scorecardresearch.com 20. yüzyılın Avrupa’sının kalbine... Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

20. yüzyılın Avrupa’sının kalbine...

Paris’in arka sokaklarını anlatırken yakaladığı atmosfer ve karakterlerinin iç dünyaları Simenon romanlarının 19. yüzyıl Fransız gerçekçilerinin mirasçısı olduğunun kanıtıdır.

25.11.2016 05:00

20. yüzyılın Avrupa’sının kalbine...Georges Simenon

Fransız yazar Georges Simenon’un romanları ‘Ustaların Türkçesi’ başlıklı bir edisyonla yeniden yayımlanıyor. Dizinin ilk iki kitabı Sait Faik’in çevirdiği ‘Yaşamak Hırsı’ ve Oktay Rifat’ın çevirdiği ‘Kanaldaki Ev’i Bilge Karasu çevirisiyle ‘Bella’nın Ölümü’, Tahsin Yücel çevirisiyle ‘Katil ve Kaçak’, Erhan Bener çevirisiyle ‘Ormandaki Deli’, Nurullah Ataç çevirisiyle ‘Kiralık Oda’, Oktay Akbal çevirisiyle ‘Manhattan’da Üç Oda’ ve Oğuz Alplaçin (Hayalet Oğuz) çevirisiyle ‘Üç Kardeştiler’ izleyecek. Listedeki kitaplar birkaç kez yayımlanmış, Simenon hayranları tarafından yalanıp yutulmuş olmakla birlikte hem yazarın hatırlanması hem de yeni kuşaklara tanıtılması açısından sevindirici bir çalışma.

Maigret’siz polisiyeler
Polisiye edebiyatın bir çok yazarı yarattıkları kahramanları ile birlikte anılır, hatta belki de kahramanlarından daha az hatırlanır. Canon Doyle-Sherlock Holmes, A. Christie-Hercules Poirot, Mickey Spillane-Mayk Hammer, Ian Fleming-James Bond, Raymond Chandler-Phillip Marlowe çiftlerini getirin aklınıza. Georges Simenon ve Maigret’i de bu çiftlerin arasına katabiliriz. Gerçekten de 75’i roman, 28’i hikâye olmak üzere tam 103 kitapta karşımıza çıkan Maigret tiplemesi yazarını gölgede bırakmıştır. Oysa Simenon’un ‘Maigret’ serisi dışında yazdığı romanları ve polisiyeleri çok başarılıdır. ‘Ustaların Türkçesi’ adlı edisyonda yeralan ilk iki kitap Simenon’un bu türden -yani Maigret’siz- polisiyeleri arasından seçilmiş.
1 Aralık 1949 ile 27 Temmuz 1950 tarihleri arasında Yedigün Dergisi’nde - ‘Geceyarısı Trenleri’ adıyla - tefrika edilen, 1954 yılında İstanbul Yayınları tarafından ‘Yaşamak Hırsı’ adıyla kitaplaştırılan roman, Sait Faik tarafından seçilmiş ve çevirilmiş. Güzel bir evi, iki çocuğu ve karısıyla mutlu bir hayatı, saygın bir işi olan, dürüst ve çalışkan bir adamın hayatındaki büyük değişimi anlatan hikâyesiyle  ‘Yaşamak Hırsı’ tipik bir Simenon romanı. Oktay Rifat’ın çevirdiği ‘Kanaldaki Ev’ için de aynı şeyi söyleyebilirim. Yine bir trajediyi, köklü bir ailenin, dağılma sürecini anlatan romanın Türkçeye ilk çevirisi Varlık Yayınları tarafından 1959’da yapılmıştı.
Kentin arka sokaklarında, berduşhanelerde, meyhanelerde ve hatta genelevlerde geçen hikâyelerinde yeraltı edebiyatının sert atmosferini kullanmayı seven Simenon ‘Yaşamak Hırsı’nda çok sevdiği bu mekânlarda dolaşıyor. Roman kahramanı günün birinde, hiç beklemediği bir anda birini öldüren, boğazına kadar suça batan sıradan bir adam. Simenon’un kahramanın ruh halini didiklerken orta sınıfların steril hayatlarının ardındaki sırları da ortaya döktüğü ‘Yaşamak Hırsı’, yazarın ‘Bella’nın Ölümü’nde zirvesine ulaşan psikolojik gerilim türündeki romanlarının iyi bir örneği.
Her iki romanda da mekân ve insanların sunumlarının ekonomik bir dil ve sade bir üslupla yapılması dikkatinizden kaçmayacaktır. Burada sözü bir dil ustasına, aynı zamanda Simenon hayranı ve çevirmeni olan Tahsin Yücel’e bırakalım: “Simenon’un uzun çözümlemelere, uzun ve dolambaçlı tümcelere gereksinimi yoktur; tam tersine okuru sıkmaktan korkarmış ya da acelesi varmış gibi kısa cümlelerle bir çırpıda söyleyiverer söyleyeceklerini. Ama neredeyse her tümcesi küçük olduğu kadar çarpıcı da olan bir ayrıntıyla karşı karşıya getirir bizi. Ayrıntılar birbirine eklendikçe de iklim belirginleşir, kişiler somutlaşır; ortamları bizim ortamımız, bunalımları bizim bunalımımız olur.”

‘Çıplak insanın’ çevresinde
Simenon’un hikâyeleri son derece gerçekçi, sokağı, içinde yaşadığı toplumu eksiksiz yansıtan, suçu oyun olmaktan toplumsal ve psikolojik olana çeviren anlatılardır. Polisiyeleri kadar polisiye dışında kalan romanları da yine suç etrafında görünür kılınan ‘çıplak insanın’ çevresinde döner. Erol Üyepazarcı’dan bir alıntıyla devam ediyorum: “Simenon’un gerek Maigret öykülerinde gerek bunun dışındaki öykülerinde durmaksızın sözünü ettiği ‘çıplak insanı’ araştırması, yazarımıza yaşadığı ortam ve dünya ile ilişki kuramayan çağdaş insanın, onu nereye sürüklediği bilinmeyen dünyasının içinde boşlukta kalan ve savrulan insanın dramını yazma olanağını sağladı.  Paraya tapan bir toplumun ortaya çıkmasının neden olduğu sarsıntıları, toplumsal ve kültürel tartışma alanlarında orta sınıfın değerlerinin egemen olmasını, geleneksel kıymet hükümlerinin yok olmasını, kütlesel kültürün başat bir rol üstlenmesini, insanların köklerinden kopmalarının yarattığı sancıları onun kadar anlatabilen az yazar vardır. Simenon ‘herkesin yerini bulabileceği’ bir dünyayı, ‘küçük insanlar’ın içtenliğini ve ‘çocuk masumiyeti’ni yüceltirken gelişme denen yapmacıklığa, hile ve düzene, büyük burjuvaziye öldürücü darbeler indirir.”

Maigret romanlarında da aynı bakış açısı hâkimdir. Hiçbir zaman rasyonel aklın huzur verici çözümlemelerine bel bağlamaz Maigret, suçun ardında soğukkanlı bir aklın değil duygusal çalkantıların, psikolojik itkilerin yattığına inanır, ancak bu inanç onun soruşturma düzenini etkilemez... Karanlık bir sokağın ıslak kaldırımları üzerinde yatan ya da bir su kanalının çamurlu sularından çıkarılmış bir cesedin ölümünün ardındaki sırrı çözmeden önce gereken bütün kurallara uyacak, yürüttüğü tahkikatlarda önce adli tabipten ölüm nedeni öğrenilecek, maktülün yaşadığı mekân ziyaret edilecek, cinayetin olası nedenleri üzerinde durulacaktır. Ama hep aynı sakinlikle, hiçbir zaman mahkûm etmeden, suç işleyen insanların itiraf ederek vicdanlarını hiç değilse biraz olsun susturmalarına izin vererek. Çünkü olayın çözümü kadar, bunun ardında yatan insani gerçekliğin de peşindedir Maigret; bu nedenle kimi zaman kuralların dışına bile taşacak, bütün sıkışmışlıklarıyla ufak tefek suçlar işleyen insanları görmezden gelecektir.

‘Düpedüz edebiyatçı’
Paris’in yoksul mahallesindeki sefaleti, Porte d’Italie ve Saint Ouen’deki küçük kahvelerin sefaletini, varoşların iğrenç sefaletini ve Montmartre veya Père Lachaise’in gizli sefaletini iyi bilir Maigret. Rıhtımlardaki, Maubert Meydanı’ndaki veya diğer yerlerdekileri de. Amerika’da, ona çok daha ağır ve acımasız gelen hırpanilikten uzak, temiz pak, banyolu bir sefaletin varlığını da görebilmiştir. Çünkü kendisinin de içinde olduğu gerçek bir dünyada yaşamaktadır. Kimler yoktur ki o dünyada; ihtiyar orospular, sessiz balıkçılar, alkolik memurlar, zengin aileler, hırsızlar, eğitimli küçük burjuvalar, okul çocukları, vücutları sayesinde sınıf atlamaya çalışan cahil genç kızlar, kimi zaman kaçakçı çeteleri... Fransız toplumunun her sınıfı, her bireyi; tutkuları, acıları, kusur ve maharetleriyle, gündelik hayatın bütün zorunluluk ve rastlantısallıklarıyla eksiksiz olarak yer alırlar. Maigret romanları 20. yüzyılın yaşlı Avrupa’sının kalbine yapılan bir yolculuktur aslında...
Özellikle polisiye seven edebiyat eleştirmenleri tarafından -belki de biraz abartılı olarak mitleştirilen yazarın en büyük başarısı, insan psikolojisini eksiksiz yansıtmasındadır. Paris’in arka sokaklarını ve Fransız taşrasını anlatırken yakaladığı atmosfer ve karakterlerinin bu atmosferle örtüşen iç dünyaları Simenon romanlarının 19. yüzyıl Fransız gerçekçilerinin mirasçısı olduğunun kanıtıdır. Ve tam da bu nedenle pek çok edebiyat kuramcısı ve eleştirmen Simenon’u polisiye roman yazarı olarak kabul etmeyecektir. Teoriden ziyade duygudur öne çıkan. Ülkü Tamer’in ifadesiyle “Simenon’u polisiye roman yazarı olarak nitelemek pek içimden gelmiyor, bence düpedüz edebiyatçı.”


YAŞAMAK HIRSI

Georges Simenon
Çeviren: Sait Faik Abasıyanık
Everest Yayınları, 2016
222 sayfa, 15 TL.

KANALDAKİ EV
Georges Simenon
Çeviren: Oktay Rifat
Everest Yayınları, 2016
165 sayfa, 15 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR