scorecardresearch.com Emrah Serbes’e açık mektup Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Emrah Serbes’e açık mektup

Bütün kıskançlığımla başarınızı kutlamak zorundayım. Deliduman bugünün romanı. Şimdinin romanını yazmak, bence hayli zor. Hiçbir şeyin ödeşmesi yapılmamış. Siz bu çetinceviz sorunu yenmişsiniz.

04.07.2014 01:00

Emrah Serbes’e açık mektupFOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Sevgili Emrah Serbes,

Birkaç gün önce, Selma Necatigil, Ayşe Sarısayın, ben, Taksim Gezi Pastanesi’nde oturuyorduk. Sizden söz açıldı; sevgili Selma yeni romanınız Deliduman’ı okuduğunu söyledi. Beğenerek okuyormuş. Ayşe de öykülerinizi okumuş, sevmiş.

Sadece dinliyordum. Bilmem başka yazarlarda da oluyor mu, olmuş, olagelmiş mi; yaşlılığın eşiğinde yeni bir yazar adına pek tahammül kalmıyor. Bilinçaltı mı, üstü mü, bilinçdışı mı, onu da bilmiyorum, ama yeni bir yazar, yeni yazarın yeni bir eseri hiç mi hiç hoşa gitmiyor. Yani bende böyle oluyor. Ayşe’ye ve Selma’ya belli etmemeye çalışarak susuyordum.

Bir zaman geçti; daha önce sizi hiç okumadığım, Deliduman’ın kapağını açmadığım halde, sizi apar topar fasafiso bir yazar yaparak, ama Emrah Serbes adını anmayarak; elli yıla yaklaşan yazarlık yaşamım boyunca, öyle birçok genç yazarın, yazar adayının görünüp parlayıp, sönüp gittiğini –bütün kötücüllüğümle- söylemekten kendimi alamadım.

Sonrasını, -Çiğdem’in şişmanlığını gizleyen Çağlar’ı yazdığınıza göre- siz elbette biliyorsunuz: Pişmanlık, gizli bir utanç. Altmış beş yaşımda hâlâ şişkin egomla pastanelerde akıl yürütmelerim... Eve üzgün döndüm o akşam, gizli utanç sürdü.

Ertesi gün Deliduman’ı Kadıköy’de bir kitapçıdan aldırttım. Daha ilk sayfada diliniz, anlatımınız, bu yeni zamandan seçtiğiniz ve kendinize özgü kıldığınız sözcükleriniz elbette etkiledi. Ne var ki, bu kez de aklımda Cumhuriyet Kitap’ın kapağına çıkmanız, Eray Ak’ın sizin romanınız için yazdığı güzel yazı burgu gibiydi.

Ne çabuk, ne çabuk! diyordum kendi kendime, ne çabuk kapak, ne çabuk beğeniliş!..

Tabii, okumayı sürdürüyordum. O harikulâde, yarışmaya hazırlanış bölümünüze kaptırmış gitmiştim bile. Merkez Terzi Orhan, Markofoni’den alınan mavi gömlek, KİPA Alışveriş Merkezi; hele sonradan, değişen değerlere bir keder gibi çakacağınız Fatih Kundura iç dünyamda belirdikçe beliriyordu.

Küçük kentle kasaba arası bir yerde hiç yaşamadım. Bununla birlikte oraların dünyası hep çekici geldi. Sizi okurken, uzun yıllar önce yazdığım bir senaryoyu, Kırık Bir Aşk Hikâyesi’ni hatırlıyordum, Ömer Kavur’la çalıştığım, tam da siz yaşta olduğum o günleri, Ayvalık’taki çekimi, küçük yerlerin yürek yakıcı şiirini.

O gece Deliduman’dan elli altmış sayfa okudum. Edebiyatımızın ve hayatımızın değişen çehresini alımlıyordum. Hissediyordum ki, hem okulun bahçe duvarında, hem plajı gören kaldırımda ‘abuk subuk’ palmiyelerle güzelleştirilmek istenmiş Kıyıdere’den bütün memlekete, her şeyin, geçmişin, eskilerden beri sürgit Amerikanlaşmanın, en son teknik yeniliklerle eski ve bize özgü içlenişlerin tümüne açılacaktınız...

Nitekim Çiğdem birdenbire –“Kızkardeşim dana gibi şişko!”- şişman haliyle, üstelik doksan sekizinci sayfada karşımıza çıkınca, yaşadığımız bu acıklı gülünçlü yurda, tıpkı Çiğdem’e duyulmuş sevgiyle yaklaştığınızı apaçık ayırt ettim.

Bugün cumartesi. Deliduman’ın on beşinci bölümündeyim. Dayanamayıp bir şeyler yazmak istedim.
Sonra bıraktığım yerden okumaya devam edeceğim.

Deliduman önemli bir roman. Şunu söylemek istiyorum: Deliduman bugünün romanı, şimdinin. Şimdinin öyküsünü, romanını yazmak, bence hayli zor; hiçbir şey, hiçbir olgu yerli yerine oturmamış, hiçbir şeyin ödeşmesi yapılmamış... Siz bu çetinceviz sorunu yenmişsiniz ve Deliduman’la bir dönüm noktası oluşturmuşsunuz. ‘Genç’ bir romanın artık var olduğunu kanıtlıyorsunuz. Dilerim yolunuz hep böyle açık olsun.

Not: Bana imzalayıp gönderdiğiniz Deliduman yeni geçti elime.
Teşekkür ederim. Onu saklayacağım.

On beşinci bölümden sonrasını bendeki kitaptan okudum; bugün pazar, az önce bitti Deliduman. Yaşadığımız şizoid ortam!.. Bütün kıskançlığımla başarınızı tekrar kutlamak zorundayım...

Gündeş öneriler
Faşizmin Kitle Psikolojisi, Wilhelm Reich, Yüksel Pazarkaya’nın çevirisi, Cem Yayınevi.

Radikal Blog Kullanıcı Avatarı
05.07.2014 08:25
user454807

yazar olmak

Sn. Selim İLERİ, "Her Gece Bodrum" yayınlandığında da bunu hisseden ne çok yazar vardı. Ama hiçbirinde bunu yazacak özgüven yoktu. Teşekkürler, Selim İLERİ, teşekkürler Emrah SERBES, eserlerinizle yaşamımıza anlam kattığınız için.

7

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR