scorecardresearch.com Gazeteler hep bildiklerini anlatıyor Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Gazeteler hep bildiklerini anlatıyor

Sıfır Sayı, gazete ve dergilerin pilot sayısına verilen addır, roman da sıfır sayısını hazırlayan bir gazeteyi anlatıyor. Umberto Eco yozlaşmış haberciliğin, şantajın gücünü ve yönlendirici medyanın iç yüzünü anlatıyor.

22.02.2016 00:40

Gazeteler hep bildiklerini anlatıyor

Umberto Eco, yeni romanı Sıfır Sayı’nın yayımlanmasından sonra bir Fransız radyosuna verdiği söyleşide eserini şöyle anlatıyor: “Bundan önceki romanlarım birer Mahler senfonisi gibiydi, bu romanım ise bir Charlie Parker doğaçlaması.” Bu sözlerle hem çok daha kolay okunan bir eser olduğunu ve herkes tarafından kolayca anlaşılacağını, hem de her biri beş yüz sayfanın üzerinde olan kalın romanlarıyla kıyaslandığında incecik gelecek bir roman olmasını kast ediyor. Sıfır Sayı’nın İtalya ve ardından Fransa’da yüzbinlerle satış yapmasının (henüz İngilizce çevirisi yayımlanmadı, önümüzdeki ay ancak piyasaya çıkacakmış) nedenini de açıklamış oldu.

Sıfır Sayı, gazete ve dergilerin pilot sayısına verilen addır, roman da sıfır sayısını hazırlayan bir gazeteyi anlatıyor. Umberto Eco yozlaşmış haberciliğin, şantajın gücünü ve yönlendirici medyanın iç yüzünü anlatıyor romanında.

Roman, 1992 yılının Nisan’ında başlıyor ve birkaç ay süren bir süreyi anlatıyor. 1992 gerçekten de İtalya için önemli haberlerin yaşandığı bir dönem, Şubat ayında savcı Antonio di Pietro “Temiz Eller” operasyonuna girişmiş ve siyasi yozlaşma ve rüşvet ağını ortaya çıkartmaya başlamıştı. Bu yüzden romanın geçtiği aylar İtalya haberciliği için çok önemli bir dönemdi. Eco özellikle bu ayları seçiyor gazeteciliğin nasıl işlediğini anlatmak için.

Olaylar şöyle gelişiyor Sıfır Sayı romanında: Silvio Berlusconi’yi çağrıştıran bir medya patronu -romanda adı Commendator Vimercate- Domani (Yarın) adında bir gazete kuruyor fakat amacı gazetenin yayım yapması değil, sadece bir sene boyunca sıfır sayılar hazırlanması ve bu yayımlanmamış sayıları belli kişiler hakkında bilgilerle donatıp, şantaj aleti olarak kullanarak kendine siyasette yeni bir yol açmak. Başka deyişle patron kendisine siyasi arenaya giriş bileti çıkarmak peşinde. Romanın baş kahramanı ve anlatıcısı elli yaşındaki Colonna ise yazı işleri sorumlusu olarak gazetede işe alınıyor. Gazetede işe alınan diğer altı kişinin de adları Palatino, Cambria, Lucidi gibi yazı karakterlerinden alınmış ama sadece Lucidi’nin adı çoğul çünkü Lucida fontu gibi o da her şekle giren biri, casusluk yaptığı bilinen bir kişi.

Kitapla patronuna şantaj
Gazete patronu görünen bir karakter değil, onun yerine yazı işleri müdürü olarak Simei adında birini tanıyoruz. Gazeteyi yöneten, patronun istekleri doğrultusunda haberleri oluşturacak kişi Simei fakat Simei aynı zamanda kahramanımız Colonna’dan bir de bu dönemi anlatacak bir kitap yazmasını istiyor. Kitapta olaylar sanki düzgün bir gazete çıkartılıyor gibi anlatılacak çünkü Simei daha sonra bu kitapla patronuna şantaj yapabilmeyi umuyor. Böylece Eco yanlış haberlerin doğruluğunun anlatıldığı bir kitap tasarlıyor, okuduğumuz roman da bu kitabın ta kendisi. Elbette Colonna dışında gazetenin diğer çalışanları bu gazetenin asla çıkmayacak olduğunu bilmiyorlar.

Gazetenin adı olan Yarın, birkaç şekilde anlam buluyor roman içinde, her şeyden önce bugün artık okur televizyon, internet ve sosyal medya ağları sayesinde haberleri gazetede okumadan çok önce biliyor. Gazeteler artık bir önceki günün haberleri ile dolu olmak zorunda, eskimiş haberler “çürük balık gibi” kokuyorlar. “Gazeteler hep bildiğin şeyleri anlatıyorlar” diye açıklıyor Simei bu durumu. Bu yüzden bu gazetenin yapacağı farklı bir şey olmalı diye düşünüyor: “O halde biz yarın olabilecek şeylerden söz edeceğiz. (...) Bunlar polisin de henüz öğrenmediği bilgiler olacak ve işte o zaman bu saldırı yüzünden gelecek haftalarda yaşanacak şeyler hakkında bir senaryo yazacağız.” Hatta bunu daha ileri götürüp, “Biz sonradan neler olacağını bileceğiz ama okur hala bilmiyormuş gibi konuşacağız. Böyle olunca bütün boşboğazlığımız, yayımlanmamış şaşırtıcı haber lezzeti kazanır ve hatta, cüretimi mazur görün, kehanet gibi görünür.” Bunun üzerine gazete çalışanlarından biri “Ya da canımız isterse, bombayı kendimiz atarız” dediğinde Simei’nin yanıtı “Ve bunu gerçekten yapmak isterseniz gelip bana söylemeyin” şeklinde oluyor.

Eco’dan Prolepsis
Umberto Eco haberciliğin en çirkin yüzünü gösteriyor. Eğer bir gazete yarının haberini yazıyorsa, spekülasyon yapıyordur, haberleri kendi istekleri doğrultusunda manipüle ediyordur
. Bu durum özellikle bu günlerde romanı okuyacak olanlara çok anlamlı gelecek, örneğin Twitter üzerinden yazdıklarıyla gündem yaratan Fuat Avni gibi, okurun bakacağı yönü belirlemiş olacaktır. Medyanın manipülasyon gücü, şantaj ve komplo teorileriyle yaratılan paranoya ayrıca siyasi bir güç oluşturmaktadır ve Eco kitabında asıl buna dikkat çekiyor.

Seksen üç yaşındaki Eco bu romanı yazarken belli ki çok eğlenmiş. Her zaman çok sevdiği komplo teorilerini bu yedinci romanında tam yerinde kullanıyor. Bir haberi nasıl vermeli ya da haberi verirken okur belli bir düşünceye nasıl getirilir konusunda gazeteciliğin tüm kurnazlıklarını anlatıyor: “Gazetenin kaynaklarını kontrol etmediğini kabul etmek daha büyük kalleşlik olur. Birilerinin denetleyebileceği verileri ifşa etmektense olumsuz imalarla yetinmek yeğdir. İma ettiğinde kesin bir şey söylemezsin ve sadece yalanlama yapanın üzerine bir kuşku gölgesi düşürürsün. (...) En etkili ima ise bizatihi değeri olmayan olayları aktarmaktır, bunlar da doğru oldukları için yalanlanamazlar.”

Gazetecilik dışında da geleceğe yönelik kehanetleri espri ile ele almış Umberto Eco. Cep telefonları, internet, bilgisayarlar, elektronik alandaki gelişmeler ve hatta moda 1990’larda nasıl görünüyordu ve bugün ne olduğu arasındaki tezatla karakterlerin sığlığına değinme fırsatı buluyor. Yeni yeni kullanıma giren cep telefonları hakkında “cep telefonları şimdilik sadece gayrimeşru ilişkilerde işe yarar, çünkü evden arayamadığın kişiyi sokakta yalnızken arayabilirsin” ya da bilgisayar konusunda “... okurlarımızın büyük çoğunluğu benim gibi arşivleyecek verisi olmadığı için bilgisayara gereksinme duymaz.”

Sıfır Sayı ülkemizde çok yankı uyandıracak bir roman. Roman karakterlerinin içinde yaşadıkları paranoya sanki okura da bulaşacak gibi: “Kuşkular asla abartılı olmaz!”

SIFIR SAYI
Umberto Eco
Çeviren: Eren Cendey
Doğan Kitap
2015, 176 sayfa, 16 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR