisini son sahnenin içinde bulacaktır;
“Kar tanecikleri uçuşuyordu sağa sola, yere düşüp düşmemekte kararsız. Karşı konulmaz zihinsel heyecanlarından birine kapılmış olan Katia, kollarını yakınarak öne uzatmış, bacaklarını iki yana açmış, Kızıl Dağ’ın en tepesinde gördü kendisini, sırtında oyuna katılan ve yanıp tutuşarak batan bir güneş. Kolunun üstünde ölü savaşçılarla kan kardeşi Jette’yi taşıyordu. Bir de şarkı söylemek zorunda kalmasın diye uzakta çalan bir viyolanın sesini iletti rüzgâr. Kar tanecikleri sorgusuz sualsiz ve daima uygunsuz biçimde düşüyordu sahneye.”
Alternatif RAF tarihi
Judith Kuckart’ın Türkçeye çevrilen ilk romanı ‘Lenas Liebe’ olmuştu. Ancak 2011 yılnında ‘Aşkı Anımsamak’ adıyla Kozmik Kitaplar Yaynevi’nden çıkan bu kitap internet sitelerinde ve Goethe Enistitüsü’nün verdiği Kuckart biyografisinde yer almıyor. İzinsiz -telifsiz- yapılmış bir baskı olmalı. Türkçedeki diğer Kuckart çevirisi  ‘Kütüphaneci’ (Epsilon Yayınları) adıyla 2013 yılında yayımlanan ‘Der Bibliothekar’ romanıydı. Her iki romanda da zamanın içinde gidip gelen ve geçmişle bugünü ilişkilendiren Kuckart, bütün romanlarında ‘alışılagelmiş olandan kaçışı ve sonra geri dönüşü’ anlattığını söylüyor; “Yazmak benim için her zaman hayata dair bir şeyler anlatmak ve bu arada yaşananı hayal edilenlerle dil aracılığıyla uyumlu bir dansa ikna etmek demekti.  Yazmak her zaman biraz para kazanmakla ilgili bir şeydi. Ölümle ilgili bir şeydi. Anlatan insanın her zaman sorulacak bir sorusu vardır. Anlatmak her zaman memleketle ilgili bir şeydir.”
‘Silahı Seçmek’in de sorularla dolu, hayata dair ve memleketle ilgili bir hikâyesi var. Somut bir tarihi dönemi, gerçekten yaşamış bir RAF militanını, hatta belge ve tanıklıklarla RAF’ın eylemlerini ve Alman devletinin kirli siyasetini anlatmış Kuckart. Hatta kendisini de hikâyeye eklemlemiş. Ne var ki romanı okurken bir an bile kurmaca bir dünyanın içinde olduğumuz, biyogrofik ya da otobiyografik bir anlatının içindeymiş duygusuna kapılmıyoruz. Bunun nedeni Kuckart’ın ‘başkalarının, davet edilmediği hayatları’ içinden yazdığının farkında olması. Bir RAF militanını konu edindiğinden siyasi tarih arka plana zorunlu olarak yerleşiyor ama o tarihin içinden Jette’yi kavramaya çalışıyor. Jette’nin etrafında hatırlamakla kurgulamak arasında giderek daralan halkalar çizerek kurgulamış romanını. İleri geri sürekli devinen, zamanları ve mekânları değiştiren, tarihsel olaylardan bir bölümünü eleyip sadece gerçeğin bulunmasına hizmet eden kurgulanmış olanları yerleştiren Kuckart, Jette ile birlikte Katia’nın hikâyesini de anlatıyor. Yazarın sözleriyle; “Katia, Jette’yi aramaya çıkışını yazmaya başlıyor ve bu süreçte spekülatif akıl yürütmelere, heyecana kapılıyor. Edebiyat böyle çıkıyor ortaya? Kendisine anlatılmayanları tasarlıyor Katia”.
Aslında şahıslardan ziyade;
Soğuk Savaş çocuğu Jette’nin dahil olduğu politik kuşakla kendisini de içine kattığı ekonomik mucize dönemi apolitik kuşağın karşılaştırmalı tarihidir Kuckard’ın anlattığı. Katia kafasında Jette ve eylemlerini tasarlarken bir yandan da kuşaklararası farkları kavramaya, öncekilerle kendileri arasındaki uçurumu kapatmaya çalışıyor. İçinde bulunduğu refah dönemi ve demokratik sistem içinde geçmişin öfkeli kuşağının mücadelesini anlaması elbette kolay değildir. Ancak yine de Jette’nin hayatı ve mücadelesine hayranlık duyacaktır; “Mücadele bir hayat gibi sürecek, ölene kadar. Bunun için gerekli nefrete ve isteğe sahip. Uyguladığı şiddetin içinde kendi kenar çizgilerini keskinleştiriyor, sırtı serbest, çünkü sırtını duvara dayıyor. (...) Kör değil. Devrimin zaferine kadar dayanabileceğine inanacak kadar kör değil, vurulmayabileceği, tutuklanmayabileceği, ölmeyebileceği hayali kurduğu için değil. Hayat, ölmek için yaşama açlığıdır. Hayat bir şans ama en yüksek değer değil. Hayatı aşk gibi yaşamak gerekir...”

SİLAHI SEÇMEK
Judith Kuckart
Çeviren: Süheyla Kaya
Ayrıntı Yayınları, 2016
192 sayfa, 14 TL.

 

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR