scorecardresearch.com 45 yılda değişmeyen tek şey suçlu olan sözcükler Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

45 yılda değişmeyen tek şey suçlu olan sözcükler

Bu hafta iki kitabı aynı anda birinden diğerine geçerek, bağlantılar kurarak okumak gereği duydum. Erdal Öz’ün Günlükler’i ile Can Dündar’ın Tutuklandık’ı... 45 yıl arayla neler yaşadılar? Benzerlikler, özlemler her okuru ürkütecek kadar aynıydı.

01.04.2016 00:05

45 yılda değişmeyen tek şey suçlu olan sözcükler

Bir kitabı bitirmeden asla bir diğerine başlayamam, fakat bu hafta iki kitabı hemen hemen aynı anda okudum, birinden diğerine geçerek, bağlantılar kurarak okumak gereği duydum. Biri Erdal Öz’ün 1971 yılında başlayan Günlükler’i, diğeri de Can Dündar’ın Tutuklandık kitabıydı. Erdal Öz’ün hapishanede ilk geceyi nasıl geçirdiğini okur okumaz Can Dündar’ın nasıl bir ilk gece geçirdiğini merak ettim. Tam kırk beş yıl arayla neler yaşadılar? En çok nelere özlem duydular? Kırk beş yılda neler değişmişti bu ülkede? Şartlar değişmiş miydi? İsimler, suçlamalar farklıydı elbette ama benzerlikler, ruhsal kırılma anları, özlemler, her okuru ürkütecek kadar aynıydı. Hukukçular, tarihçiler ve siyaset bilimciler elbette birçok yönleriyle ele alacaklardır (diye umuyorum) bu tutsaklık günlerini, ben ise nedenlere değil, nasıl yazıldığına bakacağım.

Erdal Öz günlüklerinde üç farklı kişilikle çıkıyor karşımıza. İlk başta tüm edebiyat tarihini yutmak isteyen, yorulmaz bir inatla okuyan ve hevesle edebiyat tartışan yirmili yaşlarının başında bir genç olarak. İkinci ve belki kitabın en çok ilgi görecek bölümü 1971-72’de hapishanede yazdığı günlükler. Burada evinden, karısından ve kızından uzak geçen zamana kızgın, haksızlığa uğramış bir düşünce adamıyla karşılaşıyoruz. Üçüncü evresi 1990’larda ise bugün onu en iyi bildiğimiz, yayımcılığı öne çıkmış, eleştirmen ve yazar kimliğiyle görüyoruz. Onu herkesten ayıran özelliği çok keskin bir edebiyat zevkine sahip olması ise hayatı boyunca hiç değişmiyor. Yeni bir yazarla karşılaştığında ya da sevdiği bir klasiği okurken duyduğu heyecan her yaşında, yaşadıkları ne olursa olsun, değişmiyor.

Erdal Öz’ün günlükleriyle aynı günlerde yayımlanan Can Dündar’ın Tutuklandık kitabı bir günce gibi okunsa da formu günlük şeklinde değil. Dündar belli başlıklar vererek temalar altında toplamış Silivri günlüğünü. İki kitap arasındaki benzerliklerden söz etmeden önce hapishane şartlarının çok farklı olduğunu söylemek gerek. Erdal Öz daha çok koğuş arkadaşlarını, o dönem kendisiyle birlikte içeri girenleri anlatırken Dündar dışarıdan onu izleyenleri anlatıyor fakat dediğim gibi benzerlikler asıl vurucu bu iki kitapta.

Dışarıdan gelen bilgiler ve en çok da mektupların önemli olduğunu görüyoruz hapishanede. Bir de her ikisinin en değer verdiği şey birer fotoğraf. “Bir de Senem’in fotoğrafı. Birdenbire dayanma gücüm arttı. İçimdeki bulutlar dağılıverdi” sözlerinin benzerini görüyoruz Dündar’da: “Cebimden, gizlice getirdiğim tırnak fotoğrafını çıkarıp gösterdim. Ege’yi ortamıza alıp o andakine benzer, bir küçük kabinde çektirmiştik. Ağız dolusu gülerken çıkmıştık.” Koca iki adamın dayanma güçlerini çocuklarından aldıklarını görmek en katı yürekleri bile yumuşatacak güçte. Aile ayrı bir önem kazanıyor belli ki içerde olanlarda. Evlilik yıldönümünde karısına “6 Temmuz’u senden ayrı ama yüzde yüz seninle birlikte kutladığımı bil” diye yazıyor Öz; Dündar ise hapse götürülmeden önce karısına sarılıyor ve kulağına “Evlilik yıldönümümüz kutlu olsun” diye fısıldıyor.

Kırılma noktaları...
Bir de tabi insanlığı yitirmemek önemli. İnsanlık dışı bir ortamda yaşadıktan sonra, bunu her iki kitapta da bolca görüyoruz. “Birçok şeyden iğreniyorum. Kendimden de. İnsanın insana yaptıkları korkunç. İnançlar değişse de bu tavırlar değişmeyecek mi? (...) Ben varım ve acı içindeyim. İnsanlığımdan utanıyorum” diye yazıyor Öz; Dündar da Metin Toker’in hapse girdiğinde yazdığı sözleri hatırlıyor “Allahım beni buradan intikam hissi ile çıkarma.” En büyük çaba insanlığı yitirmemek için veriliyor. Bu umudun yitirilmesi anlamına geleceği için belki, dik durmanın, içinde o gücü bulmanın arayışı. Bu, kırılma noktalarının olmadığı anlamına gelmiyor elbette. Erdal Öz kızının kendisini unutmuş olabileceği düşüncesini en korkutucu buluyor. Dündar’ın da kırılma noktası yine oğlu ile ilgili bölümde yer alıyor “Boğazımda aylardır gezdirdiğim yumruyu çözdüm, büküldüm. Hesapsız bir direniş molasında ilk kez hıçkıra hıçkıra ağladım. Hasretten... Gururdan... Hüzünden... Hazdan... Yalnızsan bazen bir sokak köpeği gibi yaralarını yalaman, ruhunun söküklerini yamaman gerekir.”

Erdal Öz’ün günlüklerine sadece hapishane güncesi olarak bakmak haksızlık olur. O, tanıdığım insanlar içinde en gelişmiş edebiyat zevkine sahip olanlardan biriydi. Bu kitapta da en güzel bölümler, aslında yazarları değerlendirdiği satırlar. Her zaman eser ile yazarı birbirinden bağımsız ele alışı onun eleştirel bakışını gösteriyor. En sevdiği dostlarının şiirlerini acımasızca eleştirebiliyor, en sevmediği adamların güzel satırları karşısında da haklarını teslim etmeyi biliyor.

Erdal Öz ile dost olmadan çok önce, öğrencilik yıllarımda, onu her yıl kitap fuarlarında görürdüm. Kitaplarının başında olurdu, özellikle gençlerle konuşmaktan yorulmazdı. İlgilendiğim kitapları görünce benimle de konuşmuştu, ilk tanışmamız böyle oldu. Bana birkaç kitap önermiş hatta hediye etmişti. Yarın, Nasıl Bir Gün Olacaksın? Günlükler 1956-1998’i okurken yayımcılığı ne denli sevdiği, kitap fuarlarına hazırlanmayı nasıl önemsediği, ‘okurun karşısına hazırlıklı çıkma’yı ne denli ciddiye aldığı dikkatimi çekti. Bir yandan da yazarlığı, yayımcılığının gölgesinde kalmıştı, günlüklerinde biraz bunun yakınmasını da gördüm. “Yayıncılık, yazarlığımın önüne büyük setler çekti” diye yazmıştı 2000’li yılların başında.

Son olarak iki kitabın kapağından da söz etmek gerekir diye düşünüyorum. Kırk beş yılda değişen bir şeye dikkat çekiyorlar. Yarın, Nasıl Bir Gün Olacaksın? Günlükler’in kapağında Erdal Öz’ün tutuklanmasına neden olan Sergi Kitabevi’nin ambalaj kağıtları yer alıyor. Can Dündar’ın Tutuklandık kitabının kapağında ise zindan parmaklıklarını twitter hashtag’ıyla ifade eden bir çizim var. Kağıttan dijital çağa geçildiğini, artık farklı iletişim araçlarının kullanıldığını gösteriyorlar ama değişmeyen tek şey, yine suçlu olan sözcükler.

YARIN, NASIL BİR GÜN OLACAKSIN?
Günlükler
1956-1998
Erdal Öz
Derleyen: Ayşe Sarısayın
Can Yayınları, 2016
432 sayfa, 31 TL.


TUTUKLANDIK
Can Dündar
Can Yayınları, 2016
320 sayfa, 25 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR