scorecardresearch.com Laikçi için de İslamcı için de zor Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Laikçi için de İslamcı için de zor

Türbanlı, üst düzey yönetici, ilginç bir gece hayatı var... Eksiltmeli romanı ‘Sincaplı Gece’de sıradışı bir kadının hikâyesini anlatan Cem Akaş, “Emine aslında laikçiler için de kabul etmesi zor bir karakter, İslamcılar için de” diyor.

14.10.2016 06:00

CİHAN ERKEN

Laikçi için de İslamcı için de zor

Daha önce ‘Tekerleksiz Bisikletler’de eksiltmeli öykülerinizi okumuştuk, şimdiyse eksiltmeli romanınız ‘Sincaplı Gece’ geldi. Nedir sizi eksiltmeye iten ısrarla? Neyi eksiltiyorsunuz?
Her şeyden önce Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay ve özgürlüğü elinden alınmış bunca insan varken roman çıkarmanın, roman konuşmanın ne kadar tatsız bir iş olduğunu söylemek istiyorum. Biz dışarıdakiler, Hüseyin Kıran’ın dediği gibi en iyi yaptığımız şey neyse onu yapmayı sürdürmek zorundayız, bu da bir direniştir; ama bunu Türkiye’nin bizden eksilttikleriyle yapıyoruz.
İlk ciddi öyküm olan ‘Gerçeğin Öte Yanında’yı yazmaya oturduğumda -1986 yazı, bir yandan da ÖYS’te çalışıyordum- şunu fark ettim: Anlatmak istediğim şeyler var, bir de onları anlatmaya başlayabilmem için, oraya ulaşmak için anlatmam gerekenler. Bu ‘anlatmam gerekenler’ çok canımı sıkıyordu, görev icabı yazdığım için de hiç iyi olmuyor gibi geliyordu. Sonunda aklıma bir fikir geldi, bu ‘gerekli’ bölümleri tamamen attım, anlatmak istediğim bölümlere de alt başlıklar koyup arka arkaya dizdim. Bu mozaik yapı o kadar hoşuma gitti ki sonrasında neyi yazacağım kadar neyi yazmayacağımı da düşünür oldum; yazımın doğal bir özelliği haline geldi bu. ‘Tekerleksiz Bisikletler’i oluşturan metinlerde bunu daha da ileri götürmek istedim; öyküyü öykü olmaktan çıkarmadan, öyküden neler çıkarabiliriz? ‘Sincaplı Gece’ aynı arayışın roman boyutuna uygulanmış hali. Fakirleştirmeden fazlalıklardan arındırma, özünü yakalama, yoğunlaştırma çabası.

‘Sincaplı Gece’ yaşadığımız Türkiye’ye hem benziyor, hem benzemiyor. Bu tahayyülünüz biraz da ‘Yeni Türkiye’ algısını bir türlü içselleştiremeyen bir bakışın yansıması mı, yoksa tamamen geleceğe dair bir öngörü mü?
‘Sincaplı Gece’ aslında bir aşk ve ihanet hikayesi, ama arka planı iki türlü de okunabilir. Türkiye’de olanlara siyasal gözle bakıyoruz genelde. Ama işin bir de sosyolojik ve sınıfsal boyutu var. Bu anlamda çok önemli bir dönüşümden geçtiğimizi düşünüyorum. Türkiye’de burjuvazi, devlet eliyle oluşturulageldi. Cumhuriyet’in 1930’lardan beri yaptığı buydu; 60 yılda, hala ciddi eksikleri olsa da, iyi kötü bir burjuvazinin yaratıldığını söylemek mümkün. AKP, %13 civarına sabitlenmiş bir seçmen kitlesini %50’ye taşırken, yeni bir burjuva kesimi yaratma, ülke kaynaklarının kullanımını ve devlet eliyle yeniden paylaşımını gerçekleştirme projesini benimseyecek ve sahiplenecek bir kitle oluşturmayı başardı.
Önümzdeki 25 yılı belirlemesini bekleyebileceğimiz bu süreç, aslında Türkiye’nin geleceğe dair umudunu da canlı tutacak, görünürdeki tek süreç şimdilik. AKP tabanının bugünden yarına, Müslüman burjuvazi konsolide olana kadar ifade özgürlüğüne, hatta özgürlüğün kendisine ve adalete ihtiyacı yok, ama sonunda ihtiyacı olacak. Ne zaman? Varlığını geri dönüşsüz bir biçimde sağlama aldığında. Ne kadar çabuk, o kadar iyi. Tanımı gereği hakkaniyetli, liyakate dayalı, şiddetten arındırılmış bir süreç olmayacak bu, tıpkı laik burjuvazinin konsolide edilişinde olduğu gibi. Bu taban, burjuvalaşma sürecini tamamladığında, burjuvaziyi laik ve Müslüman olarak değil, Burjuvazi olarak görebildiğimizde, özgürlük ve adaletin konsolidasyonunda da önemli bir yol almış olacağız.
‘Sincaplı Gece’, bu yeni burjuvazinin tahkim edildiği bir toplumda, o burjuvazinin kendi içindeki ayrımlarını hayal ediyor.

1992 tarihli ilk romanınız ‘7’ de 128 bölümden oluşuyordu. Bu paralellik neden? Özel bir anlamı var mı bu sayıların?
‘7’ ve ‘Sincaplı Gece’ bence yan yana okunabilecek kitaplar. Yapıları paralel, ritimleri paralel, ana kadın karakterleri paralel. Buna karşın aralarında 25 yıl var, bu da önemli bazı farklılıklar getiriyor benim gözümde. Belki okurun da ilgisini çeker.

Baş kahramanınız Emine sıradışı bir karakter. Türbanlı (zaman zaman peruklu), bir mucit, bir şirkette üst düzey yönetici ve ilginç bir gece hayatı var. İş dünyasında pek görmeye alışkın olmadığımız bir figür. Türkiye sizce böyle bir kadına iş dünyasında alan açacak bir yöne mi gidiyor?
Türkiye oraya gidebilir, hatta gitse iyi olur denebilir. Emine aslında laikçiler için de kabul etmesi zor bir karakter, İslamcılar için de. Bunun nedenleri üzerinde düşünmek ilginç olabilir.

Romanın bazı bölümlerinde Emine okurla konuşurken sanki bir film karesini işaret ederek anlatıyor gibi. “Binanın girişi de etkileyici, değil mi?” diyor mesela. Akla sanki bir sinema filmi izliyormuşuz duygusunu getiren bu anlatımı neden tercih ettiniz?
Bunun cevabı romanın içinde var! Emine’nin roman zamanından sonra ama bu olayları bize anlatmasından önce icat ettiği başka bir teknoloji sayesinde mümkün olan bir şey bu. Dediğiniz gibi bize bir filmi, belki bir belgeseli anlatıyor, ya da birlikte görüntüleri izliyoruz da o üzerine yorum yapıyor.

Romanın bölümlenmesinde de bir senaryo formu var sanki. Her bölüm sahnenin bitişiyle denk düşüyor genellikle. Neredeyse bölüm başlarına ‘iç, gece’ gibi eklemeler görmek istiyor insan. Bu senaryo formunu özellikle mi yedirdiniz romana?
Doğru, ‘Sincaplı Gece’yi kurarken sinematik bir bakış ve yazı tarzı tutturmaya çalıştım. Sinematik bir anlatımı birinci tekilden kurduğunuzda, temelde yalnızca anlatıcının tanık olduğu sahneleri anlatabilirsiniz. Bu nasıl aşılabilir? Bir önceki soruda anılan teknolojiyle!

Sinema yapmayı düşündünüz mü hiç? Düşünmeseniz bile, sinemanın yaratıcılığınız üzerinde etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?
‘7’ aslında bana sipariş edilmiş bir senaryodan doğdu. Ozan Açıktan’ın yönetmenliğini üstlendiği ‘Silsile’nin hikayesini ve ardından Ozan ve Faruk Özerten’le senaryosunu yazdım. Şimdi yeni bir film projesi üzerinde çalışıyoruz. Sinema benim için her zaman önemli bir esin kaynağı ve rakip oldu.

Hangi yönetmenler ya da filmler önemli sizin için?
Son dönemde Von Trier, Jarmusch, Haneke, Tarantino, Cohen Kardeşler, Abrams.

Kimi yerli kabileleri fotoğrafları çekildiğinde ruhlarının o makineye hapsolacağından korkarlarmış. ‘Sincaplı Gece’de de bu ruhlular ve ruhsuzlar meselesi sıkça çıkıyor karşımıza. Teknolojik ilerleme nasıl etkiliyor insan ruhunu sizce?
Ruhun anlamı üzerine epeydir düşünüyorum. Bir önceki romanım ‘19’ da bu konuyu başka bir açıdan ele alıyordu. Bir yazarın kendi ruhunu sorgulamasını ve anlamaya çalışmasını, bir yandan da başyapıtını yazmak için uğraşmasını, Kuran ve Hz. Muhammed üzerinden kurgulamıştım. Günümüzde sürdürdüğümüz yaşamlar, ‘ruh’u artık gereksiz ve geçersiz mi kılıyor? Ruhu koruma ve güçlendirme yolları nelerdir? Bir kişinin ruhu başka bir kişinin ruhuyla nasıl konuşur, neler konuşur? ‘Sincaplı Gece’nin karakterleri kendileriyle ve birbirleriyle bu anlamda karmaşık ilişkiler kuruyor.

Yazarların, akademisyenlerin, muhaliflerin sorgusuz sualsiz gözaltına alındığı bir dönemden geçiyoruz. Ne düşünüyorsunuz tüm bu olanlar hakkında, sizin bir yanıtınız var mı ‘Ne olacak memleketin hali’ sorusuna?
Yukarıdakilere ek olarak: Zaman bireyleri hırpalıyor, doğru, ama adaletsiz iktidarları her zaman eziyor. Zaman meselesi.

SİNCAPLI GECE
Cem Akaş
Can Yayınları, 2016
208 sayfa, 17 TL.

 

 

 

 

 

 

 

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR