scorecardresearch.com Söyleyemediğim ha'r'f... Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Söyleyemediğim ha'r'f...

Türkiye'nin edebiyatta yeni yüzlere değil, akılcı ve farklı bakışlara ihtiyacı var.

24.05.2002 00:00

DENİZ KOÇ

Türkiye'nin edebiyatta yeni yüzlere değil, akılcı ve farklı bakışlara ihtiyacı var. Bir yazarın, bir sonraki kitabını merakla beklemek, tekrar tekrar keşif yolculuklarına çıkmak ve yazdıklarıyla kurduğumuz düşünsel ortaklığı geliştirmek için ne zamandır heyecanlanmadığımızı fark ettim. Cem Akaş'ın son kitabı 'r'nin, '7' adlı çalışmasından sonra bu beklentimize yanıt verdiğini gördüm.
Yazar ve okur arasındaki bu macerada yer almak istiyor gibiydi Cem Akaş. 'r' üzerine konuşurken, bu düşüncemin doğruluğu
ispatlanmış oldu.
Her şeyden önce: Neden 'r'? Söyleyemediğiniz bir harfi neden seçtiniz kitap adı olarak? 'r' adlı öyküyle ilgili bir durum mu?
Bu derlemeyi yapıp yapmamak konusunda uzun süredir düşünüyordum. Önceleri bir seçki yapmayı düşündüm, sevmediklerimi dışarıda bırakan bir seçki. Yayımladığım bütün öyküleri seviyor değilim çünkü, hatta tahammül edemediklerim var, onlar unutulup gitse aslında daha hayırlı olur. Bütün yazdıklarını biraraya getirmenin taşıdığı böbürlenme dozu beni rahatsız ediyor ayrıca. Dolayısıyla 'r' adlı öyküde olduğu gibi,
'silme'yi ön plana çıkarmak niyetindeydim. Bunu yapmadım ama o kötü bulduğum öyküleri ben yazmamışım gibi davranmak da delikanlılığa sığmaz diye düşündüm. Söyleyemediğim bu harf, yapamadığım bu eksiltmeyi simgelesin istedim.
Yazdıklarınızın bu kadar canlı olmalarının sebebi nedir sizce?
Hepsi değilse de önemli bir kısmı için doğru olabilir bu saptama, 'canlı' diyerek iltifat ediyorsunuz, ben 'görsel' derdim. Hareketlerin çekiciliğine kolay kapılıyorum, onların ayrıntısında gizlenen anlamı çözmeye çalışmak hoşuma gidiyor. Bu anlamda belki Türk öykücülüğüne biraz uzak kalıyorum. Ayrıca 'öykü' tanımlamasını da en geniş anlamıyla kullandığımı belirtmem gerek, yoksa bu kitaptaki pek çok metin, klasik anlamda birer öykü sayılmaz. Birçoğu, 'olay örgüsü'nü öne çıkarır, film tadı vermesinin nedenlerinden biridir bu.
Tüm eserlerinizin büyük bir bütün oluşturmasını amaçlıyorsunuz. Bütünün parçalarını oluştururken, kendinizi tekrarlamaktan korkuyor musunuz?
Kendimi yinelemekten, kendimi taklit etmekten
korkuyorum tabii. Bu kitaptaki parçalardan bazılarını unutturmaya gönlüm elvermediyse, biraz da bu 'büyük bütün' davası yüzünden. Bunun bedellerinden biri, dediğiniz gibi, zaman zaman yinelemelerin ortaya çıkması. Bunun üstesinden gelmek için Durrell'ın çözümüne benzer bir çözüm yolu benimsedim: Aynı şey anlatılacaksa, açı değiştirerek,
ışık değiştirerek, kadrajla oynayarak anlatmalı.
'r'deki öykülerin hepsi birer küçük zihin egzersizi gibi. Yaratıcı sürecinizde acı çekiyor musunuz?
Yazmak, kurmak çok farklı türlerden problemler çıkarıyor insanın karşısına, bunlara sorun olarak değil, 'fizik problemi'ndeki 'problem' gibi yaklaşıyorum, doğru. Bir öykü nasıl başlayacak, nasıl bitecek, di'li geçmişle mi gelecek zamanla mı anlatılacak, kaç anlatıcı olacak, karakterler konuşacak mı, nasıl konuşacak gibi problemler bir yanda; öykünün arkitektonisine ilişkin problemler öbür yanda. Dağınık, geldiği gibi gelişen, yan yollara sapmaya can atan anlatıları, okumayı sevsem de yazmaktan hoşlanmıyorum. Bu anlamda disiplinli, hedefe kilitlenmiş bir kurgu anlayışını benimseyegeldim. Bunun getirdiği problemleri çözmek bana hep zihinsel bir zevk vermiştir. Acıyı daha sonraları öğrendim; şu sıralar onunla uğraşıyorum zaten.
İnsan bir kitabınızı eline aldı mı, kolay kolay bırakamıyor. Sinema, müzik, edebiyat ve oyun: Bir simyager gibisiniz.
Sizi besleyen şey nedir?
Teveccühünüz! Teşekkür ederim, ama o kadar da uzun boylu değil bence. Meraklı ve öğrenmeyi seven bir insan olduğum söylenebilir, ama bunların yazıma somut veriler dışında ne kadar yansıdığını ben pek kolay ayrıştıramıyorum. Yapı kurma meraklısı olunca, farklı disiplinlerdeki yapı biçimlerine bakma gereği duyuyorsunuz, bazen de oradan buraya ne geçirilebilir diye deniyorsunuz. Edebiyat içi yapılar açısından da böyle: Bir yazarın kurgulama biçimini alıp, üzerinizde nasıl duracağına bakmak isteyebiliyorsunuz. Gizli Hava Müzesi bunun ürünü.
Bu bir beslenme biçimi olabilir.
Öykülerinizde genelde paranoyak bir durum söz konusu. Paranoyanın sizin için anlamı nedir?

'Büyük bir bütün' meselesiyle ilişkili birşey belki bu. Herşeyi, teğellerle de olsa birbirine bağlayarak yazınca, dünyayı da bu tür bağlantılar optiğiyle görmek neredeyse kendiliğinden ortaya çıkan bir durum oluyor. Bu yüzden paranoya benim anlattığım birşey değil, kurduğum dünyanın içinde ortaya çıkan birşey değil, karakterlerim paranoyak değiller; daha ziyade, Anlatı'mın 'üst kuralları'ndan biri bu, o dünyanın çerçevesi bir bakıma. Her yazdığım için söylemiyorum tabii. Bir genelleme.
'Ekşi Sözlük' kitabını yazıyormuşsunuz ...
Şehir efsanesi. Kitabı ben yazmıyorum. Kitabın ortaya çıkmasına önayak olmaya çalışıyorum diyelim.
'r'den sonra Cem Akaş'tan ne bekliyoruz?
Ben olsam beklemezdim!

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR