scorecardresearch.com Bir kuantum polisiyesi Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Bir kuantum polisiyesi

‘Süperpoze’ kuantum fiziğine dayalı bir polisiye gerilim romanı. Türkçeye ilk kez çevrilen David Walton, bol aksiyon ve takip sahnesiyle süslediği romanında çoksatarlık kalıplarını sonuna kadar zorluyor.

11.11.2016 06:00

Bir kuantum polisiyesi

1975 doğumlu David Walton, Türkçeye ilk kez çevriliyor. Lockheed Martin firmasında mühendis olarak çalışan Walton edebiyata kısa hikâyeler yazarak başlamış. 2008 yılında yayımlanan ilk romanı ‘Terminal Mind’ ile Philip K. Dick ödülüne değer görülmesi bu konuda yetenekli olduğunu kanıtlıyor. İkinci romanı ‘Quintessense’ (2013) ve devamı ‘Quintessence Sky’ (2013) ile tarihsel-fantezi türünü deneyen Walton birbirini tamamlayan ‘Superpoze’ ve ‘Supersymmetry’ ile 2015 yılında yeniden bilimkurguya dönmüş. Karısı ve -en büyüğü 15 en küçüğü 2 yaşındaki- yedi çocuğuyla yaşayan Walton, “Aşk, macera ve kaos dolu sefih bir ev” dediği ev hayatını yazarlığının kaynakları arasında sayıyor.

Günümüzden çok uzak olmayan bir gelecekte, New Jersey’de bir gece vakti başlıyor ‘Superpoze’nin hikâyesi. Anlatıcı Jacob Kelley; MIT mezunu, Priceton doktoralı, makaleleri saygın dergilerde yayımlanmış’ bir fizikçi. New Jersey Süper Çarpıştırıcısı projesinin en önemli bilim insanları arasındayken, yani kariyerinin doruğundayken -kendi ifadesiyle “Siyasetten kaçmak için”- ansızın işi bırakmış. Şimdi Swarthmore College’de fizik öğretmenliği yapıyor. Karısı ve üç çocuklarıyla mutlu bir hayatları var. Bu mutluluk Brian Vanderhall’in karlı bir kış gecesi dehşet içinde kapıyı çalmasıyla son buluyor.
Jacob Kelley’nin Çarpıştırıcı projesinde birlikte çalıştığı Brian Vanderhall, yaptığı buluş nedeniyle kendisini engellemek isteyenler tarafından izlendiğini ve yok edileceğini düşünüyor. Vanderhall’in buluşu dünyayı değiştirecek, dolayısıyla milyonlarca dolar değerinde bir teknolojik araç. Bu araç sayesinde kuantum dünyasının bir özelliğini alıp gerçek dünyaya uygulamayı, gündelik yaşamı etkilemeyi başarmış. Ve işte bu romanın can alıcı noktasına geldik; araç sayesinde bu dünyanın bir başka dalga boyunda varlıklarını sürdüren canlılarla temasa geçmeyi başarmış. Jacob’un kendisine yardımcı olabilecek yegane kişi olduğunu düşünüyor.

Bu merak uyandıran giriş bölümü burada noktalanacak, bir sonraki bölümde Jacob Kelley’i Brian Vanderhall’u öldürdüğü suçlamasıyla açılan davanın mahkeme salonunda bulacağız. Jacon geçen dört ayda olup bitenleri yavaş yavaş anlattıkça Brian’ın ölümünün ardındakı sırlar ‘aydınlanacak’. Aydınlanmak dediğime bakmayın. Tam tersine, ortada iki tane Brian Vanderhall olması, hatta Jacob’un ‘ikizinin’ varlığı, dahası Jacob’lardan birisi hapiste yatarken diğerinin karısı ve çocuklarını kuantum varlıklarından kurtarmak için oradan oraya koşturması aklınızı karşıştırabilir. Ama üzülmeyin. Jacob’un söylediği gibi; “Gerçeği söylemek gerekirse, ne kadar incelenirse incelensin, kuantum fiziği herkesin aklını karıştırır. Bütün teknik jargonu, işin bütün matematiğini öğreniriz ama hiç kimse tam olarak anlayamaz çünkü mantığa meydan okur.”

‘Mantığa meydan okuyan’ bir bilimsel teoriye dayalı bir hikâyeyi okurken belki de en doğrusu -şimdiye kadar doğru bildiklerimize göre çalışan- bir mantığı bir kenara bırakmak. Normal fizik kurallarını düşündüğümüzde ‘saçma’ bulacağımız hikâyeye eşlik etmek için David Walton’un kuantum fiziğinin gündelik hayata yansıması üzerinden yaptığı kurguya önyargılı yaklaşmamak gerekiyor. Walton’un kurgusunda boş kalan pek çok yan olması da önemsiz. Zira, her ne kadar bilimkurgu merakını geleceğin nasıl olacağını düşünmek, insan olmanın özelliklerini keşfetmek, felsefe, din ve dünya hakkında yeni kavrayışlara açılmak gibi savlarla açıklasa bile, ‘Süperpoze’ yazarın iddialarını karşılamayan bir bilimkurgu romanı. Daha doğrusu elimizdeki romanda derin bir felsefi tartışma yapmıyor Walton, insana ve geleceğe dair okuyucuyu sarsacak/şaşırtacak meselelere hiç el atmıyor.

Geçtiğimiz haftaki yazımda China Mieville’in ‘Elçilik Şehri’ni ele alırken ‘hard science-fiction’ türünde demiş ve Mieville’in bilimkurgu ile felsefe ve siyasetin içiçe geçen bir hikâye anlattığından söz etmiştim. Walton tam tersi bir yol izlemiş. ‘Elçilik Şehri’ni ‘hard’ olarak nitelersek ‘Süperpoze’ için ‘soft’ sözcüğünü kullanabiliriz. David Walton, kuantum fiziğinden hareketle macera ve gerilime ağırlık vererek hafif okumaları sevenlere hitap eden bir roman kaleme almış. Bu nedenle hikâye kurgusunun mantığını açıklayan kuantum fiziği teorisini hiç bilmeseniz bile hikayeye yabancılık çekmeyeceksiniz. Bilimin rolü fantastik edebiyatın büyülerinden büyüden farksız.
Elbette olup bitenler üzerine akıl yürütmelere de rastlıyoruz ama bunların da yüzeysel kaldığını söylemek mümkün. Mesela;
“Bir bakıma, hiçbirimiz bir yıl, hatta bir saat önce olduğumuz kişi değildik. (...) Diyelim ki birisi benim anılarımı başka birininkiyle toptan değiştirdi, o zaman hâlâ kendim olur muydum? Yoksa öteki kişi mi olurdum? Rahatsız edici ama kişiliğimin ve anılarımın iki farklı yöne doğru ayrıldığı düşünüldüğünde gözardı edilemeyecek fikirlerdi bunlar. Tam o anda bir kez daha bölünsem, bir versiyonum sola, öteki sağa dönse, ben hangi yolu izlemiş olacaktım? Yani şu anda bunları düşünen gerçek ben? Bunları düşündüğümüzü ikimizde hatırlayacaktık ama ikimiz birden Jacob Kelley olamazdık, değil mi?”

Zaten David Walton da web sayfasında romanını tanıtırken teknogerilim tarzında, gizemli, hızlı ve heyecanlı bir hikâye yazdığından söz ediyor. Esin kaynakları olaraksa edebiyatı değil sinemayı referans vermiş; ‘Inception’, ‘The Prestige’ ve ‘Minority Report’ filmlerini...
Referanslarının hakkını verdiğini ve popüler kültür kalıplarını yerli yerinde kullandığını söylemeliyim. Alt Spin ve Üst Spin diye ayrılan bölümlerle hızla değişen sahneler, ürkütücü kuantum yaratıkları, bilim insanlarının yaşadığı insani dramlar, aile bağları, ailesini korumak için aslan kesilen bir orta sınıf erkeği, vb... Romanda hikâyesi anlatılan yegane insan Jacob Keller. Ancak sokaklarda büyümüş öfkeli bir gencin burslu olarak MIT’e kabul edilmesi ve başarılı bir fizikçi konumuna gelmesi cümlesiyle özetleyeceğim hayat hikayesinin romanın gidişatında pek ehemmiyeti yok. Ana hikâyenin akışını değiştiren bu taz alt hikâyeler okuyucuların dikkatlerini bir süreliğine başka bir yöne çekmeyi, merak duygularını turmandırmayı, araya insani motifler girmesini sağlıyor. Biraz nefes aldıktan sonra yeniden maceraya dalıyoruz.

Kuantum teorisine gönderme yaparak Alt ve Üst spinlere dayalı kurgusunu beğendiğimi söyleyebilirim. İleri geri sararak merak duygusunu sürekli tutan ve Jacob’ları birbirinden ayıran kurgusu, potansiyelinin pek azını değerlendirse bile kuantum fiziğine dayalı -en azından başlangıçta şaşırtıcı- hikayesi, iyi anlatılmış hızı ve hareketli sahneleriyle kendisini okutan bir roman. Ancak serinin ikinci kitabını okumayı aklımdan bile geçirmem!

SÜPERPOZE
David Walton
Çeviren: Kıvanç Güney
April Yayıncılık, 2016
320 sayfa, 22 TL.

 

 

 

 

 

 

 

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR