scorecardresearch.com Ebeveynliğin karanlık yüzü Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Ebeveynliğin karanlık yüzü

Çocukları birer proje olarak görmenin ve bu projeye umarsızca maddi ve manevi yatırım yapmanın yarattığı sorunları gösteriyor bize Corinne Maier.

11.03.2015 00:25

FUNDA ŞENOL CANTEK funda.senol@gmail.com

Ebeveynliğin karanlık yüzü

İki aylık bebeğini evde bırakıp dokuz günlük bayram tatili için ailesinin yanına giden “kırmızı pantolonlu” kadını hepiniz hatırlarsınız. Kamuoyunda iki çocuğunu kendi elleriyle öldüren mitolojik figür Medea kadar tiksinti uyandıran bu kadın, anaakım medyada yer alan haberlerde anne kimliğiyle bile anılmaya layık görülmediği gibi, “üstelik de öğretmen” olduğu vurgulanıyordu. Haberlerde “kan donduran iddialar”, bu canavar kadına yönelik husumeti arttırıcı, evlilikdışı ilişkiden hamile kalması gibi ayrıntılar art arda sıralanıyordu. Bu kadının, içinde bulunduğu koşullar, sarılıp sarmalandığı önyargılar, dayatılan roller, yasaklar, günahlar hesaba katılmadan, içgüdüsel olduğuna inanılan annelik rolünü ve sorumluluklarını yerine getirmemiş olması affedilmedi toplumumuz tarafından. Hem geleneksel, hem de sosyal medyada manevi lince maruz kaldı kırmızı pantolonlu kadın. Şimdi cezaevinde, her fırsatta şaşkın ve çaresiz bir tavırla masumiyetini kanıtlamaya çalışıyor.

Anneliğin kutsiyetini, bütün diğer kimliklerin üzerindeki aşkın konumunu dayatmanın; bir annenin aynı zamanda bir birey olduğuna, zaafları, arzuları, öfkeleri ve bezginlikleri olabileceğini ve bunların zaman zaman galebe çalabileceğini görmezden gelmenin sadece içinde yaşadığımız kültüre özgü olmadığını biliyorduk. Corinne Maier’in No Kid, Çocuk Yapmamak İçin 40 Neden adlı kitabı Batı kültüründe de işlerin farklı olmadığını gösteriyor. No Kid, psikanalist, ekonomist, sosyolog ve tarihçi olan Maier’in, iki çocuğun da annesi olma deneyiminden ilham alarak hazırladığı bir çeşit el kitabı. Ama aynı zamanda Fransa’da yaşayan bir psikanalist olarak gözlemlerinin ürünü. Yazar, bir yandan ebeveyn olmanın zorluklarının, bunun hem çocuk, hem de anne-baba ve yakın çevre üzerinde yarattığı deformasyonun toplumun geneline nasıl yansıdığına işaret ederken, diğer yandan da toplumun, hükümet politikalarının baskısının ve küresel kapitalizmin ebeveynlik rollerini ve çocuk yetiştirme pratiklerini nasıl belirlediğini göstermeyi amaçlıyor.

Her şeyi feda etmek!
Yazarın kişisel deneyimi, kitabın anne olmanın sıkıntılarına daha fazla odaklanmasını beraberinde getiriyor. Ancak, babalık halleri, eşcinsel çiftlerin ve tek ebeveynli ailelerin dertleri de göz ardı edilmiyor.

Corinne Maier, çocuk sahibi olan çoğunluğun kendi kendine bile itiraf etmekten imtina ettiği bir gerçeği, daha kitabın başında yüzümüze çarpıyor: “Ebeveyn olmak, geri kalan her şeyi feda etmeye hazır olmak demek: eşinizle olan ilişkiniz, boş vakitler, cinsel yaşam, arkadaşlar ve kadınsanız, toplumsal başarı.”

“Koşulsuz ve geri dönüşü olmayan bir angajman” olarak nitelediği ebeveynliğin birçok modern hastalığın kaynağı olduğunu iddia ediyor yazar. Depresyon, yalnızlaşma veya yalnız kalamamanın getirdiği bunalımlar, anksiyeteler ve benzerleri. Çocuk sahibi olmanın kadınların çalışma hayatında dezavantajlı hale gelmelerine sebep olurken, erkeklerin “aile babası” imajıyla iş dünyasında ve siyasette kariyer yaptıklarını hatırlatıyor. Çocuk sahibi olan bir insanın çevreye verdiği rahatsızlıkları da anmadan geçmiyor. Dünyanın en zeki ve güzel bebeğine/çocuğuna sahip olduğu yanılsaması içindeki ebeveynlerin yakın çevrelerine hissettirdikleri bıkkınlığı, ev buluşmaları ve veli toplantılarındaki sohbetlerden sosyal medyaya uzanan bir yelpazedeki örnekleriyle ti’ye alıyor.

“Çocuk sahibi olmanın hayatın anlamını sorgulamaktan kaçınmanın en iyi yolu olduğunu ve varoluşsal arayış için kusursuz bir geçici önlem olduğunu” fark etmemizi sağlıyor Maier. Geçici, çünkü çocuklar ergenlikten itibaren ebeveyn ile duygusal bağlarını kopartarak, onları varoluşsal problemleriyle baş başa bırakıp kendilerini odalarına kapatıyorlar. Yıkanacak çamaşırlar, topladıkça dağılacak birer oda, bütçeyi sürekli zorlayacak bir tüketim makinesi haline geliyorlar bu yaşlarda.

Ebeveynliği, özellikle de anneliği kendilerine tanınmış bir ayrıcalık, yüklenmiş bir misyon gibi gören bireylerin, bir türlü tatmin olmayan “ideal ebeveynlik” arayışlarının yarattığı sıkıntıların yanında, palazlandırdığı sektörleri de anmadan geçmiyor yazar. “Elinden hiçbir şey gelmeyen iki haftalık bebeklere uzun söylevler çeken anneler” ile çocukların motor becerilerini geliştirmeye yönelik kursların, psikolojik danışmanlık sunan kurumların önünde oluşan kuyruklara çekiyor dikkatimizi.

Çocukları birer proje olarak görmenin ve bu projeye umarsızca maddi ve manevi yatırım yapmanın yarattığı sorunları gösteriyor bize Corinne Maier. Ama başka bir şeyi daha gösteriyor. Ebeveynlerin hükümet politikalarının, onun besin kaynağı olan ataerkil düzenin ve küresel kapitalizmin projeleri olduklarını… Tüm dünyada din, gelenekler, ataerkil ahlak anlayışı ve milliyetçi politikalar ebeveynliği, özellikle de anneliği yüceltiyor, dayatıyor. Çocuk sahibi olmak güçlü bir ulus devlete katkıda bulunmak olarak lanse edildiğinden, vatanperverliğin, geleceğe inanmanın bir tezahürü olarak görülüyor. Tabii daha çok tüketerek korkuyu ve hazzı kâra çevirmeye de yarıyor. İnsanlardan Eros ile Thanatos arasında tercih yapmaları bekleniyor. Yazar, bu beklentilere karşı koyan, tıpkı vicdani retçilik gibi, “gönüllü çocuksuzluk” için örgütlenen insanlardan da bahsediyor.

Çocuksuz yaşamayı tercih etmenin büyük mücadeleler gerektirdiği açık. Tıbbın da desteğiyle artık çocuk sahibi olamamak imkânsızlaşıyor. Bu koşullar altında çocuk yapmayı reddetmek, sosyal ölüme mahkûm olmak, dışlanmak, ayrımcılığa uğramak anlamına geliyor. Çünkü çocuk sahibi olmak, “deneme zahmetine bile girmeden pes etmek için iyi bir bahane”.

Dertli’nin iyi bilinen dizeleri, evliliği ve doğurganlığı teşvik eden nüfus politikalarının neye hizmet ettiğini gösteriyor bize: “bir başıma kalsam şah-ı devrana kul olmam/viran olası hanede evlad-u iyal var.”

Corinne Maier’in bunu göstermek için seçtiği yol ise çocuk yapmamak için kırk maddelik bir liste hazırlamak.

NO KID
Çocuk Yapmamak İçin 40 Neden
Corinne Maier
Çeviren Zeynep Canan Özatalay
Esen Kitap
2015, 56 sayfa, 15 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR