scorecardresearch.com İlk İstanbulluların ayak izleri Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

İlk İstanbulluların ayak izleri

Saklı Limandan Hikâyeler: Yenikapı Batıkları, Marmaray ve Metro kapsamında yürütülen kazıların başlangıcından bugüne geniş bir perspektifini sunuyor.

19.07.2013 12:30

BEDİA CEYLAN GÜZELCE bcguzelce@gmail.com

İlk İstanbulluların ayak izleriFOTOĞRAF: İstanbul Arkeoloji Müzeleri Yenikapı Kazıları

Her şey Moesia’da başladı. “Büyük” lakabıyla da anılan, Roma İmparatoru I. Theodosius gücü ve iradeyi ilk kez burada, eyalet kumandanlığını yaptığı Moesia’da tattı. Yeni palazlanmaya başlayan bu genç asker, isyanları bastırmak üzere babasıyla çıktığı Britanya seferinin dönüşünde köşesine çekildi ve sebebini sadece kendisinin bildiği bir sessizliğe gömüldü. Bu çekiliş, okyanusların sonuncu ve en büyük dalgayı toplayarak kıyıya vurmaya hazırlanmasına benziyordu. Theodosius yeniden kendini gösterdiğinde tarih MS 379’du ve o artık bir imparatordu. Doğu ile batıyı birleştiren, Hıristiyanlığı Romalıların resmi dini ilan eden acımasız, güçlü ve eşsiz bir imparator. İktidarının sona erdiği 392 yılından sonra yeniden derin bir sessizliğe gömüldü. İçerisine kendi adıyla anılan Theodosius Limanı’nı da alan doğudan batıya çok geniş bir coğrafyaya hükmeden bu kralın tarihin kararmış sayfalarından çıkıp aramıza dönmesi ise yine muazzam bir işle birlikte gerçekleşti: Marmaray Projesi. Bu proje kapsamında 2004 yılında başlatılan arkeolojik kazılar, antik dünyanın en büyük ticaret limanlarından birinin 37 batık gemisi ile keşfedilmesini sağladı ve yakın zamana kadar Langa bostanları olarak bilinen bölgenin Lykos deresi alüvyonları altında kalmadan önce MÖ 4-11. yüzyıllar arasında Mısır’ın tahıl ambarı olarak kullanıldığını gösterdi.

Arkeolojik kazılar başladıktan yaklaşık bir yıl sonraydı, 10 Haziran 2005’te Yenikapı’daki Marmaray kazılarında bir batık gemi bulunduğu haberini almış, derhal araziye gitmiştim. Burada bildiğimiz antik kentlerde, eski limanlardan çok daha fazlası vardı. Tarih tam da bu kazının yapıldığı noktada yeniden yazılacaktı. Canla başla çalışan arkeologların önünde çapayı-malayı elden bırakmaları için bir “son iş günü” belirlenmişti: 27 Ağustos. Yani ilk batığın keşfedilişinden sadece iki ay sonrası. O güne dek ne çıkarırlarsa, ne kadar kazı yaparlarsa kârdır diyerek kolları sıvayan akademisyenli-öğrencili gruplar çalışmaya başladı. Öyle ki, yeri geldiğinde kazıyı ziyarete gelenler de ellerine verilen moloz arabalarını taşıyor, yardım ediyordu. Sabah ortaya çıkarılan bir değirmen yapısı, akşam yeniden gittiğinizde yerinde olmuyordu. Hızlı, çok hızlı bir şekilde kabaca belgeleme yapılıyor ve çuvallara konan kalıntıyla karışık moloz yığınları metro inşaatının etrafına yeniden gömülüyordu. Başlarda hiç kimsenin aklına gelmeyen soru nihayet sorulduğunda işin rengi değişmeye başladı: Sahi, ne bu acele? Metro inşaatı için anlaşılan yabancı firmalara verilen tarihlerdeki şaşma, hem para hem de prestij kaybı anlamına geliyordu, Büyükşehir Belediyesi ısrarından, arkeologlarsa kazmaktan vazgeçmedi uzun bir süre. Hiç unutmuyorum, bir seferinde hava karardıktan sonra, hatta gece yarısına yakın bir saatte gittim Yenikapı’ya. Bilimkurgu filmlerdeki, çöl ortasına çekilen paravana benzer belediye barikatlarının ardında, o filmleri aratmayan bir sahneyle karşılaştım. Yüzlerce işçi, metrelerce derinlikte kazılmış arazinin üzerinden, altından, sağından solundan her yöne akıyordu. Devasa spotlarla çevrilmiş alanda çalışanlar kendi gölgelerini kazıyordu adeta. Yenikapı’daki gece vardiyası hadisesi, arkeoloji bilimine bizzat gölgesini düşürüyordu. Ta ki, batıklar peş peşe çıkmaya başlayıp da yetkililer buradaki tarihi hazinenin değerine ikna olup ek süre verene dek. Yenikapı bildiğimiz silüetinden uzaklaşmış, nihayet eski sahiplerine vefa borcunu ödemişti. Her gün ortaya çıkarılan arkeolojik buluntular da o coğrafyayı ve tarihi anlamamızı kolaylaştırdı. Sonunda İtalya ve Yunanistan’ı geride bırakarak, en fazla batığın çıktığı antik liman oldu. Ben inanıyorum ki, çuvallarla metro kazısının etrafına gömülen kalıntılar bir gün yine böyle büyük kapsamlı bir proje ile çıkarılacak ve aydınlatılacak. Büyük Theodosius’u son görüşümüz de bu olacak.

Saklı limanın kitabı
Theodosius’un saklı limanında devam eden arkeolojik araştırmaların sonuçlarının buluştuğu yeni bir kitap, Saklı Limandan Hikâyeler: Yenikapı Batıkları adıyla yayımlandı. Kitap aynı isimle İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde açılan serginin kataloğu olmasının yanında, Marmaray ve Metro kapsamında, Üsküdar, Sirkeci ve Yenikapı’da yürütülen kazıların başlangıcından bugüne geniş bir perspektifini de sunuyor. Koç Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan kitap Ömer Koç’un sunumu ve teşekkürü ile başlıyor. Teşekkürü hak edenlerden biri kendisi aslında. Kendisinin ve Koç ailesinin arkeolojiye ve sanata verdiği destek birçok hayali gerçek kıldı. Bunlardan biri de Türkiye’den ve dünyadan çok değerli akademisyenleri bir araya getiren, Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Sempozyumu’ydu. Bu yıl üçüncüsü gerçekleşen sempozyumun ardından İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde eşzamanlı açılan sergi ve yayımlanan katalog, hem ziyaretçilere hem de dünya arkeoloji camiasına verilmiş bir armağan. Sempozyumun bu yılki temasının “Bizans’ta Ticaret” olması nedeniyle katalog kitabın içerisinde Bizans’ın ticari yaşamında büyük bir önemi bulunan Theodosius limanı her yönden inceleniyor. Kitabın içinde makaleleri yer alan büyük bir özveri ile yaşamlarından fedakârlık ederek bu işe odaklanan isimlerden bazıları, Zeynep Kızıltan, Rahmi Asal, Paul Magdalina, Cemal Pulak, Ufuk Kocabaş, Işıl Özsait Kocabaş, Sırrı Çömlekçi. Ayrıca gece gündüz demeden, yaz kış Yenikapı’da kazıları ve buluntuları fotoğraflayan Bekir Köşker başta olmak üzere birçok ismin fotoğraf arşivine de kitap içerisinde yer verilmiş.

Dünyanın karada gerçekleştirilen ilk batık kazısının yapıldığı Theodosius limanı, sualtında kullanmanın mümkün olmadığı birçok teknolojik cihazın da ilk kez kullanıldığı yer oldu. İstanbul’da neolitik dönemden bugüne yaşamın sürdüğü Yenikapı gemicilik tarihine de ışık tutuyor: “Döneminde, insan tarafından inşa edilmiş en karmaşık yapılar olan gemilerin, en hızlı değişimi Bizans döneminde yaşandığı belirlendi. Gemi tasarım ve yapımında, geçmişin usta çırak ilişkisi içinde öğretilip aktarılabilen geleneksel sözlü yöntemleri yerini, planlı programlı bir yönteme bıraktı.” (Zeynep Kızıltan, s. 4)

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde devam eden Saklı Limandan Hikâyeler: Yenikapı Batıkları sergisi 25 Aralık 2013 tarihine kadar devam edecek. Böyle bir zenginliği bir günde keşfetmek ve anlamak mümkün olmayacağından bu sergiye birkaç defa gitmenizi öneririm. Aynı isimle çıkarılan katalog kitap ise yakın tarihe tanıklık etmenin en somut örneği ve arşivlik bir eser olduğundan birer tane edinmeli, ne de olsa evladiyelik.

SAKLI LİMANDAN HİKÂYELER
Yenikapı’nın Batıkları

Gülbahar Baran Çelik, Zeynep Kızıltan
Koç Üniversitesi Yayınları
2013, 219 sayfa, 70 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR