scorecardresearch.com Dev ruhlu adam Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Dev ruhlu adam

Henry Miller’ın kitabı elli yıl sonra hâlâ çok önemli mesajlar iletiyor. Halkların insanlığı yeniden bulması, hayatın coşkusunu yeniden hissetmesi, barışı sağlamanın tek amaç olması gerektiğini benzersiz bir şekilde anlatıyor.

18.09.2015 00:45

Dev ruhlu adam

İlgimi çeken yazarlar hakkında çok kereler yazmış olmama rağmen, Henry Miller hakkında henüz hiç yazmadığımı fark ettim. Yirminci yüzyıl edebiyatının şekillenmesinde rol oynayan yazarlardan biridir Miller fakat 80’lerden beri gün geçtikçe muhafazakârlaşan Türkiye – sadece Türkiye değil, belki tüm dünya – için fazla uçuk geliyor artık. Bugün çok daha az okunan, gençlerin neredeyse hiç tanımadığı bir yazara dönüştü oysa yirmili yaşlarımda arkadaşlarımla en çok okuduğumuz, üzerine en çok tartıştığımız yazarlardan biriydi. Tartışmalar ateşli olurdu çünkü Henry Miller’da cinsiyetçi, maço, önyargılı fikirlerle birlikte aşırı özgür düşünen bir yan da bulurduk.

1891 doğumlu Henry Miller genelde kendi deneyiminden yola çıkan romanlar yazmıştır. Kitaplarında kendisini, karısını, sevgililerini, dostlarını ve düşmanlarını anlatmaktan çekinmez. Kendi deneyimi üzerinden yaşam felsefesini kurar. Kendisinden sekiz yaş küçük Ernest Hemingway gibi Miller da ilham kaynağını savaş öncesi Avrupa’da yaşadığı yıllarda iyice beslemiş, o yılların Paris sanat çevresini eserlerine yansıtmıştır. 1941 yılında yayımlanan Marousi’nin Devi adlı kitabı da diğer romanları gibi otobiyografik-roman türüne girer ve yıllar içinde eleştirmenler (ve bizzat Miller) tarafından yazarın en değerli eserlerinden biri olarak görülmüştür. Marousi’nin Devi’nde Miller, bir süre yazmamaya karar verdiği, belki de hayatının tek tatilini geçirdiği Yunanistan günlerini anlatır.

Marousi’nin Devi, ilk başta bir seyahatname olarak okunuyor, kitapta yer alan kişiler, Seferis, Lawrence Durrell gibi dönemin dev yazarları ve şairleri ama hepsi savaş öncesi Avrupa’da yaşanan gerilimden uzaklaşmaya çalışan, kendi iç seslerine dönmüş şekilde yaşayan sanatçılar. Hayatı boyunca parasızlıktan, kazanamamaktan yakınan Miller 1939 yılında Yunanistan’a cebinde az bir parayla, orada dostlarının evinde kalmak üzere gider. Yolculukları onu Atina, Girit, Korfu, Poros ve Delphi’ye götürür. Kitabı bir şekilde hayran olduğu George Kalimbalis’e övgü olarak yazar, zaten kitabın başlığındaki Dev, ilginç kişiliğe sahip Kalimbalis’tir.

Miller ve dostları burada antikçağdaki ozanlar gibi yaşarlar, minimum düzeyde eşyayla, güzel Akdeniz mutfağından yemekler yiyerek ve bol miktarda içerek. Henry Miller dünyanın en yoksul halkı olarak söz eder Yunanlardan, bunun ne denli doğru olduğunu bilemiyorum, belki biraz abartılı ama o dönemde çok sayıda dostu Asya’ya ve Kuzey Afrika’ya da seyahat ettiği için, dünya gerçeklerinden uzak olmadığını sanıyorum yazarın. Çok kereler yeni geldiği bu Akdeniz yöresini Paris’in züppe çevresiyle karşılaştırıyor ve burada bulduğu sadeliği coşkulu bir dille anlatıyor. Seyahatnamelerin en önemli özelliği ya da başka deyişle bir seyahatnamede olması gereken en önemli şey, bireyde bir dönüşüme neden olmasıdır. Önyargılarla dolu gelinen yerde ruhun yeni bir boyuta geçmesidir. Henry Miller’de buna tanık oluyoruz. Kitabın sonlarında insanlığı daha önce hiç görmediği bir şekilde gördüğünü, savaş içinde kaynayan kıtanın bu ucunda çok barışçıl bir düşünceyle arındığını fark ediyoruz. Buranın “ışığı gözlerimi açtı, gözeneklerime işledi, bütün benliğimi genişletti” diye yazıyor, “... devrimin gerçek anlamını buldum ve kendimi dünyanın üzerinde evimde hissettim. Dünya uluslarının arasındaki hiçbir çatışma bozamaz bu dengeyi.” Miller’in bu aydınlanmasını bugün okumak bana özellikle çok iyi geldi. Halkların insanlığı yeniden bulması, hayatın coşkusunu yeniden hissetmesi, barışı sağlamanın tek amaç olması gerektiğini benzersiz bir şekilde anlatıyor. Bunu sağlamak için insanlığın özüne, antikiteye ve saf düşünceye ulaşmak gerekiyor. Herkesin okuması gereken bir yapıt. İlk kez dilimize çevrilmiş ama elli yıl sonra hâlâ çok önemli mesajlar ileten bir kitap.

MAROUSİ’NİN DEVİ
Henry Miller
Çeviri: Avi Pardo
Siren Yayınları, 2015
216 sayfa, 20 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR