scorecardresearch.com “Herkes herkese kuşkuyla bakıyor” Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

“Herkes herkese kuşkuyla bakıyor”

Yavuz Ekinci: Romanın çıkış noktası korkuyu, felaketi, barbarları bekleme. Tıpkı bugünlerde yaşadığımız duygu ve tedirginlikle beklediğimiz gibi. Ülkenin bütün kentleri tedirgin. İnsanlar evlerine hapsolmuş korku içinde bekliyor.

28.03.2016 11:20

BEDİA CEYLAN GÜZELCE bcguzelce@gmail.com

“Herkes herkese kuşkuyla bakıyor”FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Yavuz Ekinci yeni romanı Günün Birinde’de köylerini yakacak barbarları bekleyen köylüleri “masalsı” bir dille anlatıyor. En ufak bir çıtırtı zihinlerde bir çığa dönüşürken, karakterlerin her biri bu kaygıyla, korkuyla bekleme halini başka bir şekilde yaşıyor. Bugün evlerinden çıkarken birbiriyle vedalaşan, vedalaşmamak için de hiç evden çıkmayanları ve insanların git gide belirginleşen, korkunun gölgesinde onları yeni birer kimliğe büründüren ruh hallerini anlatıyor. Yaşadığı zamanın ruhunu yeniden tanımlayan Yavuz Ekinci, bize, son zamanlarda en çok konuşulan duyguyu; korkuyu anlatıyor. Bu romanla birlikte, Yavuz Ekinci’nin önceki kitaplarının da yeniden basıldığını hatırlatalım.

Romanın çok çarpıcı bir giriş bölümü var, başlangıçta bir mikro bakış sunuyorsun okura, sonra yavaş yavaş açılıyorsun büyük hikâyeye doğru... Hikâyenin çıkış noktası nedir?
Hikâyenin çıkış noktası korkuyu, felaketi, barbarları bekleme. Tıpkı şu an, bugünlerde yaşadığımız duygu ve tedirginlikle beklediğimiz gibi. Ülkenin bütün kentleri tedirgin. İnsanlar evlerine hapsolmuş korku içinde bekliyor. Herkes herkese kuşkuyla bakıyor. Kimi buralardan gitmeyi planlıyor, kimi çaresizlikle dünyaya açılan sosyal medyanın ekranına durmadan bakıyor. En ufak bir ses büyük bir patlamaya, küçük bir söylenti bir hakikate dönüşüyor. İnsanlar, tıpkı Cevizler Vadisi’ndekiler gibi gözünü karanlığa, kulağını sessizliğe dikmiş barbarları bekliyor.   

Bu bir coğrafya romanı aynı zamanda, bu coğrafyayı biraz anlatır mısın?
“Coğrafya kaderdir!” der İbn-i Haldun. Bu coğrafya uzak olduğum bir coğrafya değil. Bu coğrafya, hayal atlarımı her gece çatlatırcasına koşturduğum bir coğrafya. Bu atmosferin duygusu bu coğrafyadan hiç gitmedi. Doksanlarda dağ başlarındaki, vadilerdeki köyler yakılacakları anı tedirginlikle bekliyordu. Şimdi ise şehirler ve ilçeler tedirginlikle sıralarının kendilerine gelmesini bekliyorlar. Sokaklarımızda, şehirlerimizde dolaşan mülteciler, kendi barbarlarını beklemeye dayanmadıkları için ölümü yanlarına alarak köylerini, şehirlerini ve evlerini bırakıp kaçtılar.

 Beklemek, insanların dolayısıyla da roman karakterlerinin kaderi gibi... Günün Birinde’de karakterlerinin bu bekleme duygusuna neler eşlik ediyor?
Korku, endişe, çaresizlik. Gitmek isteyip gidememe. Nereye gideceğini bilememe. 

Çocukların gözünden, yetişkinlerin gözünden ve yaşlıların gözünden bakıyorsun aynı hikâyeye... Neden tek bir karakter seçip onunla ilerlemek değil de hepsinin gözünden ayrı ayrı bakmayı seçtin?
“Amar Dağı’ndan bir adam koşarak köye geldi.” Bu bir felakettin habercisi. Artık bir felaket yola çıkmış. Bu felaket er geç Cevizler Vadisi’ne ulaşacak. Hikâyeyi önce bir şahıs üzerine kurguladım fakat çok eksik kalıyordu. Çünkü herkes bir felaket karşısında kendince önlem alır. Bu felaket karşısında çocuğun, yaşlının, kadının, gencin, yılanın, kuşun, kaplumbağanın tepkileri farklı olur. Hayattan beklentilerimizin farklı olduğu gibi. Bütün bunlar Cevizler Vadisi’ni birer parçası. Bu romanımın ana karakteri Cevizler Vadisi’dir. Onların hikâyesi Cevizler Vadisi’nin hikâyesidir.

Kimi ölüm korkusu taşıyor, kimi daha sakin karşılıyor... Barışı beklerken toplumun ruh haline de böyle tek tek mi bakmalı sence?
Evet barış beklerken de toplumun ruh haline böyle tek tek bakılmalı. Çünkü insan kendine özgüdür ve bütün genellemeler eksiktir. 

Edebi olarak, anlattığın hikâye açısından, bu romanı diğerlerinden ayıran nedir?
Her roman, roman sanatını bir daha tanımlar. Ben de her yazdığım romanla roman sanatını tanımlıyorum. Bu roman benim edebiyatımda bir dönüm, bir eşik ve aynı zamanda bir kırılma noktasıdır. Bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Ama bu duyguyu çok güçlü bir şekilde hissediyorum. Muhtemelen uzun bir zaman yeni bir metin yazmayacağım. Bir insanın bahtı hakkında bir varsayımda bulunabilirim ama bir metnin bahtı hakkında bir varsayımda bulunmak çok güç.

Bence çocukların ve yaşlıların gözünden baktığın zamanlarda gerçeğe daha çok yaklaşıyorsun bence...
Bir yanım çok yaşlı, bir yanımsa hep çocuk sanırım.

Önceki romanlarından farklı olarak doğa çok daha fazla hikâyenin içinde...
Savaşlar, çatışmalar olunca sadece orada yaşayan insanlar etkilenmiyor. O yerin doğası da geçmişi de yok oluyor. Doğayı insandan, insanı da doğadan ayırmak imkânsız. Geleceğimiz ve geçmişimiz aynı. Bu romanın ana kahramanı Cevizler Vadisi. Cevizler Vadisi’ne yavaş yavaş yaklaşınca yılanı, kaplumbağayı, kartalı, sincabı, Amar’ı, Eyüp’ü, Müslüm’ü, Havva’yı görürsün. Cevizler Vadisi’nde yaşayan bütün canlılar oranın sakinleri ve sahipleridirler.

Havva, İlyas, Resul... Gökyüzünden düşmüş isimler gibi bunlar. Karakterlerin, isimlerinin kaderini yaşıyor sanki.
Her ismin bir kaderi var. Roman kahramanlarımı seçerken isim kader ilişkisini çok detaylı düşünüyorum. Ve genelde karakterlerimin isimleri çok sonradan belli olur.

Bu isimlerini nasıl belirliyorsun?
Karakterlerimin isimleri zamanla değişiyor. İlkin öyle aklıma gelen bir isim yazıyorum. Roman bitince, bu sefer isimlerin üzerinde çalışıyorum. Karakterimin ismi de romanın duygusuna hizmet etsin istiyorum. Çünkü romandaki her şey nihai metnin ruhuna hizmet etmeli. Yoksa bir fazlalık olarak orada durur. Bir romanda azlıktan korkmam, hatta iyi olduğunu bile düşünürüm, fakat fazlalık her zaman beni rahatsız etmiştir.

Romanın içinde bir roman daha var. Bir köydeki hikâye, bir de Amar, Sara ve Ba’nın hikâyesi. Gerçek hayatta bu hikâyeler, hayatımızı nasıl etkiler?
Geçmiş ve bugün iç içe.. Birbirinden ayırmak imkânsız. Romanın içinde Cevizler Vadisi masalı var. Bu masal o köyün tarihi. Gerçek hayatta bu hikâyeler hayatımızı çok ciddi etkiler. Bugünümüze onlar yön verir. Cennetten düştüğümüz için rüyalarımızda da hep düşmeyi gördüğümüz gibi. 

Sen mitlerden ve dinler tarihinden çok beslenen bir yazarsın. İçinde yaşadığımız günler sende nasıl bir his uyandırıyor...
İçinde yaşadığımız günler tatsız, tuzsuz ve can sıkıcı. Bu kadar çaresizlikle ne kadar yaşanır bilmiyorum. Ama her gün bir yanımızın gittiğini görebiliyorum.

GÜNÜN BİRİNDE
Yavuz Ekinci
Doğan Kitap, 2016
148 sayfa, 17 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR