scorecardresearch.com “Kimse cehenneme yardımsız gidemez” Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

“Kimse cehenneme yardımsız gidemez”

En başından beri bir cehennemi yolculuk okuyoruz aslında, fakat karanlık dönemeçlerle dolu bir yolculukta cebimize mutluluk misketleri bırakıyor Karen Russell! En sonunda onlarla oynatıyor.

28.09.2014 01:40

ÇAĞLAYAN ÇEVİK ccevik@hurriyet.com.tr

“Kimse cehenneme yardımsız gidemez”

Tam anlamıyla usta işi bir romanla karşı karşıyayız. Ama bunu söylerken katıksız hedonizmden hareketle bir “keyif” metni övgüsünde bulunmuyorum. Hatta kimileri itiraz edebilir ama Timsah Park’ın daha ikinci bölümü itibariyle tuhaf bir sıkıntıya, boğuntuya bile gark olduğumuz söylenebilir. En iyisi baştan almalı. Özel kurgulanmış, hayvan öykülerine paralel bir insan öyküsünün anlatıldığı ikinci sınıf bir Nat-Geo Wild veya benzer kanallarda rast geldiğimiz belgeselleri anımsatıyor Timsah Park’ın ilk adımları. İlk adımları diyorum çünkü Karen Russell bizi farklı bir yolculuğa çıkarıyor romanında. Florida bataklıklarında timsah temalı bir turistik eğlence parkından içeri giriyoruz. Yüzyıl başında –en çok 1930’lara kadar- bilhassa Amerika ve İngiltere’nin gündelik yaşamına dair fotoğrafların olduğu arşivlerde karşımıza çıkanlara benzer bir freak-show sahnesiyle açılıyor perde!

Freak-show olmasa da bir sirk atmosferi olduğu kesin! Ay ışığının doğal gücü ve bir iki ilaveyle belli belirsiz aydınlıkta neredeyse karanlığın kucağında bir atmosferde, çıktığı tramplenden içi timsah dolu bir gölete atlayan kadının şovu bu! Meşhur timsah güreşçisi Hilola Bigtree’dir tramplenden atlayan kadın. Yüzlerce heyecanlı ziyaretçinin korkulu gözleri önünde havalı bir dalışla girdiği timsahla dolu gölette sanki yazlık evinin önündeki havuzda yüzercesine ilerleyip havuzun diğer ucundan çıkan Hilola Bigtree’nin heyecan dolu gösterisindeyiz. Sonra romanın bu en parlak karakteri olacağına inandığımız karakterin, kanser olduğunu öğreniyoruz. Tıpkı ailesi gibi, şaşırıyoruz duruma! Daha kırkında bile değildir. Üstelik Timsah Park’ın yıldızıdır Hilola Bigtree. Timsah Park ise içinde onlarca timsahın bulunduğu bir bataklığın adıdır. Hilola Bigtree’nin kocası sözde Şef’in işletmecisi olduğu bir turistik tesisin yani! Her şey hızla olup biter ve kadın ölür! Geride bir koca, bir kayınpeder, üç de çocuk bırakır!

Her şeyin farkındadır meraklı okur! İkinci bölüm itibariyle okuyacağımız satırlar itibariyle dağılmaya başlayacak/başlayan bir aile dramına girdiğimizi anlarız. Annenin ölümünden sonra bunalıma giren ve sanki bu olay hiç yaşanmamışçasına kendini “gösteri devam etmeli” mottosuyla ikna eden bir baba, annesinin ölümünü asla kabul edememiş bir küçük kız çocuğu (ki anlatıcımız Ava’dır bu), yaşanan bu şokun etkisiyle ve İspiritizma Telgrafı adlı kılavuz kitabın rehberliğinde kendini ruhlar alemine adamış bir abla ve görünen o ki kısa zaman sonra batacağı kesin gemiyi bir an evvel terk etmeye kararlı abinin hikâyesidir anlatılan!

Bataklığı terk edemezsin
Yaşanan trajik ölüm aileyi sadece ruhsal olarak değil ekonomik açıdan da yerle bir etmiştir, çünkü gösterinin yıldızı olmayınca yapılamayan gösteriler para kaynağını da kurutur! Aile dramı daha da ilerler… Yarı deli abla Osceola fena halde araftadır artık, ruhlarla temas etmek bir kenara bir sevgili bile yapmıştır! Kendini akıllı sanan abisi Kiwi ise bu bataklık adasından tez zamanda kaçıp anakaraya karın tokluğuna (bile değil aslında) çalışmaya başlamıştır. Kiwi bataklığı terk ettiği ilk andan itibaren aslında dibe batmaya başlamıştır! Çünkü babasının cüzdanındaki son birikimi de çalmıştır. Kendisini tamamen ticari kaygılarla Kızılderili şefi gibi gösteren baba iki kızını bataklıkta bırakıp anakaraya gitmiştir, haliyle o da dibe batacaktır… Osceala işi bir adım ilerletir ve hayalet sevgilisi ile ruhlar alemini ziyaret etmeye, iki dünya arasında bir geçit olan bataklığın yıllardır girilmeyen bir bölümüne gider. Bataklıkta kalan ve dedesinin mirasına sahip çıkan tek kişi Ava’dır.

Gerçekten de ailenin yaşadığı yer gerçekten bataklık olsa da o reddettikleri, horgördükleri, hatta korktukları anakara ailesinin asıl bataklığı olacaktır. Bu noktadan itibaren Karen Russel’ın bizi hiç yanıltmadığını düşünüyoruz. Fakat adım adım bir merdiveni tırmandırıyor bize. Daha doğrusu bir sapana oturtuyor bizi ve her sayfada, bölümde geriyor lastiğimizi. Bir baskı hissetsek de umursamıyoruz. Çünkü son derece karamsar, kasvetli, dramatik bir hikâyeyi oldukça eğlenceli, daha doğrusu ironik bir dille anlatıyor Russell! Sonra o tırmandığımız merdivenin en ucuna geldiğimiz yerde bir tekme atıyor! Yani lastikleri gerilmiş sapanı bırakıveriyor! Yerimizden fırlatıyor bizi hiç hissettirmeden. O sıkıcı, alışılmış hikâye bambaşka bir hal alıyor birdenbire! Her şey Ava’nın bataklıkta tek kaldığı bir anda gerçekleşiyor. Öyle ki yakın zamanda doğan kırmızı timsahtan kimseye bahsedemiyor bile. Ruhlar âlemine giden ablasını ararken Ava’nın karşısına artık nesli tükenmiş bir Kuş Adam çıkıveriyor. Birdenbire zuhur ediyor, tıpkı Kızılderili Şamanları gibi bir adam bu. Totemi kuş olan! Üzeri kuş tüyleriyle kaplı bir adam bu, türünün, mesleğinin son örneği! Ve kılavuzluk ediyor Ava’ya bu yolculuğunda!

Tam o anda hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlıyor okur! Osceola’nın bir hayaletle birlikte çıktığı yolculuğa Dante-Virgil seyahati benzetmesi kurarken birdenbire Dantevari bir seyahate çıkıyor kahramanımız ve onunla beraber biz! Yanılmıyoruz Kuş Adam Virgil’i oluyor Ava’nın! Hatta sözünü bile aynı şekilde söylüyor; “Kimse cehenneme yardımsız gidemez, evlat!” Tam ortasındayız romanın. Bundan sonra bir hayal aleminde seyrettiğimizi anlıyoruz. Karışıyor her şey! Kim öldü, kim göçtü bu diyardan, kim kaçtı bataklıktan ve nereye varacak bu tuhaf yolculuk diyoruz. Bu kadar karanlık bir atmosferi ve dramatik olaylarla dolu örgüsünü anlatım diline baktığımız zaman Büyülü Gerçeklik işaretlerini fark ediyoruz hemen. Hatta gotik grotesk bir karakterine rağmen Kuş Adam ve Ava arasındaki diyalogların sıcaklığı, bir dede-torun hissi uyandırıyor!

Virgil’i hiç de aratmıyor Kuş Adam’ın kılavuzluğu. Bataklığın bütün bilinmeyen mazisini anlatıyor, yeraltında gizli hayaletlerini tanıtıyor. Ava belki de ölümle pençeleşen ablasını kurtarmaya giderken bütün bir yaşamı öğreniyor. Annesinin ölümüyle savaşta en dirayetli o çıkıyor. Ne de olsa timsahlarla güreşen bir annenin kızı o! Bu yönüyle de meşhur bildungsroman anlatımına yaklaşıyor Karen Russell! Anakarada ise herkes kendi savaşını vermeye devam ediyor. Ki bu da romanın bizim gerçekle olan temasımızı sağlayan tarafı oluyor. Kiwi ve Şef’in ve belki de kızların kesişecek yollarını izliyoruz. Herkesin yolculuğu kendi macerasını barındırıyor içinde. Bizi sapandan fırlatırken içimizi bir korku kaplasa da coşkuyla ilerliyoruz havada! Aşağıya baktığımızda gördüklerimiz ise Russel’in anlattıkları oluyor… Düşmeyeceğimizi biliyoruz, çünkü bizi böyle sıra dışı bir yolculuğa çıkarıyor yazar. En başından beri bir cehennemi yolculuk okuyoruz aslında, fakat karanlık dönemeçlerle dolu bir yolculukta cebimize mutluluk misketleri bırakıyor Russell! En sonunda onlarla oynatıyor. Yılın en iyi kitaplarından biri Timsah Park.

TİMSAH PARK
Karen Russell
Çeviren: Püren Özgören
Siren Yayınları
2014, 416 sayfa, 25 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR