scorecardresearch.com “Heba”dan Radikal Kitap’a özel Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

“Heba”dan Radikal Kitap’a özel

Hasan Ali Toptaş’ın yedi yıl aradan sonra kaleme aldığı yeni romanı “Heba” 5 Nisan’da İletişim etiketiyle raflardaki yerini alacak. Sizler için romandan tadımlık bir bölüm seçtik.

30.03.2013 10:35

“Heba”dan Radikal Kitap’a özel

Ziya gönülsüz adımlarla asfaltın karşına geçip usulca yaklaştı.
Elindeki çantayı yere bırak, dedi asker buz gibi bir sesle; fermuarını da aç!
Söyleneni yaptı Ziya.
Burası beş yıldızlı otel sanki amına koyayım, dedi asker gözlerini çantaya dikerek, neyiniz varsa sırtlanıp geliyorsunuz!
Ziya neye uğradığını şaşırmıştı.

Asker elindeki tüfeğin namlusunu uzatıp çantanın içindeki çamaşırları şöyle bir karıştırdı önce. Gayriihtiyari Ziya da eğildi o sırada, külotların, atletlerin ve çorapların namluyla dürtülüp çantanın bir köşesinden bir köşesine aktarılışına baktı.

Bu ne lan, dedi asker namlunun ucuyla çantanın dibinde duran siyah bir poşeti peş peşe dürterek.
Onun içinde saçlarım var, diye cevap verdi Ziya.
Demek öyle, dedi asker alaycı bir sesle; nerede kestirdin saçlarını?
Diyarbakır’da.
Sonra da atmaya kıyamadın ve berberden alıp bu poşete koydun öyle mi?
Ziya cevap vermedi.
Sana sordum lan, diye gürledi asker; başçavuşun beygiri osurmuyor burada!
Evet, atmaya kıyamadım, dedi Ziya.
Evet, atmaya kıyamadım komutanım diyeceksin!
Evet, atmaya kıyamadım komutanım.
Hah, şimdi al o saçları, git şu yolun karşısındaki çöp bidonuna at bakalım!
Ziya poşeti alıp hızlı adımlarla çöpe attı geldi.
Asker tüfeğini çapraz tutmuş, heybetli bir duruşla onu bekliyordu.
Şimdi de çantanı alıp geç bakalım içeri, dedi tokat gibi şaklayan kalın bir sesle.

Ziya çantasını hiç almak istemedi o sırada, tam tersine, tekmeyi vurduğu gibi onu çok uzaklara, ulaşılamayacak bir yere savurmayı düşündü ama bunu yapamadı tabii; çaresiz, yavaşça eğilip aldı ve ağaçların gerisinden yükselen gri binalara doğru yürümeye başladı.
Yür-rüüü Allah’ın kuşu, anca gidersin, diye bağırdı asker onun arkasından.

Ziya, bir an için başını çevirip baktı. Uzakta kalmasına rağmen, söylediği cümleyle birlikte nizamiyedeki askerin heybeti birdenbire artmıştı sanki; artık nöbet kulübesinin önündeki beton yükseltinin üstünde değil, düpedüz kendi heybetinin içinde geziniyordu.

Binaların yanına varıncaya kadar o gün bu, yür-rüüü Allah’ın kuşu cümlesi acıtıcı bir şekilde defalarca yankılandı Ziya’nın içinde. Sonra ellerinde renk renk çantalarla sol taraftaki büyük binanın önünde bekleyen gençleri gördü Ziya, geniş ve kumlu bir alandan geçerek gitti, onların arasına karıştı. Aslında karışmadı da, kenarda durmasına rağmen kalabalık onu sessizce içine aldı sanki. Yüzlerce kişiden oluşan ve tıpkı şaşkın bir serçe sürüsüne benzeyen bu kalabalıkla birlikte böylece Ziya da orada elinde çanta, tedirgin bir ruhla beklemeye başladı. Herkes birbirine hangi şehirden geldiğini soruyor, aynı şehirden gelenler onar on beşer kişilik gruplar oluşturuyor, sonra da bunlar kendi aralarında habire konuşuyorlardı o sırada. Çıkardıkları uğultu da gitgide genişleyerek, ortalığı kasıp kavuran güneşin altında bir yükselip bir alçalıyordu. Derken götten bacaklı, şişmanca bir çavuş çıktı büyük binanın kapısından, sükseli bir yürüyüşle sallana sallana gelip karşılarında durdu ve gözlerini göğe doğru dikerek, kalabalığın uğultusu kesilsin diye birkaç dakika hiç kımıldamadan öylece bekledi. Oradakiler onun bu duruşunu okuyamadılar tabii, alabildiğine lakayt bir şekilde birbirleriyle konuşmaya devam ettiler. İşte o vakit ağzıyla birlikte gözlerinden de fışkırıyormuş gibi görünen kalın bir sesle, kesin lan, karılar hamamına çevirdiniz burayı, kesin, diye bağırdı çavuş.

Kalabalık sustu.

Başı sonu belli olmayan kısa ve soğuk cümlelerle onlara ne yapmaları ve nasıl davranmaları gerektiğini anlattı sonra bu çavuş. Ardından da saatine bakıp bir dakika süre vererek, boy farkını dikkate almadan, derhâl ikişerli sıra olmalarını emretti. Herkes ne yapacağını şaşırdı bu emri duyunca, sağa sola koşanların, put gibi duranların ve götün götün giderken bir başkasına toslayanların yanı sıra neredeyse kavga edercesine kolundan kanadından tutup birbirini çekiştirenler bile oldu. Çavuş gözlerini kırpmadan, sert bir ifadeyle hep kolundaki saate baktı bunlar olup biterken. Bir dakikalık süre dolunca da kalabalığı peşine takarak binaya girdi ve iki yanında çift kanatlı gri kapılar bulunan kasvetli bir koridor boyunca, adeta arkasından gelenlere az sonra dünyayı bağışlayacakmış gibi yine sükseli bir şekilde yürümeye başladı. Onu takip edenler artık yüksek sesle konuşmaktan çekiniyor, bu yüzden de başlarını sağa sola çevirerek kendi aralarında fısıldaşıyorlardı sadece. Fısıltılar ayak sesleriyle birleşip haliyle tuhaf bir uğultuya dönüşüyor, koridora sıkışan bu uğultu da gerçekte olduğundan daha kalın ve daha şiddetli görünüyordu. İşte kapılardan biri açılıverdi o sırada, dışarıya düğmeleri çözülmüş iriyarı bir çavuş çıktı ve çıkar çıkmaz da kalabalığın içine dalıp Allah yarattı demeden, inanılmaz bir öfkeyle önüne geleni tekmelemeye başladı.

Bir yandan da kaşlarını çatmış, burası ahır mı lan şerefsizler, niye gürültü yapıyorsunuz ha, burası ahır mı diye avaz avaz bağırıyordu bu çavuş. Patırtıyı kütürtüyü duyunca öndeki çavuş da geri döndü tabii, parmak uçlarında yükselip havaya doğru sıçrayarak, ulaşabildiği birkaç kişiyi de o tokatladı. Öyle ki, o kargaşada kendi içlerine göçük bir halde, suspus yürüyenler bile nasibini aldı bu tokatlardan. Henüz kapıdan girmemiş olanlar, aniden başlayıp aniden biten bu bağrışıp çağrışmanın ne olduğunu anlayamadılar tabii; omuzların gerisinden başlarını uzatarak sadece baktılar.

Bu olup bitenler karşısında, dayak yemeyenler bile öfkelendi ama daha ilk günden başımıza iş açmayalım diye kimse sesini çıkarmadı o sırada. Ziya da çıkarmadı, mosmor bir suratla depoya girdi, sırası gelince verilen giysileri kucağına aldı ve üçüncü kattaki koğuşa giderek çarçabuk giyindi. Üstünden çıkardıklarını da çantada getirdiği o tertemiz çamaşırlarla birlikte beyaz bir torbaya koyarak, babasına postalanmak üzere koğuş kapısında bekleyenlere teslim etti. Sonra hızlı adımlarla merdivene doğru yürüdü Ziya, ayağını tam da basamağa atacakken sol taraftaki aynada kendisini gördü ve çok şaşırdı. Aynanın içinden dışarıya, kepi kulaklarına kadar inen palyaço kılıklı bambaşka biri bakıyordu çünkü. Üstelik çuvala benzeyen pantolonu, kocaman postalları ve şaşkın suratıyla bu palyaçonun hali o sırada insana ağlanacak kadar komik görünüyordu. Bu nedenle, Ziya daha fazla bakamadı ona. Bakamayınca da hemen beton basamaklara doğru atılarak adeta uçarcasına aşağıya indi.

Radikal Blog Kullanıcı Avatarı
30.03.2013 13:04
Irfan Erdogan

Tesekkür ederim Hasan agabey...

Hasan Ali Toptas cok sevdigim mükemmel bir yazar, yine bizler icin mükemmel bir roman yazmistir ....Kendisine sonsuz tesekkür ediyorum...

0

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

Hangi edebi akımsınız?

Hangi edebi akımsınız?

Romantizm, natüralizm, modernizm, büyülü gerçekçilik...

Romantizm, natüralizm, modernizm, büyülü gerçekçilik... Hangi edebi akım olduğunuz, düşündüğünüzden önemli olabilir. Veremden dünya mı değiştireceksiniz? John William Waterhouse'ın resimlerinden Süperman'in kriptondan kaçtığı gibi kaçmalı mısınız? Öğrenmenin tam sırası.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Selçuk Orhan’ın "Aranmayan Özellikler" adlı kitabı hediye.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Selçuk Orhan’ın "Aranmayan Özellikler" adlı kitabı hediye.'

Aşağıdakilerden hangisi Selçuk Orhan’ın eserlerinden değildir?

  • Kansızlık
  • Taş Kayık
  • 40 Hadis
  • Taş Ustası