scorecardresearch.com Bu ülke böyle böyle değişecek Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Bu ülke böyle böyle değişecek

Gazeteci Aslıhan Lodi, Ali Nesin’le yaptığı nehir söyleşiyi ‘Matematik Köyü’nün Delisi’ adıyla kitaplaştırdı. Kitap, özgür büyüyen bir çocuğun başka çocukları özgürleştirmek için canla başla çırpınmasının hikâyesini anlatıyor.

17.06.2016 00:05

ELİF TÜRKÖLMEZ elifturkolmez@gmail.com

Bu ülke böyle böyle değişecekFOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Ali Nesin’in Sevan Nişanyan’la beraber Şirince’de kurduğu Matematik Köyü’nü duymuşsunuzdur. Duymuşsunuzdur da köyle ilgili hisleriniz, “Orada bir köy var uzakta”dan öteye gitmez belki... Şirinler Köyü bile daha somuttur zihninizde. Gargamel var, mantar evler var, Şirin Baba’nın kırmızı kukuletası var... Halbuki, kitapta da denildiği üzere, Bayburt’un yüksek yüksek tepelerine Hüsamettin Koçan tarafından kurulan Baksı Müzesi ile beraber Matematik Köyü bu ülkenin en ilginç projelerinden, yapılarından, iğneyle kuyu kazıp o kuyudan bir ülkeyi besleme hikâyelerinden biri.

Aslıhan Lodi’nin bir gazete röportajı olarak başlayıp nehir söyleşiye dönen ve ardından kitaplaşan projesi de bu iki hikâyeden aldığı ilhamla serpilmiş. “Bu muazzam başarının ardında çok acayip bir disiplin, bambaşka bir azim ve inat var” deyip Ali Nesin’den, yani ‘Matematik Köyü’nün Delisi’nden olanı biteni dinlemiş.

Ali Nesin, Erenköy’deki evlerinde babası Aziz Nesin içeride harıl harıl çalışır, yoğun bir sigara dumanı altında ha bire yazıp dururken camın önüne geçer tren vagonlarını sayarmış. “İçimde sonsuza kadar sayma isteğiyle dolar taşardım” diyor. Matematik aşkı çok küçüklükten yani. Ama ona mantık kurma bilgisini asıl verenin babası ve babasının sofra arkadaşları olduğunu düşünüyor. Siyaset, sanat, felsefe tartışılan o sofralarda Kemal Tahir’i, Ruhi Su’yu dinleyerek hiç farkında olmadan mantığın ne olduğunu kavrayıveriyor.

Maddi zorluklar çekse de İsviçre’de havuç tarlasında çalışıp, Paris’te işgal evinde yaşayarak devam eden eğitim hayatı sayesinde ömrü hep matematiğin içinde geçiyor. Bilgi Üniversitesi’nde Matematik Bölümü’nü kurduğunda ise aslında matematik öğretmekten de zevk aldığını anlıyor. İşte o azimle yıllarca sürecek bir zorluğun içine girip Matematik Köyü’nü kurmaya karar veriyor. Yaşadığı zorlukları okurken içimden “Ben olsam bırakır giderdim” diye düşündüm. Ama o her şeye rağmen devam ediyor. En basit zorluklardan birini şöyle anlatıyor mesela: “Şirinceliler ve Selçuklular büyük kuşkuyla karşıladılar. Bir Ermeni’yle bir komünist el ele vermiş, kim bilir neler yapıyorlar... Daha önce Matematik Köyü diye bir örnek yok ki bizi inandırıcı bulsunlar. Kimi misyonerlik faaliyeti diyor, kimi Ermeni propagandası yapacağımızı sanıyor, kimi Kürt bölücüsü olduğumuzdan dem vuruyor. Belden aşağı söylentiler de kulağıma geliyordu. Birçoğu, kendilerine ‘Matematik Köyü ne tarafta?’ diye sorulduğu zaman yanlış yönü gösteriyordu. Bir kısmı da ‘Orası kapandı’ diyordu.”

Kitap, Matematik Köyü’nün kurulma aşaması, bugünü ve geleceği üzerine tatlı tatlı anlatırken, aslında bu ülkede hayırlı bir işe kalkışanın başına gelecekler üzerine de deneyim aktarıyor. Handiyse Aziz Nesin öyküsü...

Kitabı okurken aklıma geldi. İlkokula giderken nereden haberdar olduysam bir karikatür kursu buldum. Saraçhane’deki Karikatür Müzesi’nde. Bedava. Bir de üstüne öğlen oldu mu simit-çay ikramı var. Bayıla bayıla gidiyor, kargacık burgacık çizimlerimin üstüne yapıştırdığım hiç de komik olmayan esprilerim hakkında ciddi ve uzun analizler yapan hocamın ağzının içine bakıyorum. Bir iki derken bizimkiler kıllandı. Bedava karikatür. Bir de üstüne çay simit. Yok dediler, gidemezsin. Kesin bir iş var bu işte. Çocuklara mizahı sevdirmek isteyen bir hocadan başka bir şey yok halbuki. “Peki” dedim. Bıraktım. Unuttum. ‘Matematik Köyü’nün Delisi’ni okurken hortlamasa olmazdı. Karikatürist filan olacağımdan değil de...

Bu köydeki çocuklar da matematikçi olmayacak belki. Öğretmen olacak, şarkıcı olacak, illüzyonist olacak, pilot olacak. Ama bu ülke böyle böyle değişecek.

MATEMATİK KÖYÜ’NÜN DELİSİ
Aslıhan Lodi
Doğan Kitap
2016, 224 sayfa, 24 TL.
Seviye tespit sınavı mı, o da ne?

Köy, Şirince’de ormanın kıyısında. Aziz Nesin Amfisi, taş odalar, Sevan Nişanyan Kütüphanesi, hamam, kule ve yemekhane belli başlı bölümleri. Felsefe Köyü hızla tamamlanıyor. Sanat Köyü çalışmaları da devam ediyor. Ağaçların altındaki açık derslikler, her köşede çocukların elinin altındaki çeşit çeşit binlerce kitapla tek kelimeyle heyecan verici bir çalışma üssü. Müzik sesi, televizyon ya da araba gürültüsü yok. Dersler sabah 08.00’de başlayıp akşama kadar sürüyor. Arada öğle yemeği molası var; gün boyu çok yoğun bir program uygulanıyor. Farklı hocalar eşliğinde bütün gün matematik çalışıyor, soruyor, problem çözüyor, sorguluyor ve anlamaya çalışıyor öğrenciler. Yemek servisi ve genel temizlikten de kendileri sorumlu. İşleri çok anlayacağınız, ama altından kalkamayacakları bir yük değil. Katılım için ilk şart öğrencinin istekli olması. Zaten bu nedenle başvuruyu öğrencinin bizzat yapması gerekiyor. Matematik Köyü’nün program kontenjanları, kayıtlar başladıktan çok kısa bir süre sonra doluyor. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden akademisyenlerin gönüllü olarak ders verdiği köy kâr amacı gütmüyor; en büyük hedefi gençlere matematiği öğretmek. Burada ‘öğretme’nin altını çizmeliyim, çünkü ‘dersi sevdirmek’ değil niyetleri. Onlara göre matematiği gerçek anlamda öğrenen herkes zaten kendiliğinden sevmeye başlıyor. Dersler başlamadan önce öğrencilere sistemle, sessizlik ve tasarruf gibi temel kurallarla ilgili bilgi veriliyor. Farklı yaş gruplarına dair en önemli gözlemim, hemen hepsinin bir sınavdan geçirilecekleri endişesi ile gelmiş oldukları yönünde. Seviye tespiti yapılacağını zannediyorlar. Yanıldıklarını anladıklarında da hem şaşırıyor, hem de seviniyorlar.(Kitaptan)

Çocukluktan kalan bir anı
Annem bizi yanına çağırıp “Babanla biz ayrılmaya karar verdik” dedi. Moskova’da bir gökdelen otelde kalıyorduk. Yüzüncü katta mıyız neyiz, hemen pencereye çıkıp “Atarım kendimi” diye feryat etmişim. Hayal meyal hatırlıyorum olayı. Çok hızlı konuşurum. Eskiden daha da hızlı konuşurdum. R’leri de söyleyemediğimden ne dediğim anlaşılmazdı. Babam sonra anlattı. O Moskova’daki otelde pencereye çıkıp “Kendimi atarım” dedikten hemen sonra böyle hızlı hızlı konuşmaya başlamışım. Ne kadar doğru bilmiyorum ama babam ona yormuştu. (Kitaptan)

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR