scorecardresearch.com Nigar Hanım’ın bağa gözlüğü Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Nigar Hanım’ın bağa gözlüğü

Nahid Sırrı Örik’in İstanbul yazılarında neredeyse ilk “çılgın projeler” dillendiriliyor.

24.12.2013 10:00

Nigar Hanım’ın bağa gözlüğü

Durup dururken değil bile isteye buluştum Nahid Sırrı’nın kitabıyla. Okunmamış yazarlardan sayarım hep onu. Bu okunmamışlığı ideolojik ve sebepli de bulurum. Elbette bedeli olmuştur bu ters dönüşün Türkiye’ye. Oysa birinci sınıf yazar olmakla kalmaz geniş bir içerik zenginliği de getirir edebiyatımıza. Marmaray inşaatı vesilesiyle nicedir gizlenmiş Üsküdar meydanını görmeye gitmiştim. İçim döne burkula bakıyorum meydandaki tarihi camilere. Bir de bu ucube çıkıntılara, en acemi mühendis ve mimarların bile böylesi estetik ve tarih yoksunu bir manzara bırakmayacaklarını düşündüğüm meydanın yeni haline bakıyorum. Sanki yerin dibine bir kaçak fabrika açılmış da bacaları andıran bu giriş çıkışlar onun için yapılmış. Şaşırmamalıyım. Bu manzarayı içine sindiren kitleye ve çok bilen estetikçilere ne söylesen faydasız. Oysa, daha 1940’ların sonuna doğru özellikle yazmış Nahid Sırrı. Üsküdar, İstanbul demiş. Tekrar tekrar söylemiş. Semtlerimizi “Avrupa beldesinin kötü ve fakir bir mahallesi kılığına sokan bir afetten, apartmandan masun ve münezzeh kalışına” sevinmiş Üsküdar’ın… Bir de bu halini görseydi!

İstanbul nostaljisine kapılıp da şehir üzerine  geriye doğru yazıp çizmenin çok dışında Nahid Sırrı’nın kitabı. Gazete ve dergilerde yazılmış güncel denemelerden oluşuyor. 1940 ile 1950 arası İstanbul’unu Boğaz’dan Kocamustafapaşa’ya, Fatih’ten Beyoğlu’na, Pendik’ten Beyazıt’a, kısacası her yönden tasavvur edip olanca gerçekliğiyle yaşayabilmek için çok değerli bir kaynak. Doğup büyüdüğü şehrin bir tür sorumlu kültür vakanüvisi gibi yazar. Teklifler ve tespitlerle ilerleyen bir yapısı var ayrıca. Sadece Boğaziçi Müzesi kurulması ve bu vesileyle buraya “ait her hatırayı, eski fotoğraflarla, hakkındaki literatüründen nebatatına ve balıklarına kadar her şeyi ihtiva edecek” yapıya kavuşturulması fikri bile sözünü ettiğim Nahid Sırrı okunmamışlığının karşılıklarından birisidir. Artık Boğaz var mı?

Bahriye Çeri’nin titizliği ile bir araya getirilen yazılarda neredeyse ilk “çılgın projeler” de dillendiriliyor. Üsküdar- Sarayburnu arasında yapılacak bir asma köprüye gerekçeli sebeplerle itiraz ederken önerisi açıktır Nahid Sırrı’nın, denizin altına inmek. Dahası, İstanbul’u bir kanallar şehrine dönüştürmek ve Boğazın yükünü hafifletmek için de elverişli tabiatının değerlendirilmesini ister. Pek çok İstanbul yazarı gibi ağdalı değil yer yer gazeteci üslubuyla ama edebiyattan düşmeden yazar. Nice bilmediğimiz, unuttuğumuz ayrıntıyı yakalarız dilinde. Emirgan’ın isminin IV. Murat’ın İranlı işret arkadaşından geldiğini, konaklarda çalışan erkek aşçıların kendilerine mahsus kahvehanelerinin olduğunu, Ahmet Mithad Efendi’nin konağının oda oda kiraya verildiğini, şair Nigar Hanım’ın kendine mahsus kıyafet ve edasıyla bağa gözlük kullandığını öğreniriz, mesela.

İstanbul çeşmelerini eleştirmesi ise ayrıca dikkat çekicidir. Hissedildiği kadarıyla bu yazılarına hayli tepki de almıştır. Oysa dikkatle okunduğunda, eleştirisinin su ve çeşme kültürüne değil onun sunumuna yöneldiği anlaşılmaktadır. Ona göre İstanbul’daki çeşmelerin birkaçı hariç suyu “göz ve kulağı doyuracak şekilde sunmamaktadırlar.” Muhtemeldir ki Örik, örneklerini Avrupa’da gördüğü çeşmelerden yola çıkmaktadır. İstanbul’un fethinin 500. yılı kutlamaları adına uygulama imkânı bugün de aranabilecek pek çok öneriler getirmektedir. Acemi ve inanmış diliyle, mızmızlıktan uzaktır ve asil kavrayışını duyarlığı ile birleşmekte gazete ve dergi yazısı üzerinden şehir düşüncesi üretmenin niteliğini işaretlemektedir…

Acı ve düşündürücü olan başka bir yön de yazarın Yıldız civarındaki doğduğu evin yıkılma zamanlarında ziyaret etmesidir. Şimdi aransa sanırım kimseler bulamaz o evi. Şehrin bir kere daha apartman çılgınlığına çarpıldığı şu günlerde, yine her yere yüksek binalar yapılabilir ama böyle yüksek bir yazar çıkarılabilir mi, düşünmeye değer.

İSTANBUL YAZILARI
Nahid Sırrı Örik
Hazırlayan: Bahriye Çeri, Türk Tarih
Kurumu Yayınları
2012, 172 sayfa, 13 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR