scorecardresearch.com Sansürsüz, kesintisiz Henry Miller Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Sansürsüz, kesintisiz Henry Miller

Oğlak Dönencesi 29 yıl sonra sansürsüz olarak yeniden Türkçe’de. Kitap Henry Miller’ın rahme düşmesiyle başlayıp aşk maceralarına sıçrayan, çocukluktan yetişkinliğine gidip gelen bir öykü.

01.07.2014 00:45

Sansürsüz, kesintisiz Henry Miller

Oğlak Dönencesi uzun bir aradan sonra yeniden ama bu kez sansürsüz, kesintisiz haliyle yayımlandı. Bir önceki edisyonda sansüre takılıp üzeri siyah bantlarla örtülen “müstehcen” sözcükler, cümleler, paragraflar özgürlüğüne kavuştu. Henry Miller’in kurulu düzene, ikiyüzlü ahlaka, savaşa, yıkıma, kıscası “yeni dünyaya” isyanını dile getiren Oğlak Dönencesi ilk kez 1939 yılında Fransa’da yayımlanmıştı. Avrupa’da beğenilmesine rağmen, ülkesi ABD’de 1961 yılına dek “sakıncalı” kaldı ve basımına izin verilmedi. Yasağın ardında Miller’in gerçekleri bütün çıplaklığıyla anlatmasından duyulan siyasi ve ideolojik rahatsızlık vardı. 1985 yılında Türkiye’de toplatma ve mahkumiyet kararı verenlerin Miller’in fikirlerinden “nem kaptıklarını” sanmıyorum; sözcükleri bantlama refleksi biraz bağnazlıktan, biraz da edebiyattan nasibini almamışlıktandır. 

Miller’in arayışı
Oğlak Dönencesi
’nde, diğer bütün romanlarında yaptığı gibi, kendi yaşamından, anılarından, deneyimlerinden yola çıkıyor Miller; ama otobiyografik dememize hiç imkân vermeyecek türden bir yaşamöyküsü anlatıyor. Rahme düşmesiyle başlayıp kendi aşk maceralarına sıçrayan, çocukluk döneminin çağrışımlarıyla yetişkinliğine, yetişkinliğin çağrışımlarıyla gençlik çağlarına gidip gelen -sanki döngüsel- bir öykü. Bu döngü içinde ayakta kalmak için çırpınan bir gencin kendi sesini arayan bir yazara dönüşmesini izliyoruz.

Hikâye ağırlıklı olarak ABD’nin bu en bunalımlı dönemi sayılan 1920’lere dayalı yaşanmışlıklar üzerine kurulu. Kahramanımız -yani Miller- telgraf şirketinde çalışan, binlerce insanın -telgraf yoluyla- kendini ifade etmesinin tanığı olan, 20’li yaşların sonuna gelmiş genç bir adam. Bunalımın ve kendi çıkmazının farkında ama ne yapması gerektiğinin farkında değil. Bu nedenle -çevresindeki diğerleri gibi- hayatın merkezine cinselliği yerleştiriyor. Aşk arayışından ziyade çiftleşme ihtiyacının giderildiği amaçsızca sürdürülen ve insanları peşinden sürükleyen günübirlik bir hayat tarzı. Miller’in başarısı -ve ürkütücü yanı- anlattığını Amerikan tarzı yaşamın ta kendisi olarak sunmasında. Böylelikle Oğlak Dönencesi popüler edebiyat metinlerinde ya da Holywood filmlerinde propogandası yapılan steril Amerikan tarzı yaşamın reddiyesi, Amerikan rüyasının iflasının ilanı ya da teşhiri anlamına geliyor.

Özetle söylemek gerekirse Oğlak Dönencesi’nde “tabu”lara, dogmalara, toplumca kutsal ilan edilenlere saldırıyor Miller. Kendisini de işin içine katarak saldırmadık hiçbir kurum ve değer bırakmamış; ihanet ve yalanlarla örülü evlilikler/ilişkiler, yoksulluk, eşitsizlik, adaletsizlik, yaşamın anlamsızlığı, orta sınıf ahlakının iflası, cinsel tutku ve zaaflar, içki ve uyuşturucu. Ve bütün bunların üzerinde yükselen savaş çığlıkları...

Henry Miller’in kendisine ve Amerikan toplumuna tutuğu ayna aslında hepimize ve bütün toplumlara tutulmuş bir aynadır; anlatılanlar kapitalizmin ve gelişme idealinin yıkıcılığına ve bireyde yarattığı duygusal boşluğa işaret eder.

Müstehcenlik abartılsa bile...
Oğlak Dönencesi
erken dönem “yeraltı” klasiklerinden birisidir ve kendisinden sonra gelen kuşakları -özellikle Beat kuşağını- etkilemiştir. Miller’i etkileyense Dadaistler ve Gerçeküstücüler olmuştu. Oğlak Dönencesi’nde yazma serüvenini aydınlatan, kendi ifadesiyle “kadans”lar da yer alıyor. Yazarın özgürce, coşkuyla, sanki kendisine dikte ediliyormuş izlenimini veren bölümlerin bir kısmında yazarlık anlayışını ve kendi sesini bulma serüvenini dinliyoruz. Birinci tekil şahısta ve yalnızca kendi hayatı hakkında, yalnızca kendi deneyimlerinin ışığında, bildiği ve hissettiği şeyleri yazmaya karar vermesi kendi sesini duymaya yönelik ihtiyaçtan.

Miller’in bu ihtiyacını çok cesur ve dürüst bir anlatımla sağlamış. “Doğruyu söylemekten yanayım, saklamaktan değil; gerektiği takdirde doğrular soğuk ya da şoke edici olabilir. ... Ne zaman bir tabu yıkılsa, ardından iyi bir şey gelir. Diriltici bir şey” fikriyatından hareketle müstehcenliği de tabuları yıkmanın bir aracı haline getiriyor. Oğlak Dönencesi’nde cinsellik romanın ne en önemli unsuru ne de amacı. Hayatımızda kapladığı yeri vermiş cinselliğe Miller; inkâr etmemiş, yok saymamış, bastırmamış... “Müstehcenliği abarttığı” iddasında olanlara yanıtı önemli; “Abartılsa bile bundan ne zarar gelir ki? Neden bu konuda bu kadar endişeliyiz? Kelimeler, kelimeler – kelimelerde korkacak ne var? Ya da fikirlerde? Baştan çıkarıcı olduklarını düşünelim; ama bundan korkacak mıyız? Zaten her şeyi yaşamadık mı? Savaşlar, hastalıklar, salgınlar, kıtlık gibi felaketlerle yokoluşun kıyısına kadar gelmedik mi? O halde müstehcenliğin abartılması neden bizi tehdit ediyor? Tehlike ne?”

Tehlike, cinsel özgürülüğün başka özgürlükleri çağrıştırmasında çıkıyor ortaya. İşte bu nedenle beden yasakları söz yasaklarıyla birleşiyor. Sansür kurumu düzenin bekçiliğine soyunuyor. Oysa duygularıyla barışmak için bedenleriyle de barışması gerekiyor insanların. Oğlak Dönencesi insanın kendisinden ve cinselliğinden utanmaması zihniyetiyle yazılmış. Arthur Miller yasaklarla çevrili eski ve köhne bir dünyanın yeni insanlarla değişeğine inananan, aslında iyimser bir yazar: “Tanıdınız mı beni, çocuklar? Zuni topraklarının kızıl saçlı albinolarıyla iletişim kurmakta olan bir Brooklyn çocuğuyum. Ayaklarımı masanın üstüne uzatmış, ‘güçlü, asla anlaşılamayacak yapıtlar’ yazmaya hazırlanıyorum, ölmüş yoldaşlarımın vaat ettiği üzere. Bu ‘güçlü yapıtlar’, görecek olsanız tanıyabilir miydiniz onları? Katledilmiş milyonlardan birinin bile ölümünün ‘güçlü yapıtlar’ yaratmak için gerekli olmadığını biliyor musunuz? Yeni insanlar, evet! Yeni insanlara ihtiyaç duyuyoruz hâlâ. Telefon olmadan yaşayabiliriz, otomobil olmadan, tam teşekküllü bombardıman uçakları olmadan yaşayabiliriz, fakat yeni insanlar olmadan yaşayamayız.”

Hedefteki adam
Ahlak bekçiliği yapmaya soyunanlar için hayat tarzı ve eserleriyle her zaman “hedefteki adam”dı Henry Miller. 1891 yılında Alman göçmeni bir ailenin çocuğuydu. İyi bir temel eğitim aldı, ancak üniversiteyi yarım bıraktı. Bulaşıkçılıktan liman işçiliğine, barmenlikten piyano öğretmenliğine varana dek pek çok farklı iş yaptı. İş ve macera peşinde Amerika’nın bir şehrinden diğerine seyahat ettiği sırada gördükleri edebiyatına yansımıştır.

OĞLAK DÖNENCESİ
Henry Miller
Çeviren: Avi Pardo
Siren Yayınları
2014, 344 sayfa, 22 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR