scorecardresearch.com Orhan Kemal ezberimizi bozan öyküler Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Orhan Kemal ezberimizi bozan öyküler

Işık Öğütçü ‘Unutulmuş Öyküler’ ile Orhan Kemal ilgili bilgilerimizi gözden geçirmemizi sağlıyor. Kitap, Orhan Kemal’in ilk defa okuyacağımız öykülerine de yer veriyor.

24.01.2017 12:00

MAZLUM VESEK mazlumvesek1906@gmail.com

Orhan Kemal ezberimizi bozan öykülerOrhan Kemal

Bir yazarı anlamak ve/veya gelişim seyrini doğru tespit etmek için o yazara ait bütün külliyata ulaşılması gerekir. Ortaya çıkan tek bir belge, yazarla ilgili bilgileri ve görüşleri sil baştan gözden geçirmeye neden olabilir. Yeni bir belge mevcut görüşleri çürütebileceği gibi güçlendirebilir de... Bir yazarın düzeyini, başarısını anlamak yazarın yazınsal üretiminin tamamına ulaşmakla mümkündür. Bu aynı zamanda, edebiyata da yeni bir düzey ve boyut kazandırabilecek bir çabadır.
Işık Öğütçü 15 yıldır süren bu çabasına ‘Orhan Kemal/Unutulmuş Öyküler’ adlı kitapla bir yeni çalışma daha eklemiş oldu. Öğütçü’nün, babası Orhan Kemal’e dair bugüne kadar gün yüzüne çıkardığı eserler, edebiyat tarihimizde de dipnot olarak ekleniyor. Everest Yayınları’ndan çıkan ‘Orhan Kemal/Unutulmuş Öyküler’, Orhan Kemal ile ilgili bildiklerimizi gözden geçirmemizi gerektiren, bize bu usta ismin yazarlığının kaynağına doğru bir yolculuk yaptıran bir kitap.
Öğütçü’nün 10 yıla yakın bir süredir sürdüğü araştırma nihayet okuyucuyla buluştu. Kitabın Orhan Kemal ile ilgili ezberimizde yaptığı değişikliklere değinelim. Çeşitli kaynaklar Orhan Kemal’in ilk öyküsünü ‘Asma Çubuğu’, ‘Balık’, ‘Kardeşim Niyazi’, ‘Güllü’ ve ‘Babam’ olarak gösterir. İşte Öğütçü’nün çalışması bu bilgiyi değiştiriyor. Kitapta yer alan, 15 Mayıs 1941 tarihli ‘Bir Genç Münevver’ adlı öykü, sözü edilen öykülerden daha önce yayımlanmıştır. Dolayısıyla Orhan Kemal’in ilk öyküsü ‘Bir Genç Münevver’dir. Öğütçü’nün deyimiyle; “Aksi ispat edilene kadar da böyle kabul edilmesi gerekmektedir.”
Orhan Kemal’in Bursa Cezaevi’nde tutuklu iken Nazım Hikmet’in telkinleriyle şiirden öyküye, ardından da romana yöneldiğini biliyorduk. Cezaevinin yazarın üretiminde ne denli etkili olduğunu da... Işık Öğütçü’nün çalışmasında bu dönemde yazarın farklı dergi ve gazetelerde yayınlanan birçok öyküsünü de ilk defa okuyoruz. Yazar bu öykülerin bir kısmını ileride bir daha gözden geçirecek ve ‘Baba Evi’ ve ‘Avare Yıllar’ romanlarını ortaya çıkaracaktır.
Orhan Kemal esasında varlıklı bir aileden gelmesine rağmen yaşamında ve sanatında emekçi sınıftan, daha geniş bir ifadeyle, hayatın kenarında kalmış insanlardan yana olmayı tercih etmiştir. Onun yaşadığı yıllarda işçi sınıfı adına bir suskunluk olmasına karşılık o, bu insanları anlatan öyküler yazar. İlk defa okuyucu ile buluşan öyküsü ‘Güllü’, Orhan Kemal’in ‘Avare Yıllar’da karşımıza çıkan kadın kahramanıdır. Ancak bu öyküde işçi Güllü iş kazasında ölür. 1942 yılında dört gün boyunca tefrika edilerek okuyucuya ulaşan bu öykünün yazıldığı yıllarda, işçi ölümleri kayıt altına bile alınmıyordu çoğunlukla. Neyse ki o yıllarda işçi sınıfının ve hatta sınıfların varlığını söyleyebilen Orhan Kemal gibi yazarlar varmış ki o dönemde de işçilerin, işyerinde ihmallerle öldüğünü okuyabiliyoruz.

1960 sonrasının İstanbul’u
Söz işçi sınıfından açılmışken Orhan Kemal’in bu konudaki duyarlılığını açıkça ifade eden bir başka öyküye değinelim. ‘Allah’ın Acımadığı İnsanlar’ yazarın 1960 sonrasında Türkiye ilgili gözlemlerini içeren gözlem öykülerinden biri. 1950 Demokrat Parti liberalizminden sebeplenen biriyle konuşan yazar, iktidarın gücüne yaslanan insanların, çalışan ve ülkenin değerlerini yaratan insanları ‘Allah’ın acımadığı insanlar’ olarak tanımladığını ifade eder. 1960 Darbesi’nden sonra devir değiştiğinde, yeni devrin sahiplerinin malına mülküne el koymasından korkan bu sınıfın bir mensubuna, yazar şunu söyler:
“Yani bir gün elbette anlayacaklar onlar da bu yurdun öz evlatları olduklarını. Yıllar yılı o sarı sıcaklarda Çukurova’nın tarlalar dolusu çapasını çapala, buğdayı, arpasını hasadını yap, zırıl zırıl terle, sefasını başkaları sürsün. Bu sefada asıl onların hakkı olduğunu anlamayacaklar mı sanıyorsun? Milli emeğin getirdiği milli refahta payları yok mu?”
Kitapta 1960 sonrasının İstanbul’unu anlatan başka öyküler de yer alıyor. Bu öyküler de bize yazarın Ferit Öngören ile birlikte hazırladığı ‘İstanbul’dan Çizgiler’ kitabındaki izlenimleri hatırlatıyor. ‘Bar Kızı’, ‘Yeni Elbise’, ‘Karanlık Kişiler’, ‘Elli Yedi Desoto’ öyküleri bu anlamda ele alınabilir.  

Tamamlayıcı öyküler
Kitapta bugüne kadar okuduğumuz öyküleri tamamlayıcı öyküler de yer alıyor. Örneğin ‘Düşman’, ‘İnci’nin Maceraları’, ‘İnci’nin Babası (Gurbette)’ adlı öyküler, yazarın daha önce yayımlanan ‘İnci’nin Maceraları’ adlı kitabını tamamlar nitelikte. ‘İnci’nin Babası (Gurbette)’ öyküsüne ayrıca değinmek gerek. Orhan Kemal’in Adana’da iş bulamayıp Malatya’ya ailesi ile gitmek zorunda kalışını anlattığı ‘Dönüş’ adlı öyküyü okuyucular hatırlayacaktır. ‘İnci’nin Babası (Gurbette)’ öyküsü ise ‘Dönüş’ün bir adım ilerisi gibidir. İstasyonun dışına çıkıp kentte iş arayan ve tutunamayan bir babayı anlatır.
Yine ‘İstasyonda’ adlı öykü, yazarın cezaevinden çıkıp Adana’ya geleceği gün istasyonda onu bekleyen aileyi anlatır. Ancak yoğunluk baba üzerinedir. Bu öykü de bize daha önce okuduğumuz ‘Eski Toprak’ öyküsünü hatırlatıyor. Öykünün mekânı ve baş kişisi birbirini tamamlar niteliktedir.
Yazarın bize bir masalı hatırlatan ‘Tebrik Kartları’ adlı öykü ise bize bir Andersen masalını hatırlatıyor. Yılbaşı gecesi bir pergel alabilme hayaliyle tebrik kartı satan bir kız çocuğunun öyküsünü okuyoruz. Tıpatıp olmasa da Andersen’in İstanbullu bir ‘Kibritçi Kız’ı adeta... Bu öyküde tebrik kartı satan kız çocuğu soğuktan ölmüyor ama sarhoş ve cüzdanı dolu bir adam tarafından tacize uğruyor. ‘Kibritçi Kızlar’ hâlâ ölüme, tacize, tecavüze, töre cinayetine yazgılı...
Yazının başında ele aldığım öykü ile bitirmek istiyorum. Kitaptaki her öykü edebi anlamda değerli ve özel. Ancak ‘Bir Genç Münevver’, Orhan Kemal’in genel olarak kullandığı dilden farklılık gösteriyor. Yazarın, yazarlığının başında farklı bir üslup denemesi yaptığını gözlüyoruz. Mizah duygusu güçlü olmakla birlikte, dönemiyle ilgili güçlü gözlemler içeren bir öykü.
‘Unutulmuş Öyküler’ edebiyatımızın köşe taşlarından biri olan Orhan Kemal’i bize bir kez daha tanıtan bir kitap. Ve gerçekten de ezber bozan öyküleri bir araya getiriyor.

ORHAN KEMAL
UNUTULMUŞ ÖYKÜLER
Işık Öğütçü
Everest Yayınları, 2016
375 sayfa, 22 TL.

 

 

 

 

 

 

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR