scorecardresearch.com Sonsuza kadar Virginia Woolf Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Sonsuza kadar Virginia Woolf

Gündüzlerin işi gücü biter bitmez, akşamları eve koşup, bir an önce Virginia Woolf/Bir Yazarın Yaşamı’nı okumak istiyorum. Lyndall Gordon, Woolf’un yaşamıyla eserleri arasında bir gelgite kapılmış, o trajik serüveni açımlıyor.

05.02.2016 00:25

Sonsuza kadar Virginia Woolf

“(Bayan Ramsay ölür, parantez içinde, hiç beklenmedik bir biçimde,) (...)”

Tümceyi okuyunca anılar ülkesinde kalakalıyorum: Bayan Ramsay ayraç içinde, hiç beklemediğim bir anda yeniden ölüyor. Niye beklemediğim bir an? Oysa Virginia Woolf başlığı atmış: “Zaman Geçiyor”. Zaman işte öyle geçip gider...

Ne var ki Mühürdar’da Ak Apartmanı’ndayım, 1960’ların ilk yarısı. 1945 basımı Deniz Feneri’ni okuyorum, Naciye Akseki’nin harikulade çevirisinden. Köşeli ayraçta biri uzun, biri kısacık şu iki tümce:

“Mr. Ramsay, karanlık bir sabah, bir dehlizde giderken sendeleyip kollarını açtı, ama bir gece evvel Mrs. Ramsay ansızın ölüverdiği için sadece uzattı o kadar. Kolları boş kaldı.”

Virginia Woolf’un anlatımda, dile getirişte göz kamaştırıcı bir yenilikle donattığı, bizi, biz okurları, o an sadece sezinleyebiliyorum. Sezinlemek de değil, belki bulanık bir duyumsayış. Ama görkemli bir şeylerin olup bittiğini açık seçik kavrıyorum. Öyleyken, “Zaman Geçiyor”, Deniz Feneri’nin tekrar tekrar okunası bir bölümü oluyor benim için.

Şimdi bugüne dönüyorum, yarım yüzyıl sonrasına. Günlerdir okuduğum Virginia Woolf/Bir Yazarın Yaşamı’yla baş başayım. Lyndall Gordon imzalı kitap (Alfa Yayınları) Süha Sertabiboğlu’nun çevirisi. Lyndall Gordon, tıpkı benim gibi, Mrs. Ramsay’in beklenmedik ölümü üzerinde durmuş, üstelik ayraç içinde bir ölüm bu!

Deniz Feneri’ni eniştemin kitaplığında bulmuştum. Virginia Woolf konusunda en küçük bir bilgim yoktu. Gerçi Varlık Yayınları’nın Büyük Yazarlar adlı cep kitabında ona rastlamıştım, intihar ettiğini biliyordum ama, Virginia Woolf’tan tek satır okumamıştım.

Yarım yüzyıl önce, belki daha fazla, Deniz Feneri, o yıprak kitap (Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, Dünya Edebiyatından Tercümeler) yıllar yılı başucu kitabım olacakmış meğer. Önsezi miydi, ardına takılıp gideceğim fizikötesi, alınyazısı mıydı, bilinemez.

Lyndall Gordon, Woolf biyografisinde Deniz Feneri’nden iz sürüyor. Küçük –sonradan ergen- James’i kurgusal, yapıntı bir kişi sayıyor ama, Bayan Ramsay’de Virginia Woolf’un annesini, gerçek yaşamdaki kişiyi arıyor...

470 sayfalık biyografinin henüz 183. sayfasındayım. Virginia Woolf ve sanatı üzerine yazılmış birçok kitap okudum. Böylesine incelikli yazılmışı, az onların arasında.

Lyndall Gordon, Woolf’un yaşamıyla eserleri arasında bir gelgite kapılmış, o trajik serüveni açımlıyor. Yaşantıdan esere yansıyanlar, bir yandan da eserden yaşama yön verenler iç içe geçmiş. Bu bağlamda yalnızca Deniz Feneri belirleyici olmuyor, elbette Mrs Dalloway, Kendine Ait Bir Oda, ötekiler... Sonunda öyle bir döküm ortaya çıkıyor ki, Virginia Woolf yazmaktan ötesini yaşamamış, yaşamak istememiş, yaşamaya gönül indirmemiş demek zorunda kalıyorsunuz.

Mrs Dalloway’i her okuyuşumda Septimus en yakınım gibi gelmiştir. Onun iç dünyası, olup bitenleri algılayışı, çevresindeki herkese yabancılığı/yabancılaşması biyografi yazarının çok etkileyici bir yorumuna yol açmış:

“Bunlar bir delinin gülünç hayalleri olarak aktarılmış, ama yazarın ölülerin seslerini duyma eğiliminden ve suyun onu tekrar tekrar kendine çekmesinden kaynaklanıyor.”

Gündüzlerin işi gücü biter bitmez, akşamları eve koşup, bir an önce Virginia Woolf/Bir Yazarın Yaşamı’nı okumak istiyorum.

Çok sevimli bir roman!
Geçen hafta çok sevimli bir roman okudum. Geçen hafta ama, bir oturuşta, bir çırpıda! Öğleden sonra başlamıştım, gece boyunca sürdürdüm okumayı; haber bültenleri dışında televizyonu açmadım.

Romanın adı Kalabalıkta Yüzler (Siren Yayınları). Yazarı Valeria Luiselli’yi tanımıyorum: Çok genç, 1983, Meksika doğumlu. Kalabalıkta Yüzler’i Seda Ersavcı dilimize çevirmiş. Siren Yayınları şöyle tanıtıyor eseri:

“Luiselli, Kalabalıkta Yüzler’de, her şey bir yana, bir şair hakkında bir roman yazan bir yazara ya da kurmacanın kendisine dair bir roman yazmış ve kendine has mizahını ortaya koyabildiği bu çok katmanlı metni âdeta mimarî bir yaklaşımla tasarlamıştır.”

‘Her şey bir yana’yı es geçmemek gerekiyor. Çünkü roman biraz da orada, o ‘her şey’de gizli. Yirminci yüzyılın sonuna doğru, önceleri özellikle Batı romanında, sonra yeryüzü edebiyatında, ‘yazmak’ konusu, sorunu, handiyse açmazı da başlı başına bir izlek olmuştu. Şimdi de sürüp gidiyor. Kalabalıkta Yüzler yazmak üzerine bir roman.

Bu soy romanlardan ayrılan en ilginç yanı, Valeria Luiselli’nin kendini, romancıyı, olup bitenleri, yazma edimi sırasındaki karnavalı çok sevimli şekilde anlatabilmesi. Büyüklenmeler, şişinmeler yerine sıradanlaşmalar, herkes gibi olmalar, kendi kendisiyle dalga geçebilmeler.

Gelgelelim bir yandan da ‘ciddî’ bir roman yazılmakta. Ve o ciddî mi ciddî her şey, bakıyorsunuz, en derin acılar falan, hayatın içinde, hayatla bir arada alımlandığında tuhaf, yatıştırıcı, hatta huzur verici iyimserliğe dönüşüyor. Mümkün mü? Romancının yeteneği ışıdıkça ışıyor ve kaba gerçeklik kendini pekâlâ sevdire sevdire saltanat kuruyor.

Kalabalıkta Yüzler, başka romanlara, başka eserlere göndermelerle de bezeniyor. Yazarın kafasından geçenler, hatırlayışlar, o eserleri okuyup özümsemişseniz size de yansıyor, okumayı belki bir an durduruyor, ama edebiyat denen tılsımlı sanatın uçsuz bucaksızlığını duyumsatıyor.

Kısacık...
1945 basımı Deniz Feneri’ne önsözde Naciye Akseki belirtmiş: “(...) onu okumak için muhakkak odanıza çekilip, bir masa başında sert bir sandalye üzerine oturup bütün ciddiyetinizle kitap okumaya hazırlanmanız lazım. V. Woolf o zaman size beklediğiniz zevki vermeye hazırdır.”

Çok doğru, çok hoş da, günümüzün korkunç hayhuyunda kaç yazara nasip olabilir? Kaç okurun olanakları el verebilir?

 

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR