Bu hikâyenin kahramanı Bertrand Russell Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Bu hikâyenin kahramanı Bertrand Russell

Logicomix’de, mantık ve matematik temelli tartışmalar resmediliyor. Matematikçilerin kusursuzluk takıntılarının herkesi bezdirip mutsuz ettiğini özellikle vurgulamışlar.

15.10.2012 01:00

LEVENT CANTEK

Bu hikâyenin kahramanı Bertrand Russell

Logicomix, matematik ve felsefe hakkında bir grafik roman. Tamam, çizgi roman ve matematik hısım akraba olmadıklarından kulağa hoş gelmeyebilir ama sempatik bir kitap bu. Rahat bir dile, sevimli çizgilere, didaktik olmayan bir tavra sahip. İki yazar ve iki çizerden oluşan bir ekibin ürünü. Hikâyenin kahramanları olarak onları da izliyoruz, içerikle ilgili tartışıyor ve bazen anlaşamıyorlar. Her şeyden önce zor bir işe kalkışmışlar. 19. yüzyıl sonundan 2. Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar geçen yıllarda yaşanan mantık ve matematik temelli tartışmaları resmetmişler.

Logicomix, yakın dönemin popüler grafik romanlarından biriydi. İlk önce Yunancada yayımlandı sonra yaygın dillere çevrilmeye başladı. Yayımlandığı her ülkede haklı bir ilgi gördü. Bertrand Russell hikâyenin kahramanı. Öylesine seçilmiş bir isim değil, kuşkusuz. Bir matematikçi, bir mantıkçı, felsefeyi bilen bir entelektüel, renkli bir kişilik ve polemikçi biri aranıyorsa Russell anlatılmalıydı. Russell, geçen yüzyılın entelektüel yıldızlarından biriydi. Çalışmaları, iddiacı kişiliği, yaşam biçimi ve hatipliğiyle basının rağbet ettiği isimlerdendi. Asilzadeliği bir noktadan sonra hatırlanmaz olmuştu. Olaylar ve deveranlar karşısında ne söyleyeceği, ne tepki vereceği merak ediliyordu. Doğrusu, Russell’in hayatı kitapta iyi toparlanmış, nasıl yaptıklarını da gizlemiyorlar. Örneğin tarihçi olmadıklarından söz etmiş, kendilerinden geçmişe dair sadakat beklenmemesini dilemişler. Biz bir hikâye anlatıyoruz, demişler.

Yaşadığımız dünyada pedagojik hassasiyetlerle hikâye anlatmanın belirli reçeteleri var. İddiasız görünerek ebeveyn ve öğreten adam olma karikatüründen uzak duruyorsunuz. Yanılabileceğinizi vurgulayarak duygudaşlık kuruyorsunuz vs. Logicomix bu bakımdan başarılı bir “öğretici”. Ağır bir metni güzel özetliyorlar. Tutarlı ve kendi içinde bütünlüğü olan yorumlar yapmışlar. Neyi dışarda tuttuklarını neden onu anlatmayarak es geçtiklerini bize aktarmışlar. Hikâyenin birkaç meselesi olduğu söylenebilir. Matematikçilerin delilikle dâhilik arasında gidip geldiklerini, kusursuzluk takıntılarının çevrelerinde herkesi bezdirip mutsuz ettiğini özellikle vurgulamışlar. Russell’in intiharın kıyısında yaşayan biri olarak tipleştirmişler, varsayımları için kuşkusuz anlamlı ama onun hedonist yönünü de biliyoruz. Kitap bittiğinde handiyse tüm matematikçilerin şizofren olarak nitelendiğini fark ediyorsunuz. Bunu mutlaka işaretlemek istemişler.

Bilimsel itirazlar değil, hissiyat
İkinci ana meseleleri, sanıyorum gerçeği bulmanın mümkün olmaması. Bütün bir kitap gerçeğin aranıp bulunamayışını anlatıyor. Russell, felsefecilerin matematik, matematikçilerin felsefe dediği bir şeyle uğraştığını söylerdi. Biliyorsunuz, bilim hep bir sentez iddiasındadır: yeni bir şey söylediğini savunurken eşikler ve doğru-yanlış düalizmi üretir. Russell gerçeği bulmak için kesin bilgi elde edebileceği bir yöntem arıyor. Kendinden evvelkileri küçümsüyor, kendini yalnız hissediyor, başka ülkelere, başka fikirlere doğru seyahat ediyor vs. Yazdığı bilimsel çalışmaları kimselerin anlamadığının farkında. Logicomix bu noktada edebiyata ve sanata başvurarak Russell’in bilimsel itirazlarını değil hararetli hissiyatını anlatmayı seçmiş. Mantıksızlıkla savaşmayı seçen Russell, Ibsen’den alıntı yaparak “sırtımızda gereksiz yükler taşıyoruz. Bunlardan kurtulmamız gerek” diyebiliyor ya da Turgenyev’den “ilkeler yoktur, reddetmeyi seviyorum. Ben buyum” cümlesini sahipleniyor. Daimi bir ergen öfkesi ve enerjisi bu...

Yenilmiş bir kuramcı…
Russell’in arayışını pekiştiren isimse önce öğrencisi sonra rakibi olan Wittgenstein. Aristoteles’ten Russell’a kadar mantıkçıların tek yaptığı farklı sözcüklerle aynı şeyi söylemek: totoloji yapmak diyen Wittgenstein, Russell’i derinden etkiliyor. Kitap, etkilenme faslında ilginç bir döküm çıkarıyor. Matematikçiler, paradigma değişimlerinde kuramlarının yetersiz kaldığını mağlubiyet tonunda hissediyorlar. Yeni ve kendilerini aşan çalışmalarla karşılaşınca neredeyse yıkılıyor ve inzivaya çekiliyorlar. Öte yandan -kitabın yazarlarıyla aynı fikirde değilim: bu arayışlar dönüp dolaşıp dar bir klişeye sıkıştırılıyor: hayat kitaplarda yazıldığı gibi değildir ve bilimin tüm gerçekleri dünyanın anlamını kavramaya yetmeyecektir! Bu doğru değildir demiyorum ama el hak hatırda tutmalıyız, bu varsayım anti-entelektüelist bir kibir de taşıyor. Russell, bilindiği gibi, teoriden uzaklaşıp pratiğe yoğunlaşır. Bir okul açar, farklı bir eğitim modeli uygulamaya çalışır ama deneyimsizlikten ya da elegantlığından olabilir, başarılı olamaz. Tutkularının peşinden giden bir tragedya kahramanı sayabilir miyiz onu? Böyle anlatılınca daha anlaşılır bir Russell çıkıyor karşımıza: Yenilmiş bir kuramcı… Logicomix, öyle bir noktada nihayetleniyor ki gerçeğin kapsamı sonsuz olduğuna göre her zaman yanıtlanamayacak sorular olacaktır aksiyomu kitabın ana fikrine dönüşüyor. Yanıtlanmamış sorular değil yanıtlanamayacak sorular vardır demek gerçeği bulmak için kesin bilgileri elde edebileceğimiz bir yöntem olmadığı anlamına da geliyor. Matematiğin felsefeye yenilgisi de denebilir buna.

Logicomix, sevimli ve makbul bir çizgiyle takdim edilmiş. Piyasa her zaman bir tarzı belirler ve yaygınlaştırır, albümleri birbirine benzer çizgiler doldurur. Logicomix’in yaygınlaşmasında hikâyesinin ilginçliği kadar çizgi üslubunun aşinalığı etkili olmuş. Yumuşak renk seçimleri, bütünüyle sevimli tipleştirmeler vs. Kurgu başarılı, öğretme-açıklama güdüsü ister istemez belirleyici olmasına karşın enformasyon yığını yaratmamışlar, hikâye güzel akıyor. Üreticiler arasındaki nezaketli fikir ayrılığı işlevsel olmuş… Tek ısınamadığım bölüm, bence hiç olmasa eksikliğini hissetmeyeceğimiz, başka bir arkaplan gerektiren tiyatro göndermesi. Öyle ki bunun finali aksattığını düşünüyorum. Russell ile ilgili, tutku içeren bir gençlik hikâyesi sanki daha anlamlı olurmuş. Logicomix, eğitim kurumlarının ilgisini çekmeli, nitelikli bir kitap çünkü.

LOGICOMIX
Apostolos Doksiadis, Hristos H. Papadimitriu, Alekos Papadatos, Annie Di Donna
Çeviren: Özge Özgür
Albatros Kitap
2012, 345 sayfa, 40 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963