scorecardresearch.com Kitabınızdan bir nefes çekebilir miyim? Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Kitabınızdan bir nefes çekebilir miyim?

George Orwell, daha 1946’da okumanın maliyetinin, tütün ve içkiden daha az olduğu sonucuna varıyor. Kültür ürününün pahalı olduğu düşüncesinin yanlışlığını bugün de basit bir matematik hesabıyla saptamak mümkün.

08.07.2013 00:55

Kitabınızdan bir nefes çekebilir miyim?

2013 Haziranı, sevgili George Orwell’ın kulaklarının en çok çınlatıldığı dönem olarak geçebilir tarihe pekâlâ. Üç-beş ağaç kesilmesin(!) diye başlayan ve bizi memleketin dev bir hapishaneye dönüşmüş olduğuna uyandıran direniş sırasında, Orwell’ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ünün bahsi az geçmedi.

Eleştirmenlik ve sahaflık da yapmış olan Orwell’ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ünü okumayan kalmasın dileğiyle, yazarın makalelerine bakalım hemen. Kitaplar ve Sigaralar, George Orwell’ın, 30’ların sonlarından 40’ların sonlarına bir zaman diliminde yazdığı ve çeşitli yayın organlarında yayımlanmış makalelerinden bir demet. Dönemin politik atmosferi içinde, sansürden eleştirmenliğin çelişkilerine dek, çok farklı konularda görüşlerini aktardığı bu makaleler toplamı, yazarın edebiyata ve edebiyat dünyasına bakışı kadar, kendi geçmişine dair paylaşımları açısından da çarpıcı bir kitap.

St Cyprian’s yatılı okulunda geçirdiği zamanları anlattığı “Ne Günlerdi!” başlıklı makalesi ile “Yoksulların Ölümü” adlı, 1929’da Paris’in 15. Bölgesinde bir devlet hastanesindeki günlerini anlattığı makale, yazarın Bin Dokuz Seksen Dört’ü yazmaktan kaçamayacağının da bir işareti sanki. Ama gelin biz, kitaba adını veren makaleye eğilerek günümüzde dair bazı çıkarımlarda bulunmayı deneyelim.

Makale Orwell’ın dostu bir gazete editörünün serzenişiyle başlıyor. Günübirlik bir Blackpool gezisine yüzlerce sterlin harcamaktan çekinmeyen adamların, bir kitaba on iki buçuk şilin veremediklerini söylemelerine isyanıyla açılıyor. Bu isyan, Orwell’ı kitap satın almanın, dolayısıyla kitap okumanın “lüks” olduğu fikrini sorgulamaya itiyor ve kendi kitaplarının bir dökümünü yapıp toplam fiyatlarını hesaplamak için kolları sıvıyor. Çoğunlukla ikinci el satın aldıkları, kendisine verilen/kitap fişi ile aldıkları, eleştiri yazsın diye “eşantiyon” olarak verilenler, ödünç alınan ve geri verilmeyenler ve geçici olarak ödünç aldıklarıyla birlikte 442 kitabı olduğunu saptıyor. Bir o kadar da başka yerde muhafaza ettiği var; o yüzden bu rakamı ikiyle çarpıyor ve yaklaşık 900 kitabı olduğu sonucuna varıyor.

İş, kitapların ederini hesaplamaya gelince; satın aldıklarını mümkün olduğunca doğru şekilde fiyatlandırarak ekliyor listeye; ödünç aldıklarını ve alıp geri vermediklerini de öyle. Eleştiri yazsın diye gönderilen kitapları ise yarı fiyatlarıyla ekliyor. Ödünç alıp vermedikleri kendisinden aşıranlara denk geliyor…

Sonuç: Ortalama on beş yıllık bir sürenin birikimi “toplam  165 sterlin 15 şilin maliyetli yaklaşık 900 kitap.” Buna okuduğu gazete ve dergilerin maliyetini de ekleyince yılda 25 sterlinlik bir masraftan söz etmiş oluyor. O günün (yıl 1946) parasıyla “83 Players sigarası”na denk gelen bir rakam bu. Orwell, 1946’da kişi başına tüketilen alkol ve tütünün maliyetinin ayda 23 sterlinden az olmadığın da belirtiyor ve okumanın maliyetinin, tütün ve içki içmenin toplam maliyetini aşmadığı sonucuna varıyor. Ne de olsa, “kitapların fiyatı ile insanın onlardan elde ettiği değer arasında herhangi bir ilişki kurmak zor”.

Okumanın dizi ya da yarışma programı seyretmekten, AVM dolaşmaktan daha az heyecan verici bulunduğu günümüzde de bu hesabın sağlamasını yapabiliriz. Günde 5,5 TL’lik iki paket sigara içen birinin aylık sigara masrafı 330 TL olacak, hatta bu rakamı aşacaktır. 200 sayfalık bir romanın ortalama 15 TL olduğunu varsayarsak, bu kişi sigaraya harcadığı parayla ayda 22 roman okuyabilir demektir. 15 TL’den ucuz ya da pahalı kitaplar seçebileceğini de düşünürsek oo…. Ya da günümüz insanının vazgeçilmezlerine şöyle bir bakıp, mesela her gün elinde bir Starbucks kahvesiyle işe gelen arkadaşımızı düşünelim. En basit kahve 5 TL olduğuna göre ayda 150TL harcayacak demektir. Yani 10 kitap parası... Olayı bir de cep telefonu faturası bağlamında ele alabiliriz ki, internet bağlantılı bir faturanın da en azından 10 kitap gücünde olduğunu hepiniz iyi bilirsiniz.

Elbette ki tiryakiler için bu muhabbetler boş, tıpkı kitap okuyanlar için harcanan meblağın, zaman zaman engel teşkil etse de, caydırıcı olmaması gibi… Kültür ürününün pahalı olduğu düşüncesinin yanlışlığını bugün de basit bir matematik hesabıyla ortaya koymak mümkün. Keşke aynı şeyi, aynı kolaylıkla, bütün okların işaret ettiği kültür ve eğitim politikalarımız için de yapabilseydik. İktidarın aklını kültürü yasaklamaya değil, bizi zaman içinde kültüre ihtiyaç duymaz hale getirmeye kullandığını da böylece ispatlayıp önlem alabilseydik.

George Orwell’ın “Kitaplar ve Sigaralar” makalesinde tartıştığı kitap fiyatı meselesini bahane ederek yayıncıları ve edebiyat dünyasını bir yoklayalım dedik ve sorduk: Kitaplar, gerçekten okuyucuların yakınmalarına neden olacak kadar pahalı mıdır? Yoksa insanlar kitap okumayı diğer faaliyetlere göre daha az heyecan verici buldukları için mi pahalı diye yorumluyorlar?

Ahmet Ümit: Kitapların pahalı olduğunu düşünmüyorum. Kitaba yönelik algının yanlış olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde kitap, kaliteli bir yaşam için zorunlu ürünlerden biri olarak algılansa “pahalı” olma anlayışı da değişirdi. Ne yazık ki kitap hâlâ zorunlu ürünlerden sayılmıyor. Kitap olsa da olur, olmasa da anlayışı yaygın olduğu için sigaraya ya da başka bir ürüne) para harcamayı yüksünmeyenler, iş kitaba gelince “ama çok pahalı” diye seslerini yükseltiyorlar. Her durumda haksız bir itiraz.

Hakan Bıçakcı: Piyasadaki ürünlerin geneline bakıyorum ve kitap fiyatlarını kesinlikle pahalı bulmuyorum. Moda geçer, yemek sindirilir, kontör tükenir, benzin biter, makyaj akar, mum erir, parfüm uçar; yazı kalır sonuçta.

Egemen İpek (April Yayınları): Kitaplar diğer tüketim maddeleri göz önüne alınınca bence gezegenin en ucuz nesneleri, bir yazar ömründe ortalama beş on kitap yazıyor diyelim, oysa örneğin ayakkabı, tüm giyim eşyaları ya da yiyecek maddeleri, bunlar bir kitapla kıyaslandığında çıkan sonuç şu; ya onlar fazla pahalı ya kitaplar fazla ucuz. Tabii, kitap var, kitap var...

Yalçın Tosun: Öğrencilik yılları kitaplara özlem, tutku ve şefkatin had safhada hissedildiği ama elin uzandığı her kitabın alınamadığı yıllardır daha çok.  Benim için para kazanmaya başlamanın en güzel yönü kitap alırken fiyatını daha az düşünmem ve bir anlamda öğrencilik yıllarının intikamını almam oldu. Kitapların pahalı olup olmaması herkesin bütçesine göre ayrı bir yanıt bulabilir ama sahafların gücü, arkadaş kitaplıklarının davetkâr kuytularının çekiciliği de yadsınmamalıdır. Kişi bir kitabı kafaya koyduysa, kitaplarla ilişkisini tutku boyutuna taşıdıysa, ne yapıp edip onu ele geçirir, geçirmelidir de.

İrfan Sancı (Sel Yayıncılık): Kitabın pahalılığı gerçekten anlaşılması güç bir önyargı. Kitaplar gerçekten nadir örnekler dışında oldukça ulaşılabilir düzeyde. Okurlarda yayınevlerinin haksız yere kazanç elde ettiğine dair bir algı da var; kitabın etiket fiyatının doğrudan cebimize girdiğini zannediyor, dağıtım iskontosu (mesela her kitabın yüzde 35 ila 50 arasında değişen bir oranda indirimle dağıtıma çıktığını biliyor musunuz), vergi, telif, editöryal hizmetler, çeviri gibi kalemleri göz ardı ediyorlar. Yurtdışı ile kıyaslamayacağız elbette, alım gücü arasında oldukça yüksek bir fark var ancak “ortalama bir kitabın fiyatının 25-30 TL olduğu düşünülürse” gibi mailler alıyoruz, böyle bir ortalama fiyat yok. 10-12-14 TL ortalama fiyatımız, bunu da klasikleşen tabirle “nerelere vermiyoruz ki”.

Sanem Sirer (Siren Yayınları): Kitabın pahalılığı, kişinin gelir düzeyine göre değişen göreceli bir nitelik; dolayısıyla bu soruya net bir cevap vermek, bağlayıcı bir yargıda bulunmak olası değil. Bu tür hesapları açıkçası çok doğru bulmuyorum; bir kitaba verilecek para ile örn. on beş somun ekmek almak mümkün dersek ister istemez kitapların pahalı olduğunda, aynı fiyata iki paket sigara alınabileceği gerçeğine baktığımızda ise kitapların ucuz olduğunda karar kılmamız gerekir ve bir sonuca varamayız. Kitaplar söz konusu olduğunda göz önünde bulundurulması gereken asıl husus şu: kitaplar, fiyatları ne olursa olsun, (fiyatı belirleyen) maliyet bileşenlerinin toplamından daha “değerli” ve dolayısıyla diğer metalardan daha çok yönlü, uzun ömürlü ve değeri kendi içinde katlanan nesnelerdir. Burada vurgulamak istediğim; kitabın günümüzün tüketim odaklı ticari dengelerini alt eden bir doğası olması ve okunup bir kenara konduktan sonra dahi, yeni okumalar sayesinde ya da yeni okurların ellerinde yeniden canlanabilmeleri - yani iki paket sigarayı iki günde tüketmek mümkün iken, bir kitabın barındırdığı olasılıkların benzer biçimde “tükenmiyor” olması. Tükenmeyen bir “meta” olarak nitelendikleri takdirde, her şekilde “kârda” olduğumuz bir denklem bu; yani diğer tüketilebilir metalara yönelik pahalılık kriterleri, kitaplar söz konusu olduğunda, anlamını yitiriyor, kişisel görüşüm bu yönde. Kitap okumayı diğer faaliyetlere göre daha az heyecan verici bulmak kişinin kendi tercihidir; bu durumda bu kimseler için sorunun kitabın fiyatı değil kitap okuma eylemi olduğu ortada.

Kerem Ünüvar (İletişim Yayınları): Bu konuda hepimizin emeğini çalarak yapılan korsan kitapların yarattığı etkiyi ayrı bir tartışma olarak gördüğümü söyleyerek cevap vereyim; hayır kitaplar okuyucuların yakınmalarına neden olacak kadar pahalı değildir. Haftalık ya da aylık kitap okuma alışkanlıkları, okunan kitap sayısı aynı sürelerdeki diğer sosyal etkinliklere ayrılan bütçe ile karşılaştırıldığında kitaplar pahalı değildir. Okurların sosyalleşme alanlarına ayırdıkları payla karşılaştırıldığında, alınan keyfe paralel olarak, kitapların da aynı “keyif” kategorisinde değerlendirilmemesi “kitap pahalı” algısını besleyen en temel nedendir.

Seray Şahiner: “Son paranla kitap mı alırsın sigara mı?” deseler, sigarayı seçerim. Ama öğrencilik hayatım, kitap da alabileyim diye en dandik-kaçak-ucuz sigaraları içmekle geçti. Türkiye koşullarına göre kitap pahalı. Temel ihtiyaç olmasına rağmen, fiyatıyla lüks tüketim maddesi sınıfına giriyor. Ama okuyacak olan bir şekilde o kitabı ediniyor; kütüphane, arkadaşlar ve sahaflar iyidir. Kitap alımında; eğlence ve cazibeden ziyade, tiryakilik etkilidir diye düşünüyorum. Kitabınızdan bi nefes çekebilir miyim?

Nazlı Eray: Kitaplar hiçbir zaman pahalı değil. Acaba kültürlü okur mu yoksul? Birden aklıma bu geldi. İnsanlar birkaç saniyede bir tabloya milyarlar verebiliyorlar. O tablodan da aldığın zevk, kitap iyiyse de aldığın heyecan ve yanında bir yoldaş, bir dünya. İkisi aynı şey. Bakmak ya da dinlemek, okumaktan çok daha kolay. Ruha bir ok ile kolayca giriveriyor. Okuyunca ise yorumluyorsun, hissediyorsun, anlıyorsun veya anlayamıyorsun. Bazen kitap bir muamma, bazen bir yol haritası. Bence bütün bunlar göz önüne alınmalı. Kitap pahalı değil. Kültürlü olmak kolay değil! Her insan Kafka veya Pessoa ile uzun bir yolda kol kola yürümeyi istemeyebilir. Bu hayata bir bakış açısı. Kitabın fiyatı ile ilgili değil. Anlamakla ilgili.

Eleştiride iyi sözcüğü hangi anlamı taşır?
Her kitabın  üzerine eleştiri yazılmasını hakettiği önyargısı sorgulanmadığı sürece  sorunların hiçbiri çözülemez. Büyük çoğunluğunu gereğinden fazla övmeden  kitaplara  toplu halde değinmek neredeyse imkânsızdır. Kitaplarla herhangi  türden profesyonel bir bağlantısı olmadıkça insan, çoğunluğunun ne kadar kötü olduğunu fark etmiyor. Onda dokuzdan oldukça  fazla örnekte  nesnel  açıdan  dürüst yegane eleştiri,  “Bu kitap  değersiz” olurken, eleştirmenin  kendisinin  hakiki tepkisi muhtemelen “Bu kitap hiçbir şekilde ilgimi çekmiyor; hakkında yazmam  için para verilmediği  sürece yazmam” olurdu.  Ancak halk böyle bir şeyi okumak için para vermeyecektir.  Neden versin ki? Okuması beklenen kitaplar için bir çeşit rehber ve bir tür değerlendirme istiyorlar. Fakat değerler dile getirildiği anda standartlar bozuluyor. Çünkü insan Kral Lear’ın iyi bir oyun ve Dört Adil Adam’ın iyi bir gerilim olduğunu söylediği noktada  –hemen  her eleştirmen haftada  en az bir defa bu tür şeyler söyler– “iyi” sözcüğü  hangi anlamı taşır?

Bana en iyi uygulama kitapların büyük çoğunluğunu göz ardı ederek kayda değer görünenler hakkında çok uzun  –en azından 1000 kelimelik– eleştiri yazıları kaleme almak gibi gelmiştir hep. Yakında çıkacak kitaplarla ilgili bir iki satırlık kısa notlar yararlı olabilir; ama yaklaşık 600 kelimelik sıradan  ve orta uzunluktaki eleştiri, eleştirmen gerçekten yazmak istese dahi değersiz olmaya mahkûm. 
Bir Kitap Eleştirmeninin İtirafları başlıklı denemeden.

Tek bir tabu bile felç eder
İfade özgürlüğü söz konusu olduğunda ise bir gazeteci ile en “gayrisiyasi” kurmaca  yazarı arasında  fazla bir fark yoktur. Yalan yazmaya  ya da kendisine önemli gelen haberleri sansürlemeye zorlandığında gazeteci özgür değildir  ve özgür olmadığının bilincindedir. Kurmaca yazarıysa, kendi bakış açısından  bakıldığında birer gerçek olan öznel duygularını çarpıtmak  zorunda bırakıldığında özgür değildir. Anlatmak istediğini  daha açık kılmak için hakikati çarpıtabilir ya da  karikatürize edebilir,  ama kendi  kafasındaki  manzarayı yanlış yansıtamaz; inanmadığı şeye inandığını, beğenmediği şeyi beğendiğini inanarak söyleyemez. Bunu yapmaya  zorlanmasının yegâne sonucuysa yaratıcılık yetisinin solmasıdır. Aynı şekilde, tartışmalı konulardan uzak durarak da sorunu çözemez. Tümüyle gayrisiyasi olan bir yazın yoktur, özellikle de bizimkisi gibi doğrudan siyasi  türden korkuların, nefretlerin ve sadakatlerin tüm insanların  bilincinin yüzeyine yakın olduğu bir çağda. Tek bir tabunun bile aklı tamamen felç edici bir etkisi olabilir, çünkü serbestçe peşinden gidilen herhangi bir düşüncenin yasak düşünceye götürmesi tehlikesi her zaman vardır. Buradan çıkardığımız sonuç, totalitarizm ortamının düzyazı  kaleme alan her tür yazar için ölümcül  olduğu,  ancak belki bir şairin, en azından  bir lirik şairin bu ortamda nefes alabileceğidir.  
Yazının Korunması başlıklı denemeden.

KİTAPLAR VE SİGARALAR
George Orwell
Çeviren: Levent Konca
Sel Yayıncılık
2013, 118 sayfa, 10 TL.


 

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR