scorecardresearch.com Mor mürekkepli Dadaist Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Mor mürekkepli Dadaist

Francis Picabia, 1920’lerde, mor mürekkeple daktilo ettiği bir dizi yazının bulunup bir kitapta toplanacağını nereden bilsin. Kafasındaki bu değildi fakat oldu; Kervansaray dünya edebiyat tarihindeki ilginç kitaplar kategorisindeki yerini aldı.

21.03.2015 13:00

KAAN EGEMEN

Mor mürekkepli Dadaist

Yıl 1924; ilk “Sürrealist Manifesto” taptaze. Dünya bambaşka bir yer olmaya çoktan başlamış. Francis Picabia, o zamanlar farkında değil ama hayatı boyunca yazıp yazacağı tek romanı oluşmuş. Kervansaray adını alacak bu metinler, yine o dönemin çıkıntılıklarından, alaycı çalışmalarından ve kendine has eserlerinden biri.

Picabia, doğum sancılarının var olduğu 1920’lerde, mor mürekkeple daktilo ettiği bir dizi yazının birileri tarafından bulunup tek ciltte toplanacağını nereden bilsin. Belki kafasındaki bu değildi fakat oldu; Kervansaray dünya edebiyat tarihindeki ilginç kitaplar kategorisindeki yerini aldı.

“Dada bir ateşkes”
Picabia’nın hiç bitmeyen yazma isteğine hicvi eksik olmayan cümleler eklenir. Üstelik bu hali hem kendine dert olur hem de başına biraz bela açar. Kervansaray da böylesine bir çalışma. Daha sonradan bir kitap formuna ulaşan yazılarda Picabia, o dönemlerin sanatsal duraklarına ve ağırlığı olan kişilerine yer verirken kendince bir eleştiri ya da ironi geliştirmekten geri durmaz. Yani huylu huyundan vazgeçmez. Kendi kendisiyle konuşuyor gibidir, beri taraftan sağı solu epey kalabalık görünür. Zamanıyla dalga geçiyor gibidir fakat diğer yandan gayet ciddi taşlamalar yapar. Mesela “sabun köpüğüne” benzettiği 1920’lerin insanlarının, ne sanata ne tanrıya ne de hastalığa inandığını ve elbet bir gün patlayacağını söyler.

Picabia’nın metinleri, biraz da günlerin akışını anlatması yüzünden önemli. Yirminci yüzyılın dönüm noktalarını bir bir geçen ve daha çok sanatsal ortamı aktaran yazar, dönemin kalburüstü oluşumlarını kendi üslubuyla bir kez daha yaratıyor. Sosyete, tiyatrolar, sergiler, resimler ve en önemlisi dedikodular başrolde. Tabii aşklar ve Picabia’nın gönül maceraları da.

Kafeleri dolduran şöhret peşindeki Parislilere selamı ihmal etmeyen Picabia, “bir sürü işe yaramaz adamın bir şeyler icat etmiş gibi görünmesini sağlayan caz müziğine” de çarpmadan edemez. Picabia, Picasso’nun ete kemiğe bürünüşüne de gıcık olurken ortamlara girer çıkar ve iyiden iyiye sinirlenir. Çünkü çeşit çeşit adam bir sürü deneme yapar ve onun çizgileri günden güne gölgede kalmaya başlar.

Kübizme “resim” diyen Picabia, Dada için hem “ateşkes” der hem de onun isyankâr tavrına atıf yapar. Dada’nın isyancılığından aldığı güçle pitoresk havaya çıkışması da manidar. Picabia’ya göre böylesi bir cümbüş, ruhunu gelenekselliğe teslim edip kendisinden uzaklaşır; kurallara ve edinilmiş fikirlere boyun eğer. Bu minvaldeki bir sanatı “veresiye” olarak niteleyip kendi çağının eserlerini edinerek koleksiyonerliğe yönelen amatörleri topa tutar. Ayrıca onlar, üstün meziyetlere sahip olduğunu sanadursun, Picabia için etrafına gençler üşüşen bu zavallılar bir zaman sonra dalgalar yüzünden midesi bulanan kaptana dönüşür. Metodik zırvalıklar ve sanatsal hımbıllıklardan uzak duran Picabia, “şiir için bir araya gelen” ve “güzel tabloları temaşa edip hoş ama boş sözlerle” ortalığa baygın bakışlar atanları da elinin tersiyle iter.

Gösteriş merakına ifrit olan bir yazar
Picabia, zamanının sanat ortamlarına esip gürlerken kadınların kendisine hayran kaldığı tılsımlı bir atmosfer yaratmayı ihmal etmiyor. Dinginliği ve suretinin sakinleştirici yanı, şöhretinin yayılmasını sağlıyor. Picabia da bu ilgiden memnun.

Hoşnut olduğu bir başka şey, çağrıldığı ve gönül rahatlığıyla eleştirilerini sürdürdüğü etkinlikler. Bunlardan biri, bir piyesin genel provası: “Bulvar tiyatrosunda sahneye konacak bir piyesin genel provasına davetiye gelmişti; yazar, insanı koltuğunda uyutacak bir şeyler yazmış olduğuna şüphe duyulmayacak bir salaktı! Koltuğuma oturmuş, perdenin kalkmasından evvel salondaki müthiş eğlenceli gösterinin keyfini çıkarıyordum: Yer gösteren kadına bahşiş vermeden yerine geçmeye çalışan eleştirmenlerin ustalığına diyecek yoktu!”

Duygusuzlukla kol kola yürüyen gösteriş merakına ifrit oluşu, Picabia’yı zamanının önemli sanat figürlerinden biri yapar. Çevresine toplanan grupları güldürdüğü kadar düşündürür de. Çünkü onun gitmeyi seçtiği yol, bu ikisinin karışımı olan nitelikli ama hayatı ıskalamayan bir sanat anlayışını barındırır.

Kervansaray, gerek sanat anlayışını yansıtması gerekse bunun dışındakileri aktarışı ve Picabia’nın görüşleriyle dolu olması yüzünden bir fikir kitabı şeklinde algılanabilir. Fakat daha da önemlisi, Picabia’nın zamanını nasıl geçirdiğini anlatıyor; büyük bir insan topluluğunun girip çıktığı bir hayatı resmediyor. Bu nedenle kitabın adının “Kervansaray” olmasına şaşmamalı.

KERVANSARAY
Francis Picabia
Çeviren: Ayberk Erkay
Yapı Kredi Yayınları
2015, 130 sayfa, 10 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR