scorecardresearch.com Kürt meselesi üzerindeki zihinsel ve ruhi ambargolar Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Kürt meselesi üzerindeki zihinsel ve ruhi ambargolar

Kürt meselesini baştan ve yeniden düşünmeye ihtiyacımız var. Murat Somer’in Milada Dönüş kitabı yeniden düşünme sürecinin ve ortak yaşam iradesini çoğaltacak çözüm önerilerini geliştirmenin önemli bir kılavuzu işlevini yerine getiriyor.

20.07.2015 00:35

BEKİR AĞIRDIR

Kürt meselesi üzerindeki zihinsel ve ruhi ambargolar
Ülke üç etaplık seçim rallisinden geçti. Şimdi üç seçimde seçilmişler ve ülkenin sürdürülemez hale gelmiş meseleleri karşımızda. Ülkeyi kimin, nasıl ve hangi ilkeler ve öncelikler çerçevesinde yöneteceği gündemde. Uzun bir tek parti yönetimi sürecinden sonra koalisyon kombinasyonları ve erken seçim tartışmaları gündemi belirliyor.

Ülke siyaseti ve medyası güncel siyasetin şehvetiyle birçok şeyi tartışırken, ülkenin geleceğini belirleyecek iki süreç bir arada yaşanıyor. Ki bu iki süreç seçimlerin sonuçlarını da etkileyen önemli unsurları barındırıyor bir bakıma. Birincisi, Kürt meselesinde nereye gelindiği ve bundan sonra nasıl ilerleyeceğini kimsenin bilmediği çözüm süreci. İkincisi de medyanın savaş tartışmalarını gündelik ve olağan hale getirdiği Suriye, IŞİD ve PYD meselesi.

Bu iki süreç de birbirinden besleniyor aslında. Ya da dış mesele sandığımız Suriye-IŞİD-PYD konuşurken iç meselelerimizi konuşuyoruz aslında. Bundan sonra da bu iki meseleyi birbirinden ayırarak konuşabilmek mümkün değil bana kalırsa. Çünkü Kürt meselesine artık bir katman daha eklendi. Kürtlerin devlete karşı verdikleri kimlik kavgası, çözülmeden sürdürülmeye çalışılan yıllar boyunca katman değiştirmiş, devlet ile Kürtler arasındaki gerilim toplumsallaşarak ve kutuplaşarak meseleye katman eklenmiş ve mesele aynı zamanda Türk-Kürt gerilimine dönüşmüştü. Şimdi Orta Doğu ve Suriye’deki gelişmelerden etkilenerek ve bu gelişmeleri de etkileyerek meseleye uluslararası katman ekleniyor.

“Bu dönemin sonuçları henüz belli değil, yakın gelecekte büyük dönüşümler yaşanabilir. Tam da bu yüzden siyasal irade, cesaret ve geleceği daha net görebilmek önemli.” (Bu ve bundan sonraki bold cümleler Murat Somer’in kitabından) Kaldı ki Kürt meselesi yalnızca kimlik meselesi de değil. Siyasal, kültürel, ideolojik, ekonomik, dış politika, güvenlik ve askeri gibi birçok boyutu var. Daha da önemlisi bugün ülkenin ihtiyacı olan yenilenmenin, devlet ile toplumun mutabakatının ve toplumun iç mutabakatının yenilenmesinin önündeki en önemli siyasi, zihni ve ruhi engellerin kaynağı da aynı zamanda.

“Kürt meselesi ne tür bir devlet ve toplum düzeniyle çözüme kavuşabilir? Bu konuda hem Türkleri hem Kürtleri kucaklayabilecek, geniş toplum kesimlerinin benimseyebileceği bir vizyona ve gelecek tasavvuruna ihtiyaç var.” 

Böylesine kritik bir zaman aralığında ve böylesine hayati bir meselenin ülke siyasetinin, medyasının ve akademik dünyasının hak ettiği derinlik ve nitelikte tartıştığını söylemek zor ne yazık ki. On üç yıldır her istediğini, istediği zamanda yapabilecek konforlu bir çoğunlukla ülkeyi yönetmiş, çözüm sürecini başlatmış, seçimlerde birinci çıkmış ve iktidarın büyük ortağı olmaya aday partinin meselenin çözümüne dair operasyonel planını hala bilmiyoruz. Bu planı bilmediğimiz gibi sürecin toplumsallaşması ve çoğulculaşması için bir çabasının olmadığını da gözleyebiliyoruz. Muhalefet partilerinin birinin koalisyon için ön şart dediği on dört ilkenin de arasında Kürt meselesi yok, bir diğeri ise meseleyi bile toptan inkâr noktasında.

Tüm bu temaşadan benim çıkardığım şudur, Kürt meselesini yeniden düşünmemiz, tanımlamamız ve çözüm için bir yeni vizyon geliştirmemiz gerekiyor.  Denebilir ki bu gök kubbe altında Kürt meselesine dair söylenmeyen kaldı mı? Söylenenler şimdiye dek meseleyi çözmemizi sağlayamadığına göre, şu an bile meselenin geleceğimiz için ne denli kritik olduğunun siyasi aktörlerce anlaşılmadığının gözlendiği, bir asrı aşan süredir süren bir meseleyi çözmek için her şeyi yeniden düşünmemiz ve konuşmamız lazım geldiği de açık .

Murat Somer’in kitabı tam da bunu yapıyor. Kendi dinamikleriyle değişen, katmanları-boyutları-aktörleri çoğalan Kürt meselesini bir yandan tarihsel bir perspektifle yeniden tartışıyor hem de zihni ve ruhi ambargoları yaratan kritik ikilemleri ve düşünsel zaafları tanımlıyor. Çözüm için somut öneriler geliştirirken, bilimsel ve entelektüel katkı yapmayı da amaçlıyor. 

Murat Somer’in kitabının adı ve alt başlığı bile ezber kavram ve yaklaşımların dışında bir bakış vaadediyor: Milada Dönüş: Türk ve Kürt Meselesinin Üç İkilemi.

“O zaman da (Cumhuriyet’in kuruluş dönemi) bugünkü gibi Orta Doğu karışmıştı ve yeniden şekilleniyordu... Orta Doğu’da sınırlar ... yeniden belirlenmekteydi. Bugünde ...Orta Doğu’da sınırların değişmesi olasılığı var.  Bugün olduğu gibi kuruluş döneminde de seçkinler kendi aralarında birbirine güvenmeyen laik ve İslami kamplar arasında bölünmüşlerdi. Hem birbirleriyle hem de kendi içlerinde yoğun bir iktidar mücadelesi içindeydiler. ... Farklı hayat tarzı ve modernleşme anlayışları birbiriyle çarpışıyordu. Devleti kuran elitler için bu sorular Kürt meselesinden daha öncelikli sorulardı.”

Somer’e göre Kürt meselesi ne ülkenin kaderi olduğu için ne de Kürtlerin tercihi olduğu için değil, kuruluş sürecindeki temel tercihlerin ve uygulanan politikaların ürettiği bir mesele. “Kürt sorunu, Türkiye’nin modernleşme sürecinin doğurduğu Kürtlere dair siyasi ve idari sorunların Kürtlere ait süreçlerle, yani Kürtlerin kendi kimlikleriyle ve tercihleriyle katıldıkları siyasal ve toplumsal araçlarla yönetilememesi sonucu ortaya çıktı.” Kuruluş döneminde de bugün de var ve geçerli olan üç ikilemin her birindeki tercihler ve sürdürülen politikalar Kürt meselesinin de kaynağı Somer’e göre. O nedenle de Kürt meselesinde bir Milada dönüş yaşanıyor.

“Ortak Kimlik ikilemi: Hem Kürtlerin hak, hukuk ve kimlik taleplerini karşılayabilen hem de toplumun ortak kimlik ihtiyacını karşılayan ve Türk kimliğini benimsemiş çoğunlukta endişe yaratmayan bir ortak kimlik ihtiyacından kaynaklanıyor. Bu iki ihtiyacı aynı orana karşılayabilmek için öncelikle herkese aynı adı ve içeriği dayatmayan bir anayasal ortak kimlik formülü bulmak gerekiyor.

Elit İşbirliği İkilemi: Siyasal aktörlerin (çoğu kez Kürt meselesiyle doğrudan ilgisi olmayan ideolojik ayrılıklarından, güvensizliklerinden ve iktidar mücadelelerinden dolayı ) bu sorunu çözmek için ortak çalışmamalarından kaynaklanıyor.

Dış Güvensizlik İkilemi: Bu ikilem Kürtlerle devlet arasındaki güvensizlik ilişkisine dair.Devlet, Kürtlerin sınır ötesi Kürtlerle birleşmek politikası güdeceğini ve bağımsızlık için onlardan destek alacağını düşündüğü- yani Kürtler potansiyel ayrılıkçı unsur olarak görüldüğü- için güvensizlik duyuyor. Kürtler de devletin bunu engellemek için hem içeride hem komşu ülkelerde Kürtleri zayıflatma amacı güttüğüne inandığı için güvensizlik yaşıyor. Devlet ne kadar politikalarını sadece bu güvensizliğe göre şekillendirirse aslında o kadar da Kürtler arasındaki ayrılma ihtiyacını ve ayrılıkçılık eğilimini körüklüyor.

Yani Kürt meselesinde paylaşılamayanlar güvenlik, iktidar ve kimlik; bunlar arasında en çok da kimlik diyebiliriz.”

“Türkiye’nin Kürt meselesinde en öne çıkan ve ayırt edici boyut, kimlik konusu oldu. Yani Kürtlerin görülme ve tanınma ihtiyacı, Türklerin de Kürtlerin talepleri gerçekleştiği takdirde, kendi kimliklerinin geleceğine dair endişe duyması.”

Somer’e göre her bir ikilem birbirini besliyor ve çoğaltıyor. Bu nedenle de meselenin çözümü için bütüncül bir çözüm projesine ve ortak yaşam tasavvuruna ihtiyaç var.

Bu ikilemlerden bakınca da Kürt meselesi dediğimiz şey aynı zamanda Türk meselesi de; tam da Somer’in kitabının alt başlığındaki gibi.

Somer kitabında bu ikilemleri, Cumhuriyet’in Türk kimliğini inşa etme sürecindeki tercihlerini, politikalarını ve bunların ürettiği sonuçları ve sorunları tarihsel perspektiften inceliyor. Bir asırdır süren meselenin 1990’lı yıllardan itibaren kendi dinamikleriyle nasıl değiştiği, üçlü ikilemin 2000’li yıllardan itibaren modern versiyonunun nasıl oluştuğu irdeleniyor.

Son ayların tartışmalarını izlediğimizde, kullanılan dil ve ardındaki zihniyetin nasıl da bir asır öncekiyle aynı ikilemlerden ve zihni ambargolardan beslendiğini görüyoruz.

Ama Somer’in tezlerinin bana göre özgün kısımlarından birisi –ki Somer’e göre de açılımların şu ana dek başarısız olmasının temel nedenlerinden birisi- Kürt meselesinin hem kaynağı hem de demokratikleşme, yönetim reformu gibi kaçınılmaz hale gelmiş dönüşümlerin önündeki en önemli engelleri oluşturan düşünsel zaaflar. Benim zihinsel ve ruhi ambargolar olarak da adlandırdığım millet, milli devlet, eşitlik, milliyetçilik, üniter devlet gibi kavramlardaki yanlış tanımlar ve bu yanlışlıklardan beslenen politikalar etrafında yürüttüğü tartışma. Bu zaaf ve ambargolar bugün de devletin ve yönetimin demokratikleştirilerek yeniden yapılandırılmasının önündeki en önemli zihni engeller. Bu açıdan bakılınca da Kürt meselesi, Türklerin bazı düşünsel zaaflarından beslenen bölünme korku ve vehimleri nedeniyle kendi hak, ihtiyaç ve taleplerinden vazgeçmeye razı oldukları (ya da edildikleri) alanların toplamıdır da bir bakıma.

Kürt meselesi büyüyerek, değişerek, aktör-boyut-katman çoğaltarak sürüyor. Ama sorun şu ki artık sürdürülemez bir noktaya geldik. Devleti ve yönetimi demokratikleştirerek yeniden yapılandırmadan gidilecek yol kalmadı. Devlet ile toplumun arasındaki ve toplumun içindeki farklı kesimler arasındaki mutabakatları yenilemeden ortak yaşama iradesini sürdürebilmenin mümkün olmadığı bir noktaya geliyoruz. Bundan sonraki hayatımızı ne şiddete ne korkulara ne güç ve iktidar sahiplerinin keyfiliklerine rehnedemeyiz.

Bu nedenle de hepimizin Kürt meselesini baştan ve yeniden düşünmeye ihtiyacımız var. Somer’in kitabı da bu yeniden düşünme sürecinin ve ortak yaşam iradesini çoğaltacak çözüm önerilerini geliştirmenin önemli bir kılavuzu işlevini yerine getiriyor.

MİLADA DÖNÜŞ
Türk ve Kürt Meselesinin Üç İkilemi
Murat Somer
Koç Üniversitesi Yayınları
2015, 455 sayfa, 36 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR