scorecardresearch.com Sevgiliyle akşam yemeği gibi Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Sevgiliyle akşam yemeği gibi

Sanatta 40 yılı geride bırakan usta karikatürist ve ressam Haslet Soyöz, Fenerler başlıklı resim sergisiyle Rahmi M. Koç Müzesi’ne konuk oluyor. Soyöz’a göre resim, insanın sevgilisiyle akşam yemeği yemesi gibi...

19.04.2016 10:00

ERKAN AKTUĞ

Sevgiliyle akşam yemeği gibi

Cennetin Gemileri, hava kara ve deniz taşıtlarına odaklandığınız Vesait-i Havaiye, Berriye, Bahriye, Delkos’tan Karaburun’a limanları resmettiğiniz serilerin ardından şimdi de Fenerler... Bildiğim kadarıyla resimlerin dışında gemi maketleri de yapıyorsunuz. Sizdeki bu deniz tutkusunun kaynağını öğrenebilir miyiz?
Benim gibi plastik sanatların resim dalında klasik tarzı benimsemiş kişiler için deniz bulunmaz bir materyaldir. Deniz durağan değildir ve gökyüzü bu diyalektik oluşumda denizin işbirlikçisidir. Bütün bunlar sanatçı için bulunmaz bir lezzet ve beslenme sağlar. Bu durum resimle ilişki içindeki insanları da etkiler ve içine çeker. İşte denize yakınlık duymamın başlıca sebebi budur. Resimlerimde bolca betimlediğim ulaşım araçlarının beğeni toplamasının nedeni de çocukluğumdan beri merakım olan maketçiliğimin getirdiği kolaylıktan kaynaklanıyor. Küçükken oyuncaklarımı kendim yapar bunun için bazen okulu kırardım. Sadece gemi değil uçak, araba ve diğer ulaşım araçlarını da kendimce yapar, bundan oldukça zevk alırdım.

Çanakkale Bozcaada’daki 1861 tarihli Ponente Feneri’nden Trabzon’a gelmeden önceki son burunda 1926’da yapılan Yoros Feneri’ne 20 tarihi feneri görüyoruz sergide. Resmedeceğiniz fenerleri seçerken neye dikkat ettiniz, seçim yapmak zor oldu mu?
Bu resimleri yaparken fenerlerin konumları ilk dikkat ettiğim şeydi. Fenerin konumu resim için uygunsa sorun kolaylaşıyor. Bazı fenerler için tekne kiraladım, bol bol fotoğraf çektim, karadan ulaşabildiğim fenerlerin yanlarına gittim ve bazı kaynaklardan yararlandım. Bazı anılarım da oldu. İğneada Feneri için bir balıkçıyla anlaştım ve teknesiyle feneri fotoğraflamak için denize açıldık. Tam fener göründü ve fotoğraf açısına girdiğinde balıkçı yanındaki arkadaşıyla beni tehdit ederek iki misli fiyat aldı. Resmini yaptığım iki İğneada feneri de ancak çekebildiğim iki karelik fotoğraftandır.

Teknoloji malum... Günümüzde fenerlerin eski önemi kalmadı artık. Daha çok nostaljik, romantik anlamları var. Bana mesela yalnızlık hissi verir... Peki fenerler sizin için ne ifade ediyor?
Fenerler de teknolojiden nasiplerini aldılar ve daha çok yalnızlaştılar. Ben onlara bir klasik araba, bir vapur veya klasik bir kotraya, bir sanat esrine bakar gibi bakıyor ve onları yaşamın içerisinde sevilmesi gereken şeyler listeme ekliyorum.

Bazı fenerleri denizden, bazı fenerleri de karadan bakış açılarıyla resmettiniz. Hangi feneri hangi açıdan resmedeceğinize nasıl karar verdiniz?
Bir feneri yapmaya karar verirken üç şeye dikkat ettim. Bir: Fenerin konumu, iki: deniz ve gökyüzünün halleri, üç: bunlara uygun teknenin seçimi. Bu üç unsur aynı kare içerisinde sorunsuz bir şekilde olabiliyorsa mesele yok.

Sergilerinizi hep Rahmi M. Koç Müzesi’nde açıyorsunuz. Aslında konsept olarak çok da uygun. Başka özel bir nedeni var mı?
Sergilerimi Rahmi M. Koç Müzesi’nde açmamın birinci nedeni bu müzeyi çok sevmem ve sergi konseptinin uyuşmasıdır. İstanbul’da yaşayan bir insan olarak böyle bir müzeyi bu şehre kazandıran Sayın Rahmi Koç’a teşekkürü borç bilirim.

Yılların karikatürcüsü olarak resim yapmak size nasıl bir arınma sağlıyor. Günlük gazete karikatürcüsü olarak gündemin bunaltıcılığından uzaklaşmak için sığınılan bir liman mı?
Daha önce benimle söyleşi yapan arkadaşlarıma dediğim gibi, karikatürü kurtulmam gereken bir bela olarak görürüm. Sabahları uyandığımda henüz çizmediğim karikatürüm beni ezmeye başlar, ondan bir an önce kurtulmanın yollarını ararım. En iyi yol da hemen çizip kurtulmaktır. Bu bana olağanüstü bir rahatlık sağlar. Resim ise öyle değil, insanın sevgilisiyle akşam yemeği yemesi gibi. İşin içine tartışmalar da girebilir. Hatta bu size tuvali yırtıp yeniden başlamanıza neden de olabilir. Sonuçta sevgili sevgilidir, resim de resim. İkisinden de kurtuluş yok.

Milliyet Sanat’taki söyleşinizde “Karikatüre en büyük kötülüğü Oğuz Aral yapmıştır” diyorsunuz. Bu yorumunuz karikatür dünyasında nasıl yankı buldu, nasıl tepkiler aldınız? Zira birçok karikatürcü Oğuz Aral’ı usta olarak görür...
Ben rahmetli Oğuz Aral’ın ustalığına bir laf etmedim, Oğuz Aral’ın genç bir kuşağı kendisi gibi çizmeye zorlamasına laf ettim. Picasso da bir genç kuşak ressamı karşısına alıp “Benim gibi resim yapacaksınız” deseydi ona da aynı suçlamayı yapardım. Ayrıca bu söylediklerimi Oğuz Aral sağken de söylemiştim. Kimsenin kimseye “Şöyle yap, böyle yap” demeye hakkı yoktur. Böyle düşündüğüm için de nasıl tepkiler aldığımın önemi yoktur.

Bundan sonraki sergi de denizle ilgili mi olacak?
Bundan sonraki sergilerim için deniz ve gökyüzüne devam...

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR