scorecardresearch.com Kitap kapaklarını niçin önemsemeliyiz? Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Kitap kapaklarını niçin önemsemeliyiz?

Kitapların içeriğini öne çıkarıp kapaklarını ve tasarıma ilişkin özelliklerini önemsemeyenlerin iyi kitap okuru olduklarından da kuşku duyarım. Kitapların bir yüzünü okuyorsak, öbür yüzünü elimize alıyoruz.

02.10.2013 01:50

Kitap kapaklarını niçin önemsemeliyiz?

Kitap kapaklarını nitelikli biçimde çözülmesi gereken bir sorun olarak gören yazarlar, yayıncılar, editörler ve okurlardır yayıncılık dünyasının güvencesi. Kitapların içeriğini öne çıkarıp kapaklarını ve tasarıma ilişkin özelliklerini önemsemeyenlerin iyi kitap okuru olduklarından da kuşku duyarım. Kitapların bir yüzünü okuyorsak, öbür yüzünü elimize alıyoruz. Üstelik bizdeki kapak anlayışının epeyce eskimiş, eksik ve sorunlu olduğu da ortada. Demek ki kitap kapaklarını tartışmayı sürdürmeliyiz:

1) Yayınevleri kitap kapakları kimlere yaptırıyor? Büyük yayınevlerinin bazılarının içeride çalışan grafikerleri var, kimi tasarımcı, illüstratör. Bu istihdam anlayışı önemli ve saygındır elbette. Bütün kapakları kendi bünyenizdeki tasarımcınıza emanet edip sonuçlarıyla mutlu olabilirsiniz. Ben bu noktada, kapağa kuş kondurmaya çalışan grafik-tasarımcılardan korkarım. Süslü olabilir kapak, yapanın yeteneklerini zorlamaya çalıştığı yerde tökezlemeye başlar. Süslü dil nasıl edebiyat dışıysa, süslü kapaklar da kültür yayıncılığı içinde gördüğümüz kitapların dışında kalmalı. Yalın tasarımlar içinde düşünmek, kapaklara farklı bir değer katabilir. Bunun çok öznel olduğunu düşünüyorsanız, yalnızca kitap kapaklarına bakmak için bir kitabevine gidebilirsiniz. Gene de asıl sorun bu değil elbette. Kaç büyük yayınevi kendi içinde bir grafik-tasarımcı çalıştırıyor. Birkaç yayınevi mi? Demek o büyüklükte çok sayıda yayınevine sahip olacak bir sektör olamadık daha.

2) Belki de grafik-tasarımcıyı yayınevinin bünyesine almak doğru değildir. Yaratıcı emekten söz ediyoruz ve tam anlamıyla sizin anlayışınıza uygun bir yaratıcıyla çalışma fırsatını bulmak kolay değil. Yüzlerce kapak yapacak bir kişi o. Yüzlerce kapağın bir bölümünü beğenmezseniz, birlikte çalışmak anlamsızlaşabilir.
Bu durumda dışarıdan bir grafik-tasarımcıyla çalışmak, belki daha geçerli ve gerçekçi seçimdir. Yeter ki yayınevinin görsel kimliği sürekli değişen zevklerle oluşturulmasın.

3) Pek çok yayıncı, bazen ekonomik güçlükleri yüzünden, çoğu kez de kapak tasarımı için ayrıca bir maliyet kalemi daha yazmak istemediğinden, kapakları kendisi yapar. Bu durumu gözünüzde canlandırın ve sonuçlarını düşünün. Tasarımcıya kitabın bütün maliyeti içinde küçücük kalan bir parayı ödemekten kaçındığı için, kapağı kendisi yapan yayıncının yaptığı işin devamından kuşku duyabiliriz. Oysa ödenen o para, neredeyse on tane kitap satışıyla karşılanabilecek bir tutardır.

4) Bir yayınevinin her şeyden –içerikten de– önce kapaklarıyla ayırt edildiğini söyleyebiliriz. Belki ben böyle bir açıdan bakıyorum. Demek o kadar önemli, diye düşünülebilir. Öyleyse yayımladığı birçok kapağa bakınca, o kapakların o yayınevine ait olduğu okurun zihninde de yer etmeye başlamış olmalı. İyi kitap okuru, gerçekten de kapağına bakarak o kitabın hangi yayınevine ait olduğunu bilir.

5) Bu arada diziler var. Küçük ya da büyük, her yayınevi içerik bakımından bir arada bulunacak kitaplarını birer dizi içinde toplar. Her dizinin de kendine özgü kapağı olur. Dizi kapakları kendi içinde bir dizi kitabı birbirine zincirlerken yayınevinin bütüncül kimliğine de uygun tasarlanır. Demek ki dizilerin kapak tasarımlarının da birbirinden büsbütün kopuk, bambaşka yayınevlerine ait olduğu duygusunu vermemesi gerekir. Bunlar biliniyor elbette. Yeniden vurgulamamın nedeni, bilinenlerle uygulamalar arasında bazen rastladığımız uzaklık.

6) Kapaklarda resim kullanmak, yayıncının da, pek çok tasarımcının da aklına ilk gelen çözümdür. Resim, desen olmadan kapak olmaz sanki. Kurmaca metinler için kaygı hep bu yönde. Resmin nasıl kullanılması ve kullanılmaması gerektiğinden önceki yazıda söz etmiştim. Bir de şu var: Günümüzde tasarım gitgide yalınlaşıyor. Resim ya da desen de yalın bir tasarımın öğesi olabilir, küçük kullanılabilir sözgelimi, renkli değil de siyah-beyaz resimler seçilebilir ya da başka biçimler bulunabilir. Ya da resmi bir köşede bırakıp elimizdeki öteki asal öğe olan yazıyla yapılabilir kapaklar. Bugün geleneksel anlayışların yerine tipografiyi geçiren tasarımcılar pek çok sıradışı işle içli dışlı görünüyor. Tipografinin krallığı var. Neredeyse sınırsız font seçenekleri içinden çıkarılabilir tipografi ve bilgisayarınızda hazır duran binlerce font arasından seçtiklerinizi dilediğiniz gibi büyütüp küçülterek, eğip bükerek kullanabilir ve yalnızca onlara dayanarak yapabilirsiniz kapaklarınızı. Bu arada bir adım daha yukarı çıkmak isteyen grafik-tasarımcıların pek çoğu o yazıları kendileri yapıyor ve bu durumda müthiş bir özgürlük içinde kullanıyorlar yazıyı. Tipografik tasarımlarda yazı, yazı olmaktan çıkıp çizgilerden, lekelerden oluşan görsel bir öğeye dönüşüyor elbette. Daha çok butik yayıncıların ilgi gösterdiği bu yenilikçi anlayışlar ortaya sıradışı kapak tasarımları çıkarıyor.

7) Nabokov’un Lolita romanının kapaklarının bugüne dek yanlış yapıldığını, çünkü romanın yanlış okunduğunu öne süren bir yazı okudum ki, bunun epeyce ilginç olduğunu kabul etmeliyiz. Nabokov’un kendisi de romanı için yapılan kapakların yanlış olduğunu düşünürmüş. Lolita’nın konusu, pek çok kişinin olduğu gibi, kapakları yapan tasarımcıların da yanlış bir önyargıyla davranmalarına neden olmuş. Bu çıkış noktası, bir grup tasarımcıyı elli sekiz yıl sonra yeni Lolita kapakları yapma düşüncesine yönlendirmiş ve seksen tasarımcının yaptığı yeni kapaklar bir kitapta toplanmış. Gördüklerim kışkırtıcı bir “lolita” resmi yerine, olabildiğince yalın kapaklar. Soyutlamalarla çağrışımlara yol açmak, pek çok Lolita tasarımcısının çıkış noktası olmuş. Sanırım bizim için de bir ders niteliğindedir bu. Bu haberi okuduktan sonra, Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli için yenilenmiş bir anlayışla yapılacak bir dizi kapak hayalini kurdum. Acaba Yapı Kredi Yayınları da Lolita’nınkine benzer bir çalışmanın Anayurt Oteli için yapılmasına önayak olur mu?

8) Kapaklarla ilgili önemli bulduğum birkaç noktayı da şöyle sıralayabilirim: Sırt yazılarının aşağıdan yukarı değil de yukarıdan aşağı yazılması konusunda artık ezici bir çoğunluğun onayı var. Ama bir grup yayınevi tersinde ısrar etmeyi sürdürüyor. Oysa aynı yayınevlerinin kapaklarındaki öteki öğelere bakış açısı, sırt yazılarındaki bu terslikle çelişiyor. Bizde editöryel biçimler Anglosakson ilkelerine dayalıdır. Zaman içinde seçilmiş ve yerleşmiştir bu ilkeler. Bunu bilinçli biçimde seçmiş yayıncı, sırt yazısını aşağıdan yukarı okunacak biçimde koymaz.

Arka kapak yazılarının uzunluğu da ayrı bir sorun. Kimi editör, yazar ya da çevirmen, her kimse, arka kapak yazısına kitapla ilgili, gerekli gördüğü bütün bilgileri, sözleri girmeye çalıştığında, bir sayfalık bir metni arka kapağa yerleştirmeye çalışır. Siz kitapçıda kitabı elinize aldığınızda, o uzunluktaki arka kapak yazılarını okuyor musunuz? Demek ki hemen okunabilir uzunlukta iki kısa paragraf, arka kapaklar için yeterlidir. Üstelik arka kapak yazısı, kitabı yayına hazırlama aşamasında en çetin işler arasındadır, yazanlar bilir. Yayınevinde o kitabın editörünün işidir bu ama kimse de istekle yanaşmaz o metinleri yazmaya.

9) Kitap kapakları yayınevlerinde yalnızca grafik-tasarımcıların işi midir? Çoğu kez böyle görülüyor. Oysa yayıncının kendisi, o kitabın editörü de kapaklardan sorumludur. Yayıncı ya da editör, kapağı kendisi yapmaz ama o kapağa baktığında ya da herhangi bir kitabı eline aldığında, kapağın nasıl olduğunu büyük ölçüde anlamalıdır. Tam anlamıyla bir göz eğitimidir bu. Baktıklarının inceliklerini görecek bir estetik eğitimse, gene bakarak olur. Yani iyi örneklere, dergilerde, albümlerde, kataloglarda, onları nerede bulacaksa bulup dikkatle ve bir kere değil, aynı kapağa belki yüzlerce kere bakıp, iyi olanın niçin iyi olduğunu anlamaya çalışarak kendisini görsel bir eğitimden geçirmelidir. Göz bakar, onun görmesi eğitimle sağlanır. Yani merak, kitap kapaklarıyla ilgili melekelerimizi geliştirmenin sırrıdır. Merak yoksa, nitelik de yukarıdan gelmez. 

Radikal Blog Kullanıcı Avatarı
03.10.2013 15:05
alkalam47

kimlik

Nasıl bizim bir kimliğimiz varsa kitapların kapakları da o kitapların bir kimliğidir.

0

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR