scorecardresearch.com Raymond Carver’ın öykülerini okudunuz mu? Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Raymond Carver’ın öykülerini okudunuz mu?

Carver okumamış olanlarımız, bu dümdüz görünen öyküleri derin yapısına girerek okumaya hazırlanabilir. Çağımızın büyük öykü ustalarından birisini tanımadan bir ömrü geçiremezsiniz.

01.08.2014 07:55

Raymond Carver’ın öykülerini okudunuz mu?

Raymond Carver adını onu yirmi beş yıl önce tanıdığımdan beri hiç durmadan anıyor, öykülerini önüme gelen herkese okutuyor, yeni yazar adaylarına yazarken onu kesinkes okumalarını öneriyor, olanaklar elverdiğince yazdıklarını yayımlıyor ve kendim de nesini bulursam okuyorsam, emin olun bunda bir tuhaflık yok. Raymond Carver böyle bir yazar.

İlk okuduğumda, kısa öykünün Çehov’dan gelen süzülmüş biçiminin günümüzdeki bir temsilcisi olduğunu düşünmüştüm. Öyleydi elbette. Öykünün zaman içindeki kararlı, sabırlı değişiminin 1980’lerdeki örneklerini yazıyordu Carver. Amerikan edebiyatının taşın suyundan öykü çıkaran tutumunun bir yüz yıllık birikimini taçlandırdığını da düşünürsek, Carver’ı daha iyi anlatmış oluruz.

Raymond Carver’ın bütün öykülerini Türkçede Can Yayınları yayımlıyor. Lütfen Sessiz Olur musun, Lütfen? ve Aşk Konuştuığumuzda Ne Konuşuruz kitaplarından sonra, kimilerince en önemli kitabı sayılan Katedral de yayımlandı. Katedral kitabına adını veren uzun öykü daha önce de yayımlanmış ve büyük ilgi görmüştü.

Carver niçin önemli?
Raymond Carver öykülerinin en belirgin özelliği nedir sorusuna, yalınlık diye yanıt veriyorum. Öylesine yalındır ki Carver’ın öyküleri, bugüne dek pek çok okurun bu yalınlıkta öykülerle ilişki kurmakta zorluk çektiğini de gördüm. Yazınsal değer bunun neresinde, diye soranlar da var sanıyorum, ilk okumada belki de yavan geliyor.

Raymond Carver, bir Çehov hayranı olarak öykülerinde tek fazla söze yer vermemeye koşullu bir dil yaratmış. Ne eksik bir sözcük ne de fazla, denir, neredeyse bütün ömrü boyunca bu ilkeye bağlı kalarak yazdı Carver. Bunun pek çok kısa öykücünün anlayışı olduğunu, adeta zorunlu bir kısa öykü ilkesi olarak görüldüğünü biliyoruz. Ne ki bir o kadar da zordur bunu uygulamak. Son kertede yalınlık aynı zamanda yalınkatlığa da götürebilir ki, örnekleri sık görülür.

Bu tuzaktan kurtulmak için herkesin göremediği ayrıntıları görmelisiniz. Daha etkili bir araç bilmiyorum. Carver, hem böyle bir anlatım biçimini seçip hem de neredeyse her öyküsünü ötekilerden ayrı kılmanın yolunu ayrıntıların seçiminde bulmuştur. Sınırları belli, kısıtlı bir hayatın içinden birbirinden apayrı öyküler çıkarmak, sıkmadan her öyküyü merakla okutabilmek, herhalde ustalık gerektirir.

Kısa öykü nereden çıkıp ne anlatır? Önemli ya da önemsiz bir sorun, bir ilişki ya da çatışma, alışılmamış ya da önceden yazılmamış bir durum. Öykünün merkezinde bunlar yer alır ve yazar, bunlar için tasarladığı öyküyü bunları saracak bir hikâyeyle ortaya çıkarır. Carver, hemen her zaman bize önemsizmiş gibi gelen bir sorunu ya da çatışmayı seçtikten sonra, onu, okura çekici gelmesini sağlayacak ayrıntıları kullanarak hikâye eder.

Anlatımda iki öğeye ağırlık verir: anlatıcının bakış açısı ve karşılıklı konuşmalar. Katedral’deki öyküleri bunların nasıl uygulandığını görmek için de bir ders gibi okuyabiliriz.

Carver, öykülerindeki anlatıcıları bir kamera gibi kullanır. Kamera hikâyenin bütününü görebilecek bir noktaya konur ve ne görüyorsa ve görebilirse onu kaydeder, aktarır ve kendini tamamıyla dışarıda tutarken hikâyenin ya da öykü kişilerinin zihnine hiçbir zaman girmez, anlatılana uzak durur.

“Sokak kapısı açıldı ve Bud verandaya çıktı. Gömleğini ilikliyordu. Saçları ıslaktı. Az önce duştan çıkmış gibiydi,” diye aktarır anlatıcı. O sırada Bud’ın aklından neler geçmektedir, onları vermez. Onları Bud kendi iç konuşmalarıyla ya da konuşmalar aracılığıyla dışavurur. Dışarıdan görünen davranışlar ve haller de o kişiyi, kişiliğini anlatacak biçimde seçilir.

Öte yandan, anlatıcı bazen öykü kişilerinin ruh durumunu da vermeye başlar ama Carver bu düzeyde bilinen bir tekniği uygulayarak anlatıcının konumunu bozmadan, onu aslında öykü kişisinin iç dünyasının yerine geçirerek anlatır.

Carver, anlatıcının kişilerin iç dünyalarına müdahale etmesine gerek bırakmayan bir anlatım biçiminin iyi bir uygulayıcısıdır. Yaşananlar dışarıdan, yansız biçimde öyle aktarılır ve öyle ayrıntılarla verilir ki, kişilerin ruh durumlarını ayrıca onların içine girerek vermeye gerek kalmaz. Bunu Carver’ın en önemli özelliklerinden biri olarak belirtebiliriz.

Öte yandan, bu anlatımın anahtarlarından biri olan karşılıklı konuşmalar, bütün öykülerinde olduğu gibi, Katedral’de de önemli işlevler yüklenir. Her zaman olduğu gibi, konuşmalar hem önemlidir hem de öykülerde çok yer tutar. Bir kişinin söyledikleri onu doğrudan anlatırken karşısındaki kişiye de dolaylı olarak ışık tutar.

Carver’da konuşmalar hep çok doğaldır, gerçek hayatta nasıl konuşuluyorsa öyle. Öykülerde ya da romanlarda konuşmaların sahiciliğini, inandırıcılığını sağlamak için doğallaştırma gereği bazen yanlış anlaşılıyor. Evet, konuşmalar doğaldır ama aynı zamanda günlük konuşmanın bütün fazlalıklarından, çapaklarından arındırılmış, süzülmüş biçimde girer öyküye. Yoksa doğallık bütün metni bozacak bir kargaşaya neden olurken edebiyatı yok eder.

Raymond Carver’ın öykülerinin çevirisinde asıl metne bağlılığın bazen yanlış uygulandığını da belirtebiliriz. İngilizce özgün metne bire bir  bağlılık, bu kez de Carver’ın öykülerinin Türkçesinin yapay kalmasına neden olabiliyor. Özellikle de konuşmalarda görülüyor bu. Öykü kişisini, ki o da sahici bir insandır, “Yemek yemeli ve hayata devam etmelisiniz, Yemek yemek böyle bir zamanda küçük, iyi bir şeydir,” biçiminde çevirdiğiniz zaman, sözcüklere doğru karşılıklarını vermiş olursunuz belki ama metni Türkçeye kazandırmamış olursunuz. Bu tür çevirilerin Carver öykülerini yer yer yadırgı bir anlatıya düşürdüğü söylenebilir. Bir de sanırım şu var: Raymond Carver öykülerini gerçekten tam anlamıyla içselleştirememiş ve sevememişseniz, ne okurken değerini anlayabilirsiniz ne çevirirken.

“Katedral” öyküsünün pek çok bakımdan bir ders gibi okunması gerektiğini düşünürüm. Hem okurun nitelikli edebiyatın ne olduğunu ve nasıl okunması gerektiğini anlaması için hem yazarın nelerin nasıl yazılması gerektiğini görmesi için. Ben de aklıma geldikçe okurum.

Yazınsal dilin, doğrudan söylerken söylemediklerine yüklenen anlamları taşıyabilme özellikleri, Katedral kitabında en belirgin biçimde “Katedral” öyküsünde görülür. Bu öykü Carver’ın bütün yazarlık veriminin doruk noktalarındandır. Öykünün iki kahramanından birisi olan erkeğin, karısının arkadaşı olarak eve gelen kör adam ile tek yanlı yaşadığı gerilim, hemen akla gelmeyecek, sıradışı ve benzersiz bir ilişki üstüne kurulur.

Raymond Carver okumamış olanlarımız, bu dümdüz görünen öyküleri derin yapısına girerek okumaya hazırlanabilir. Çağımızın büyük öykü ustalarından birisini tanımadan bir ömrü geçiremezsiniz.

KATEDRAL
Raymond Carver
Çeviri: Ayça Sabuncuoğlu
Can Yayınları
2014, 229 sayfa, 18 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR