scorecardresearch.com “İnsanın önce kendisini bulması önemli” Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

“İnsanın önce kendisini bulması önemli”

Geçtiğimiz günlerde Haneye Tecavüz ile Duygu Asena ödülü alan Zehra İpşiroğlu’yla yeni romanı Mavi Eşek üzerine konuştuk.

20.06.2016 11:00

EZGİ GÜNER

“İnsanın önce kendisini bulması önemli”

Duygu Asena ödülünü aldığınız Haneye Tecavüz’ün hemen ardından Mavi Eşek adlı anı romanınız yayımlandı.  Üretkenliğiniz çok şaşırtıcı. Bunu son yıllarda art arda yayımlanan kitaplarınızı düşünerek söylüyorum. Geçen yıl yine toplumsal cinsiyet konusunu ele alan Tabular Korkular Kadınlar çıktı örneğin.  Lena Leyla ve Ötekiler oyununuz bir yıldır sahnede. Önceki yıllara da bakacak olursak Aydınlanan Yollar, Kadınların Gözüyle Yazmak ve Yaşamak… Hemen her yıl yeni bir ya da iki kitap çıkıyor. Bütün bu üretkenliğiniz ardında dünyaya nasıl bir bakış var?
Sizin üretkenlik dediğiniz belki de yaş almayla ilgili bir şey. Yıllar içinde bir birikim oluşuyor. Bu da belli bir yaştan sonra giderek yoğunlaşan bir biçimde ortaya çıkıyor.  Tabii her insanın üretkenliğinin belli bir süresi vardır.  Bende çok geç başladığına göre umarım geç de biter. Gerçi daha yirmili yaşlarında yazmaya başlamış, dahası işçi çocuklarını anlattığım “Murat” adlı öyküyle ödül almıştım ama sistemli bir biçimde yazmaya başlamam, sadece araştırma kitapları değil yazınsal çalışmalara da yönelmem, kısaca yaşamımı yazmaya adamam kırklı yaşlarıma rastlıyor. Kimi insan daha yirmili yaşlarında inanılmaz bir yaratıcılık sergiliyor. Oysa ben o dönemde çocuk gibiydim. Olgunlaşmam zaman aldı. Babam, “Bizim ailede verimlilik kırkından sonra başlar, ben bunu görmeyeceğim ama sen çok şey yapacaksın” diyordu, doğru çıktı. Şimdi olgunluk yıllarımı yaşıyorum,  dileğim bunun sürmesi, enerjimi, gücümü, yaşam sevincimi yitirmemem.  Çünkü yazma ve yaşamak benim için bir bütün, bunları birbirinden ayıramıyorum. 

Anı-romanınız Mavi Eşek’te çocukluğunuzu anlatıyorsunuz. Romanın son bölümü kendinizi hâlâ çocuk gibi hissettiğiniz, 70’lerin Berlin’in de geçiyor. Bu nokta da roman sonlanıyor. Devamını getirmeyi de düşünüyor musunuz?
Orasını henüz bilemiyorum, belki, ama bu herhalde çok daha farklı bir şey olurdu. Mavi Eşek’te bir dönemi, bir çocuğun ve bir genç kızın bakış açısından bakarak değişik bir şey denemek istedim.  Yani anlatan kişi ben değilim, anlatan hayaller dünyasında yaşayan, çoğu kez hayalle gerçeği karıştıran küçük bir kız. Bu bakışı tutmam kendi yaşadıklarıma belli bir mesafe almamı sağladı. Onun için bu kitaba anı değil de anı roman diyorum.

Mavi Eşek’te anlattıklarınızın ne kadarı hayal ne kadarı gerçek?
Çocukken yaşadıklarımı sadece malzeme olarak kullanıyorum. Bu bağlamda o dönemde tuttuğum günlükler ya da yazdığım mektuplar da yardımcı oldu. Ama bunları biçimlendirmem ve yoğurmam, ayrıca bir bütün olarak kurgulamamda tabii ki kurmacanın yeri fazla.

Bir çocuğun bakışından anlatmanız o döneme farklı bir bakışı içeriyor. Belki bize doğal gelen, önemsemediğimiz birçok şeyi sorgulamaya başlıyoruz. Bu noktayı biraz açabilir miydiniz?
Otoriter bir toplumda yaşıyoruz, bunu yaşamın her alanında yoğun bir biçimde görüyoruz. Çocuklar ve gençler de bundan payını iyice alıyor. O dönemde hep ‘Vatan, Millet, Sakarya’ edebiyatıyla yetiştik. Bugün de din baskısı almış başını gidiyor. Küçük çocuklar sosyalleşme süresi içinde genellikle yaşadıkları ortama uyum sağlamaya çalışıyorlar, ama bazıları da benim gibi uyumsuz. Lise çağında alavere dalavere ve üçkağıtla direniş başlıyor. Sonraki yıllarda da otoriter bir sosyalleşmenin ve eğitimin izlerini hep taşıyoruz.  Kimimiz uyum sağlıyor, kimimiz üçkâğıtçı oluyor, kimimiz de direnişe geçiyor. Direniş de tabii farklı biçimlerde ortaya çıkıyor, altmışlı yılların devrimci gençliğini düşünün örneğin, nasıl harcandıklarını, nasıl yok edildiklerini.   Annemle babam en çok bundan korkuyorlardı. Ben herhalde aldığım eğitimin sonucu direnişi politik bir örgüte katılmadan, bireysel bir olgu olarak yaşadım.

Ama bu belki de daha yoğun bir mücadeleyi koşulluyor.  Politik bir örgütün içindeyseniz o örgütün çizgisinde hareket edersiniz. Ama tek başınaysanız yolunuzu bulmanız hiç de kolay olmaz. Mavi Eşek’te bunu anlattığınız söylenebilir mi, yani bu bir tür gelişim romanı mı?
Öyle bakarsanız evet. Çocukluk sürecinde sürekli bir uyumsuzluk, zaman zaman da başkaldırı var, gençlikte bir arayış, bu arayış yetmişli yılların insanı daraltan atmosferinde neredeyse bir tıkanmaya yol açıyor, ama sonra tiyatroyla, sanatla yollar giderek açılıyor. Berlin’de ise neredeyse tam bir yaşantılar ve deneyimler fırtınası gösteriliyor.

Yine de o çocukta, sonradan da çocuğu içinde taşıyan genç kızda inanılmaz bir yaşam sevinci var, merak, gözlemcilik, keşfetme heyecanı, doğru mu?
Evet.  Roman farklı zaman ve coğrafyalarda geçiyor ama yaşamdaki duruş, bakış açısı hep aynı kalıyor. Gençken birçok kimse belli bir yol seçiyor. Nişanlanma, evlenme, meslek seçimi ya da politik başkaldırı filan. Bu da gençleri çok çabuk hayatın içinde pişiriyor, olgunlaştırıyor. Burada tersi bir duruş söz konusu, kesin bir yola girmeme, bağlanmama, arayış içinde olma, kimi kez yolları karıştırma, kaybolma, duygular ve düşünceler fırtınası, iç ve dış çatışmalar… Ben bunu büyük oranda aldığım eğitime borçlu olduğumu düşünüyorum. Belli bir yolu seçtiğiniz anda o yolda yürüyebilmeniz için belli koşullara ayak uydurmanız gerekiyor. Bunun sonucu kendinizi kısıtlamış, gelişme olanaklarını da bloke etmiş oluyorsunuz. Bu iyidir şu kötüdür demek istemiyorum ama insanın belli bir yola girmeden önce kendisini bulmasının önemli olduğunu düşünüyorum.

Dikkatimi çeken Mavi Eşek’teki çocuğun hayal gücünden bir tür direniş olarak yararlanması, doğru mu?
Olabilir ama çocuğun açısından bilinçli bir şey değil bu. Doğal bir biçimde hayal dünyasında yaşadığı için otoriter siteme ayak uydurmada zorlanıyor.  Yazarın açısından şunu söyleyebilirim, benim için fantezi ile gerçek arasında yoğun bir bağlantı var.  Bunu sadece “Mavi Eşek”de değil yazınsal birçok kitabımda kullanıyorum. Sözgelimi  “Düş Hırsızları” kitabımda sınıf birincisi olan Damla’ya babasının okul sona erdiğinde öğrendiklerini unutması için unutma hapları yutturması gibi.  Çünkü öğrendikleri kafasında kalırsa kızının aptallaşacağından korkuyor. Bana göre fantezinin ardında mutlaka bir yaşantının ya da yaşam deneyiminin olması gerekiyor, tabii bu tam bilinç yüzüne çıkmamış da olabilir. Tabii ki fantezi yaşamdan kaçış olarak da kullanılabilir, ucuz romanlarda, korku filmlerinde bunun örneklerini çok görüyoruz. Ama bu o an alımlayana çekici bile gelse hiçbir iz bırakmayacaktır. Benim kitaplarımda fantezinin ve çoğu kez hayal gücüyle beraber gündeme gelen mizahın anlamı ve işlevi kafamızdaki gerçek olarak tanımladığımız dar kalıpları kırdığı oranda ortaya çıkıyor.

MAVİ EŞEK
Zehra İpşiroğlu
Doğan Kitap, 2016
352 sayfa, 25 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR