scorecardresearch.com Hayatımı yazdım, hayatım değişti Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Hayatımı yazdım, hayatım değişti

Önce Norveç’te sonra okyanus ötesinde ve bugünlerde Türkiye’de büyük etki yaratan, ünlü yazar ve eleştirmenlerden tam not alan Kavgam romanın “değer”ini ise yıllar sonra yeniden okuduğumuz zaman anlayacağız...

15.06.2015 00:30

ÇAĞLAYAN ÇEVİK ccevik@hurriyet.com.tr

Hayatımı yazdım, hayatım değişti

Son günlerde Türkiye’de kimi sosyal medya kullanıcılarının art arda Kavgam adlı bir kitaptan söz ettiğine tanık olmuşsunuzdur. Beraberinde, gözlerini üzerimize dikmiş bakarken ağzındaki sigarayı ciğerlerinin en derinlerine kadar çeken bir adam fotoğrafıyla paylaşılıyor kitaba dair fikirler. Norveçli yazar Karl Ove Knausgaard Kavgam adını verdiği, 3 bin 600 sayfadan oluşan altı ciltlik otobiyografik romanıyla dünya çapında sansasyonel bir yazar haline geleli birkaç yıl oluyor ve kitabın rüzgârı buraya kadar gelmiş durumda. Geçtiğimiz günlerde ilk cildi MonoKL yayınları tarafından yayımlanan ve Batılı birçok muteber eleştirmenin Proust’la kıyasladığı Knausgaard ise romanını ‘edebi bir intihar eylemi’ olarak niteliyor. Peki; Knausgaard bileklerini nasıl kesiyor?

Beşir Fuad’ın, bileklerini keserek icra ettiği intiharını an be an yazarken, o anın bütün detaylarını aktardığını biliyorsunuzdur. Karl Ove Knausgaard da bütün hayatını bir intihar anıymış gibi atlamadan anlatıyor.

“Hayatım roman” diyenler buraları dikkatle okumalılar: Tamam, kabul, hayatınız roman. Ama Terry Eagleton’un hatırlattığı üzere, romana “ne” anlattığı kadar “nasıl” anlattığı sorusunu da sormak bir zorunluluk. Yani o roman olan hayatınızı nasıl anlatacaksınız da biz okuyacağız? Knausgaard işte o hiç de roman olmayan hayatını bütün sıkıcılığı, durağanlığı ve okunmaya değer hiçbir yanı olmayan tüm detaylarını eksiksiz olarak ve aslında “kadim” anlatı geleneğine sonuna kadar yaslanarak anlatıyor.

O meşhur roman
“Kalp için hayat basittir. Atabildiği kadar atar. Sonra durur,” cümleleriyle başlayan romanında “ölüm”le başlıyor söze. Yani “başlangıcı” ölüm olan bir roman Kavgam, sonu belli bir hayatı anlatıyor. Hemen ardından, ölüm üzerine aklından geçenleri, neredeyse ayıklamadan patır kütür yazıya geçiriyor Knausgaard. Sayfalarca “ölüm” metaforunun ona düşündürdüklerini okuyoruz. Sonrasında “yazı masasının” manzarasından gördüklerini aktardığında, 8 yaşında başından geçen bir olayı anlatmaya başlayacağını tahmin bile edemiyoruz. 8 yaşındaki Karl Ove’nin alaca karanlıkta babasıyla girdiği diyaloğu bütün detaylarıyla okuyoruz. Yine yazar hiçbir şey olmamış gibi o “yazma” anına geri dönerek meşhur “romanını” yaz(ama)dığını işaret ediyor. Oradan kendi kızı ile olan ilişkisinden dem vurmaya başlıyor. Korkutucu bir imaja sahip, tanrısal kendi babasını anlattıktan sonra kendi “babalık” tecrübesinin ondan çok uzağa düşmediğini açıkça itiraf ediyor. Örneğin küçük kızına kimi zaman ne kadar sinirlendiğini, onu canını yakacak kadar omuzlarından sarstığını söyleyip, çocuklarının okulu için yeni bir mahalleye taşındıklarını ve bu mahallede de hiçbir komşuyu tanımadığını zaten onların sefil hayatlarına dair hiçbir haltı merak etmediğini de kibarca söyleyiveriyor. Karşımıza “yalnız” kalan ve zaten bunu isteyen bir yazar çıkıyor tekrar. Bir türlü yazamadığı o büyük romanını artık yazabilmek istediğini söylüyor.

Knausgaard, çalışmaya başlarken, “Moby Dick” misali görkemli bir roman kaleme almak istediğini, ancak çocuğun bezini değiştirmeden sigara yakmaya, birden akla düşüveren gençlik anılarından zihinden geçen diğer başka her şeye kadar, gündelik gerçekliklerin devreye girdiğini belirtmiş. Zaten biraz bu özellikleri dolayısıyla önce Proust ve sonra başka “büyük” ustalardan referanslarla anılıyor yazar. Tıpkı Proust gibi geçmişi, hatta o geçmişin en uzak kuytularını anlatmakla Proust olunmaz elbet, ancak Batı kanonu içinde yer alan diğer birçok temel metinde karşımıza çıkan “anlatmak eşittir günah çıkarmak” denklemini kurarak yazıyor romanını. Nasıl ölüm metaforunun ardından “babalık” gibi kadim bir sorgulamayla başlıyorsa hikâye, “kardeşlik” müessesesine, sonrasında aşka da değiniyor. Tıpkı Canterburry Hikâyeleri veya Decameron’da vakit geçirmek için birbirine hikâyeler anlatan kahramanlar gibi, bize her şeyi anlatıyor. Nasıl James Joyce bir günlük bir hikâyeyi uzun uzadıya ve bütün geçmişiyle birlikte anlatıyorsa, nasıl Dante “tek bir yolculuğu”; 33 kıta / 14,233 satır / 100 kanto ile anlatıyorsa yazar Karl Ove Knausgaard, romanda okuduğumuz Karl Ove Knausgaard’ın o sıkıcı hayatını 6 cilt ve 3600 sayfada anlatıyor. Tüm bu saydığımız ve saymadığımız birçok önemli referans Batılı eleştirmenler nezdinde takdir toplamasına yetse de alelade bir adamın hayatının milyonlarca kişi tarafından okunmasının başka sebepleri de var elbette.

‘Kuzey’in bereketi

Bunların ilki şüphesiz kitabın ismi, Kavgam. Tüm dünyada Kavgam (Min Kamp) denince insanın aklına Hitler’in kitabının geldiği bir gerçek. Tam burada kitabın Almancada her cildinin ayrı adla Ölmek (Sterben,) Sevmek (Lieben,) Yaşamak (Leben) gibi adlarla yayımlandığını hatırlatmak gerek... En iyi niyetli anımızda bile, Norveç gibi refah seviyesi en yüksek ülkelerden birinde, dört çocuğu ve eşiyle mutlu yuvasında yaşayan bir adamın hayatla nasıl bir “kavga”sı olacağına dair, ironik yaklaşmamak mümkün değil. Bu konuyla ilgili sözlerinde Knausgaard, romanın son cildinde uzun bir bölüm ayırdığı Hitler’e bakmak gereği duyduğunu ve Norveç’in aslında II. Dünya Savaşı ve Nazizm’le adam akıllı hesaplaşmadığının altını çiziyor.

Sansasyonun bir diğer sebebi ise, şüphesiz yeni “Ejderha Dövmeli Kız” peşine düşen yayıncıların etkisi. İsveçli yazar Stieg Larsson’un kaleme aldığı ve dünyada milyonlar satan polisiye serinin etkisiyle, İngiliz ve Amerikan yayın dünyasında (ve sonra bizde de) Kuzey polisiyesinin iştah kabartan zenginliği yadsınamaz durumda. Deyim yerindeyse yeni egzotik ve adeta define adası ilgisi gören “Kuzey” yazınında tam da ihtiyaç olduğu zamanda ortaya çıkması, romanın, tüm “best-seller” dinamiklerinin dışında kalmasına rağmen olağanüstü satış rakamları yaratmasın bir diğer sebebi. Bu durum elbette onun niteliğine halel getirecek bir şey değil. Ama kitabın bu kadar çok ses getirmesinde, bu şans faktörünü de gözardı etmemek gerek.

Yazının başlarında yakın zamanda Türkçede yayımlanan Edebiyat Nasıl Okunur kitabı dolayısıyla Terry Eagleton’u anmıştım. Eagleton’un altını çizdiği konuları sırasıyla bu kitap için değerlendirecek olursak; “açımışlar” meselesini geniş anlamışla almalıyız. Zira Kavgam’ın ilk cildi, altı ciltlik toplam 3 bin 600 sayfalık bir hayat romanının 600 sayfalık açılış paragrafı. Yani “sabırsız” Türkiyeli okurların sabrını zorlayabilecek bir kitap Kavgam ama yine Eagleton’un hatırlattığı gibi onun hakkında bir şey söylemek için önce kitabı bitirmeniz gerekecek... Kitaptaki bütün karakterler ve olaylar tamamen gerçek. Ama onlar artık, Karl Ove Knausgaard’ın yazdığı romandaki Karl Ove’nin hayatındaki gerçekler. Önce Norveç’te sonra okyanus ötesinde ve bugünlerde Türkiye’de büyük etki yaratan, ünlü yazar ve eleştirmenlerden tam not alan romanın “değer”ini ise yıllar sonra yeniden okuduğumuz zaman anlayacağız...

Kavgam
Cilt I
Karl Ove Knausgaard
Çeviren: Ebru Tüzel
Monokl Yayınevi
2015, 492 sayfa, 26 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR