scorecardresearch.com Gezgin filozof: Uluğ Nutku Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Gezgin filozof: Uluğ Nutku

Uluğ Nutku, felsefi antropolojinin ikinci kuşak düşünürlerindendi. Kendi kuşağı ve öncelleri içinde, felsefi görüşünü İstanbul olanaklarının dışında, Anadolu’da geliştirmiş ilk Cumhuriyet dönemi felsefecisiydi.

28.11.2014 00:50

Gezgin filozof: Uluğ Nutku

Uluğ Nutku, 16-17 Kasım 2014 gecesi vefat etti. Kendisini “gezgin filozof” olarak tanımlayan Nutku, Cumhuriyet döneminde felsefenin kurumsallaşması evresinde ortaya çıkan felsefi bir eğilimin önemli isimlerinden biriydi. Bu önem, biraz da, Cumhuriyet döneminde kurulan belli türden bir felsefe etkinliğinin belki de başlangıç evresinin artık tamamlanıyor oluşunu temsil etmesinden gelir. Uluğ Nutku, felsefi antropolojinin ikinci kuşak düşünürlerindendi. Filozof, kendisi üzerine de düşünen kişidir. İleri sürdüğü, “gezgin filozof” kavramı, filozof kimliğinden bağımsız değildir. Bu tanımlama, kendi hikâyesinin bir kavramlaştırması olabileceği gibi, aynı zamanda onun şair ruhlu oluşuyla da ilgidir. İnanmanın Felsefesi (2012) adlı kitabı, dikkatleri üzerine çekmişti. Uluğ Nutku, son olarak Mustafa Günay’ın yönetiminde çıkan Özne dergisinin “İnanma” başlıklı özel sayısının editörlüğünü yapmaktaydı.

Türkiye’de felsefenin kurumlaşması, kuşkusuz Cumhuriyet döneminin ayırıcı özelliklerinden biri. Felsefenin kurumlaşması derken kastettiğim, felsefe eğitimi ile öğretiminin yasayla düzenlenip güvence altına alınarak olanaklılık kazanmasıyla, bunun sonucunda bilimsel bir tavır olarak felsefi bilgi üretiminin süreklilik ve devamlılık kazanması durumuna gelmesidir. Bu durum, Cumhuriyet döneminde gerçekleşti. Bu süreçte ortaya çıkan en önemli filozoflardan biri, kuşkusuz Takiyettin Mengüşoğlu’dur. Bir filozof olarak Mengüşoğlu’nu ayrıcı kılan özelliklerden biri, felsefi antropoloji içinde kendi felsefi anlayışını, “ontolojik temellere [ontik bütüne] dayanan antropoloji” anlayışını ileri sürmüş olması ise, bir diğeri, kendi felsefelerini kuran yeni filozoflar yetiştirmiş olmasıdır. Mengüşoğlu, filozof yetiştiren bir filozoftu. Mengüşoğlu’nun, yetiştirmiş olduğu filozofların başında, kuşkusuz Ioanna Kuçuradi gelir; bir diğer öğrencisi ise, Uluğ Nutku idi. Felsefi antropoloji bağlamında ortak zemin insan felsefesi olmakla birlikte, bu öğrencilerin eğilimleri, farklı yönlere doğru gelişirler.

Uluğ Nutku’nun bakış tarzını ayırıcı kılan sanırım İnanmanın Felsefesi’nde yaptığı ayrımlar ile bu ayrımlara ilişkin ileri sürdüğü kavramlar olacak. Nutku’ya göre, inanmanın felsefesi, bir din felsefesi değildir. Oysa Dahası Nutku’ya göre, “din felsefesi” bir disiplin olarak olanaklı değildir. Çünkü din, kendini kendi kavramlarıyla çözümleyemez. Felsefi ayrımlar ve bu ayrımlara ilişkin bilgi üretmek, felsefenin[felsefi antropoloji] işidir. “İnanç yorumları”, tıpkı sanatta ve edebiyatta [bence hukukta da] olduğu gibi, “genişletilmiş tekrardır”, yeni bilgi değil.

Uluğ Nutku, felsefi yöntemini, “özebakışçı felsefe” kavramıyla açıklamıştı. Bu yaklaşımın oluşumunda, fenomenoloji ile felsefi antropolojinin bir sentezden söz edilebilir kuşkusuz. Burada iki ana-kavram ileri sürecektir Nutku; “bir özbelirlenim olarak inanma” ile “sanki var” kavramı. Bu kavramlardan hareketle baktığımızda, Uluğ Nutku’nun, aslında Mengüşoğlu’nun açtığı yolu gittiğini, ama bu yolu oldukça radikalleştirmiş olduğunu da, söylemek mümkün.

İnanan varlık
Mengüşoğlu’na göre, insan, inanan bir varlıktır. İnsanın varlık yapısı ve bu yapının, niteliklerinden biri olarak, insanın,  “inanan bir varlık” olmasından kaynaklanır. Ona göre, inanmanın iki biçimi vardır: Birincisi, güvenme, söz vermek, birine bel bağlamak gibi insanın yapıp etmelerinde ortaya çıkan inanma; ikincisi ise, Mengüşoğlu’nun “yönetilen inanma”  dediği, inanmanın yönetilen biçimidir ki bu da, “din” adı verilen inanmadır. İşte Nutku, Mengüşoğlu’nun  bu ayrımından el alarak, yeni bir inanma felsefesi geliştirmişti.

Uluğ Hoca’yı, 2006 yılında, Muğla Üniversitesindeki Uluslararası Kant Sempozyumunda dinleme, sesine tanık olma fırsatım da oldu: Sizi, dış dünyadan soyutlayarak kendi etkinliğinin vakumuna çekip alan oldukça etkileyici filozofi bir ses tonuna sahipti: Koşulsuz buyruğun kararlılıkla ıralı kesin sesi. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden hocam Kurtuluş Dinçer’in sesinden bildiğim, tanıdık bir sesti bu. Uluğ Hoca’yla tanışıklığım aslında daha önceye dayanır. 90lı yılların başında, bir Adana ziyaretimde, Felsefe bölümünden dönem arkadaşım Hayriye Karabudak, tanıştırmak için götürmüştü beni Uluğ Hoca’ya. Çukurova Üniversitesi’nin Balcalı yerleşkesindeki Felsefe ofisi, görünürde açık bir neden olmaksızın, Mengüşoğlu’nun 1960’ların başındaki 147 vakasını çağrıştırmıştı bana. Felsefi antropolojinin belki de bu son neferinin, Orhan Kemal ile Yılmaz Güney’in Adana’sında ne işi vardı? diye düşünmüştüm. Sadece Adana değil; sonrasında Mersin, daha sonra Sivas, Kocaeli [belki İstanbul’a en uzak olanı] ama oradan sonra tekrar Mersin?

Uluğ Nutku’nun verimliliğinin, aslında yetişkinlik yıllarında, elli beş yaşından sonra, 90’lı yılların hemen başından itibaren ortaya çıkmış olduğunu söylemek mümkün. Bunu takip eden yirmi yıl, Nutku’nun en verimli olduğu yıllar. İnsan Felsefesi Çalışmaları (1998), Felsefe ve Güncellik (2005), Daha Güncel Felsefe (2006), Gezgin Felsefe (2011) ve İnanmanın Felsefesi adlı kitapları bu yıllarda kaleme alınmış yazı ve sunulmuş bildirilerden oluşur. Tümel felsefi görüş, bu yazı ve bildirilerin temelinde bir yeraltı nehri şeklindedir. Nutku’nun filozofi ırasının, Aristotelesvari bir özellikten çok Sokratesvari olduğunu söylemek mümkün; yazıda değil ama daha çok “konuşmada” ortaya çıkıyordu Uluğ Nutku’da, felsefi ve filozofi olan. Nutku’nun,  Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Felsefe Grubu Eğitimi Bölümü’nde Öğretim Üyesi olması, aslında bu dönemin fiili başlangıcı. Dolayısıyla Uluğ Nutku, kendi kuşağı ve öncelleri içinde, kendi felsefi görüşünü İstanbul olanaklarının dışında, Anadolu’da geliştirmiş ilk Cumhuriyet dönemi felsefecisi. Kuşkusuz yaratma sürecinden söz ediyorum, düşüncenin kaynakları anlamında oluşum sürecinden değil.

Yaklaşımındaki bu kararlı ışığı şiirlerinde de görmek mümkün. Uluğ Nutku’nun, Ur Uruk Urşu (2006) adlı şiir kitabından söz etmeyi sona bıraktım. Kuçuradi’nin şairliğini de hatırlatmak isterim burada. Nutku’nun şiirlerinin Kuçuradi’nin şiirleriyle bir karşılaştırmalı okuması ilginç sonuçlar verebilir. Din adamlarının Babil’e ihanetini işleyen, kitapla aynı adı taşıyan şiiri şöyle: “kuma üç çizgi çizdim/ üç sur/ ur uruk urşu/ zigguratın kapısı açık/ rahipler toplanmışlar merdiven önünde/ on iki kat çıkacaklar tanrıyla konuşmaya/ dünya işlerini/ böyle günlerde toprak vergisi artırılır/ alnına kul yazdırılır/ dikkatli ol Sümerli/ ansızın geldiler eğri bıçaklı at arabalarıyla iki yana takılmış/ ve upuzun kargılarla girdiler ardına dek atçıkları kapılardan/ rahiplerin/ cehennem ilk ihanetin Adıdır iki nehir ortasında/ başak tarlalarına”.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR