scorecardresearch.com Asya’nın beklemediğim yerlerinde geçen roman Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Asya’nın beklemediğim yerlerinde geçen roman

Burhan Söze, sekiz yıldır Bangkok Hilton adıyla bilinen bu hapishanede yattığını anlatarak başlıyor. Ölüm cezasına çaptırılmış biri Burhan; suçu Hindistan’dan Tayland’a yolladığı sihirli kabakların ticaretinin yasaklanmış olması.

03.03.2016 00:30

Asya’nın beklemediğim yerlerinde geçen roman

Kitap başlıkları bazen çok yanıltıcı olabiliyor. Bu hafta okuduğum Bangkok Hilton Günlüğü romanının başlığını görünce, bir turist rehberi kitabı gibi gelmişti. Hatta iş için Uzakdoğu’ya giden bir işadamının maceraları olacağını düşünmüştüm. Bu tür kitapları genelde hiç sevmem, nerede en iyi kahvenin içileceği, hangi tapınağın “mutlaka” görülmesi gerektiği gibi bilgiler bence yolculuğun heyecanını ve insanda yeni bir şey keşfetme sevincini yok eder. Neyse ki Bangkok Hilton Günlüğü böyle bir roman değil, aksine Asya’nın hiç beklemediğim yerlerinde geçen bir roman.

Olayı anlatmaya Bangkok Hilton’un anlamıyla başlayalım. “Bangkok Hilton” 1980’lerde Nicole Kidman’ın başrolünde oynadığı altı saatlik bir Avusturalya mini dizisinin başlığı ve Bangkok’taki hayali bir hapishaneyi anlatıyor. Bu diziden yıllar sonra, 2004 yılında Bangkwang Hapishanesi üzerine çekilen belgesel “Gerçek Bangkok Hilton” ise, Bangkok’un korkunç hapishanesini ve idam mahkûmu kaçakçıların yaşam koşullarını anlatan bir yapım. Böylece kurgusal bir mekan gerçekliğe dönüşüyor ve Uzakdoğu hapishaneleri için kullanılan bir deyim olmaya başlıyor Bangkok Hilton. Elbette Hilton otelleriyle bir bağlantısı yok, II. Dünya Savaşı sırasında Japonların Tayland’da kurduğu cezaevinin ironik adı.

Aydın Levendoğlu’nun romanı tam bu kurgusal hapishanede geçiyor. Roman üç bölüm ve bir sonsözden oluşuyor. Birinci ve üçüncü bölümler Mayıs 2014’te başlayan ve hapishanedeki ayaklanmaların arttığı Temmuz ayına kadar süren bir hapishane günlüğü; ortadaki ikinci bölümde ise on yıl kadar öncesine dönüp roman kahramanının buraya gelişinin hikâyesini anlatıyor.

Geceyarısı Ekspresi
Roman kahramanı Burhan Söze, sekiz yıldır Bangkok Hilton adıyla bilinen bu hapishanede yattığını anlatarak başlıyor. Burhan’a burada gardiyanlar Geceyarısı Ekspresi diye lakap takmışlar. Temyiz mahkemesinde onanan son kararla iki kez(!) ölüm cezasına çaptırılmış biri Burhan; suçu Hindistan’dan Tayland’a yolladığı sihirli kabakların ticaretinin yasaklanmış olması. Aslında çok şanssız bir adam, tamamen yasal olan kabak ticareti Tayland’da askeri darbe olunca yasaklanıyor. Burhan Hindistan’dan kabakları yükledikten sonra kendisi uçağa binip Bangkok’a geleceği sırada Tayland’da darbe oluyor ve eski kanunların yerine yeni yasaklar geliyor ve böylece yasal olarak yaptığı iş kaçakçılığa dönüşüyor.

Kaçakçılığını yaptığı “sihirli kabaklar” aslında bildiğimiz kabaklardan farklı değil, sadece insanlara “kendilerine söylenmiş yalanları anlama olanağı veren bir kabak türü” diye açıklıyor bu hayali sebzeyi. Aslında belki işler bu kadar kötü gitmeyebilirdi Bangkok’ta ama yeni darbe hükümeti kaçakçılara karşı çok acımasız bir yönetmelik başlatıyor. Üstelik Burhan iki kez hapishaneden kaçmış biri olarak dikkatleri üzerine çekiyor.

Burhan ilginç bir adam. Almanya’ya işçi olarak giden dedesinden sonra üçüncü nesil Alamancı olarak Berlin’de 1970’lerin sonunda dünyaya geliyor. Evlerine yakın olan Berlin duvarının yıkımına tanık oluyor. On yedi yaşında Alman edebiyatı okumak istediğini söylediği öğretmeni, bir Türk’ün asla Alman edebiyatında başarılı olamayacağını söylemesi üzerine okulu bırakıyor ve Neonazilere karşı direnen bir çeteye katılıyor. Çeteden sonra da Alamancı mafyaya giriyor ve kuryelik yapıyor. Hapishanelerle de bu dönemde tanışıyor, önce Berlin’deki Brandenburg Goerden Cezaevinden, ardından da bir konteyner kutunun içine sığacak kadar kilo verip Metris Cezaevinden kaçmayı başarıyor. İnterpol’ün aradığı biri olarak ünü kendinden önce Bangkok’a ulaşıyor.

Bangkok Hilton Günlüğü’nün birinci ve üçüncü bölümleri hapishane günlüklerinden oluşuyor ve ayağındaki prangalarla nasıl yaşadığını, hücreyi paylaştığı diğer mahkumları, sadist gardiyanları ve tecrit hücresinde geçen iki ay detaylı şekilde anlatıyor. Fakat romanın asıl ilginç olan ikinci bölümü, bir aydınlanma yolculuğunu anlatıyor. Bangkok’ta hapse yatmadan önce, 2002 yılında Metris cezaevinden kaçışıyla başlayan bir süreyi kapsıyor. Metris’ten kaçtıktan sonra karayoluyla İran’a ulaşıyor, Tahran ve İsfahan sonrasında Pakistan sınırında Zahedan’a gidiyor. Pakistan’a geçtikten sonra Kuetta’ya giden Burhan’ın bu yolculuğa neden çıktığını ilk başlarda anlayamıyoruz fakat zamanla yolculuğun bir yere ulaşmak için olmadığını, yolculuğun kendisinin amaç olduğu ortaya çıkıyor. Bu bir iç yolculuk. Hindistan’a bir aşramda kaldığı süre dışında sürekli hareket halinde. Altı aylık vizesi dolunca kendini bir süre için Japonya’da buluyor, Tokyo ve Kyoto’da yeni dostlar ediniyor. Fakat tüm bu gezilerin merkezinde kimlik arayışının yattığını görmeye başlıyoruz.

Kimim ben?
Her gittiği yerde ona ilk sorulan soru nereli olduğu. Sadece yaz tatillerinde geldiği ve belki hayatında toplam otuz günden fazla kalmadığı Türkiye’ye ait hissetmiyor kendini. Anadili de zaten doğup büyüdüğü Almanya’nın dili. Fakat doğal olarak kendini Alman gibi de hissetmiyor. Cebinde (sahte de olsa) bir Alman pasaportu taşıyor. Burhan’ın “Ben kimim?” sorusuna yanıtı yok ve bu yüzden herkesin ilk sorusu olan “nerelisin?” onun canını yakıyor. Kendini Hindistan’da bir mağarada yaşarken bulduğunda ise tüm kimliklerden sıyrılmış olabileceğini görüyor, bu onun ruhsal değilse bile kişisel aydınlanması. Ulaştığı noktada “en önemli özgürlük gerçekten olduğunu kişiyi olma özgürlüğüdür” sözü onun arayışını özetliyor.

Aydınlanma arayışında geçen zaman içinde farklı biri olmaya başlıyor. Artık insanlar ona nereden geldiğini değil, nereye gittiğini sormaya başlıyorlar. “Nereye gidiyordum hakikaten. Artık iyice kurtulmuştum aydınlanma isteğinden” diye açıklıyor yeni ruh halini. “İnsan kim olduğunu keşfetmeye başladığında önünde duracak şey yoktu.”

Bangkok Hilton Günlüğü, konusu itibariyle çok ilginç bir roman fakat hapishane günlüğü ile aydınlanma günlüğü arasındaki bağ zayıf, birinin ötekine nasıl dönüştüğünü anlayamıyoruz, bu yüzden başına gelenlerin nedeni havada kalıyor. Burhan’ın en sevdiği yazar Franz Kafka, belki Kafka ile benzerliği buna neden oluyor. O da Kafka gibi Alman değil ama anadili Almanca. Sonradan ailesinin sırlarını öğrendiğinde Kafka ile başka yakınlık da kuracak. Hapiste ama suçlu değil, evli ama karısı yok, her zaman bir yabancı ve asla olduğu her yerde ait değil. Bir aydınlanma serüveni olarak okunacak bir roman.

BANGKOK HILTON GÜNLÜĞÜ
Aydın Levendoğlu
Akılçelen Kitaplar, 2016.
236 sayfa, 16,5 TL.

 

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR