scorecardresearch.com Erendiz Atasü’yle Arnavutköyü’nde Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Erendiz Atasü’yle Arnavutköyü’nde

Saat 22.30 sularında Vira Vira’dan kalktık. Hüzünlü şeylerin bolca konuşulduğu bir akşamdı...

21.11.2014 00:10

Erendiz Atasü’yle Arnavutköyü’nde

Önceki Pazar, pastırma yazının belki de son günü, değerli yazar, sevgili arkadaşım Erendiz Atasü’yle Arnavutköyü’nde, Vira Vira’ya gittik. Güzel bir akşamüzeri, güzel bir akşamdı.

İki yıldır yüz yüze görüşmüyormuşuz. Sadece arada bir telefonlaşıyoruz. Erendiz Atasü Ankara’da yaşıyor. Ben eskisi kadar sık gidemiyorum Ankara’ya. İkimiz de tanıştığımız günü hatırladık. Erendiz, rahmetli Mustafa Şerif Onaran ve Talat Sait Halman’la birlikte TRT’ye, bugün yokluğunu hissettiğimiz bir söyleşi programı yapardı. Peride Celal’i çağırmışlar; Peride Hanım “Çok yorgunum, yaşlıyım” demişti, kendisinin yerine benim gitmemi istiyordu...

O akşam Erendiz’le bol bol edebiyat konuştuk, edebiyattan yola çıkarak yurdu, dünyayı, hayatı konuştuk. Dün ve Ferda’dan (Can Yayınları) sonra ilk kez bir araya gelmiştik. Erendiz’e bu romanını ne kadar çok önemli ve acı bulduğumu bir kez daha söyleme fırsatı buldum. Dün ve Ferda yakın tarihimizin büyük kent kökenli insanlarının bir tarihçesi, toplumsal, bireysel açıdan. Bence, -daha önce Radikal Kitap’ta yazmıştım- bir başyapıt.

Ankara’daki edebiyat yaşamından konuştuk. Dünün anıları: Ankara’da birçok yazar, kimileri İstanbul’a göçtü, kimilerini yitirdik.

Talip Apaydın’ın ölüm haberini Erendiz Atasü’den aldım. Gerçi yaşlıydı Talip Bey, ama her ölüm ayrılık. Nedense, çevremde kimse bu ölümden söz açmamış, bu ölüm gazetelerde gözüme çarpmamış...

Beş Romancı Tartışıyor, geçmişin önemli kitaplarından biridir. Yaşar Kemal son anda katılmaktan vazgeçmiştir; Kemal Tahir, Orhan Kemal, Fakir Baykurt, Mahmut Makal ve Talip Apaydın o kitapta ölesiye tartışırlar. Türk romanına bir rota çizilmek istenmektedir.

Belki çizilmiştir de, en azından bir süre için çizilmiştir. Bugün Beş Romancı Tartışıyor önerileri açısından sönüp gitmiş bir rota kitabı; anısal değerini elbette koruyor. Dikkat çekici olan, gürültülü o tartışmada Talip Apaydın’ın hep sağduyuyu temsil etmesi. Dingin ölçülü, barıştırıcı...

Saat 22.30 sularında Vira Vira’dan kalktık. Hüzünlü şeylerin bolca konuşulduğu bir akşamdı...

Otuz yıl önce...
Erendiz Atasü’yle o akşam andığımız yazarlar arasında Mario Levi de vardı. Erendiz, Size Pandispanya Yaptım’ı (Doğan Kitap) severek okumuş. Yeditepe Üniversitesi’ndeki güzel kutlama gününden söz açtım: Mario Levi’nin otuzuncu yazarlık yılı!

Ne kadar çabuk geçmiş otuz yıl! Gencecik Mario Levi’nin Teşvikiye’deki eve gelişi, sonra hep süren arkadaşlığımız, dikkatli, ölçülü, edebiyat değerlerine sıkı sıkıya bağlı, edebiyatımızın bugüne yol alış çizgisini gerçekten bilen Mario Levi... Mario, Dünya Kitap’ta Faruk Şüyün’le söyleşmiş. Bir soruyu yanıtlarken, Selim o gün sitem etti diyor. O gün dediği, Yeditepe’deki kutlama. Benim için yazdığın o yazıyı hiçbir kitabına almadın dedim, bilmiyorum neden, sesim sitemliydi, belki heyecandan. Sitem etmeye ne hakkım olabilir? Sevgi dolu o yazıyı Handan İnci, Şimdi Seni Konuşuyorduk’ta değerlendirdi.

Otuz, otuz beş yıl önce Mario Levi yapmak istediklerini çoktan tasarlamış, yolun başında ama çok özenli bir genç yazardı. Çağdaş Türk edebiyatının koyu hayranı, ustalara saygısı yüksek ve kendisi daima alçakgönüllü. Otuz yıl bu tutumunu hiç değiştirmedi. Bugünün kibir ortamında sevgili Mario geçmişlerden kalma bir ‘İstanbul beyefendisi’.

İçimdeki İstanbul Fotoğrafları’nı (Doğan Kitap) okurken, Mario’nun anlattığı İstanbul yaşamlarının, kültür, görgü, birikim açısından nasıl silinip gittiğini düşünmüştüm. Hele azınlık yurttaşlarımızın bu topluma kattığı zenginlik açısından. Bana öyle geliyor ki, Mario Levi’nin otuz yıllık yazarlık emeği, bir uygarlık, uygarca yaşama savunusudur...

“Batı edebiyatı için bile yenidir”
Araba Sevdası gençlik yıllarımda edebiyat tarihi mezarlığına gömülmüş bir eserdi. Lise son sınıfta hocamız Rauf Mutluay’ın söz açtığını hatırlıyorum ama, öyle sadece anmak niyetine. Bihrûz işte sonunda sevdiği güzel kadının, Periveş’in sokak yosması olduğunu anlıyor...

Araba Sevdası’nı kötü bir çevrimyazı ve kötü bir sadeleştirmeden okumuştum. Çamlıca gezintileri, Bihrûz’un yalınkatlığı, Periveş’le odaklaşan aşk özlemi öyküsel akıştan aklımda kalanlar. Bir daha da Araba Sevdası’na geri dönmem sanıyordum.

Zaten Recaizâde Mahmut Ekrem’den silik bir çehre kalmıştı geriye. Bazen oğlu Nijad için dizeleri çıkagelir, ürpertirdi...

1970’lerin sonunda, Birikim Dergisi’nde Berna Moran’ın bir yazısı yayımlandı. Berna Moran Araba Sevdası’nı çözümlüyordu. Bu çözümleme bence Araba Sevdası’nın ölgünlüklere terk edilmiş yazgısını değiştirmiştir, hiç değilse edebiyatımızı seven, gerçekten kavramak isteyen okurlar çevresinde. Berna Moran romanın mimarîsi üzerinde duruyor, Recaizâde’nin yepyeni bir teknikle romanımıza daha o zaman ufuk açtığını saptıyordu.

Gerçi Moran, “Araba Sevdası’nın boyutları dar, basit bir roman” olduğundan ‘kuşku’ duymuyordu ama, sözünü ettiği ‘teknik bakımından’ bu romanın “Batı edebiyatı için bile yenidir” denebileceği kanısına varıyordu. İç konuşma, bilinç akımı yöntemleri anılmaksızın Araba Sevdası’ndan söz açılmayacaktı artık...

Şunu da eklemek gerekir: 1950’lerde, yani Araba Sevdası’nın yazılışından yarım yüzyıl sonra, Güzin Dino, bu romanın kuru bir realizme yönlendirilerek değerlendirilemeyeceğine işaret etmiş. Kimse üzerinde durmamış.

Sevgili Burcu Aktaş, İletişim Yayınları’nın Araba Sevdası’nı yeni bir basımla okura ulaştıracağını söyledi. Benim okuduğum ‘ilk’ Araba Sevdası, Berna Bey’in okudukça dehşet içinde kaldığı basımdır. O yazısında sadeleştiricinin neler eklediğini, neleri romandan çıkardığını bir-iki korkunç örnekle saptar Berna Bey...

Araba Sevdası’yla birlikte keşke Nijad Ekrem de hatırlansa.

Bilgi kaynaklarında ‘şiirler, düzyazılar, anılar’ diye anılan Nijad Ekrem keşke mimarîsi açısından incelense...

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR