scorecardresearch.com “Boşluğun hasadı kalemledir” Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

“Boşluğun hasadı kalemledir”

Hafızalı Doku, insanın arzu döneminin değil, yıkım döneminin şiirlerinden oluşuyor. Özgür Göreçki ve Davut Yücel’in şiirlerine baktığımızda, dilin değiştiğini ama sınıfsal geçmişin bastırıldığını görüyoruz.

23.04.2014 07:55

“Boşluğun hasadı kalemledir”

“Çok şey hatırladım kıyıma dair. Aradım. Kahraman bulamadım.”, “İsyan bitti diye umulan bir yanardağ  değilim ben”, “boşluğun hasadı kalemledir”, “Hatıra çekiyor dilimi içine/ İşte her şey açıkta ve aç…/ Akıl üzülür anlatamaz bunu düşünce…”,  “Dönüştüğüm şey öylece bakakalmak, bakakalmak içteki göle.”,  “Kilit vur, kilit vur çocukluğun kerpiç evine.”, “Çünkü dönemem artık eve…/Sanki koptu ardımdaki yol savruldu başka yere…”

Bu dizeler, Kıbrıslıtürk şairi Filiz Naldöven’in dördüncü şiir kitabı Hafızalı Doku’sundan. Diğer üçü: Sevgidendoğma, Mağma Mavera, Aşk Ben’i Yıka. Naldöven, her bir kitabını, bir bütünü oluşturan toplam olarak değil, belli tarihler arasında yazılmış şiirlerden bir “seçki” olarak görüyor. Söz gelimi, Aşk Ben’i Yıka (1995/1998) tarihleri arasında yazılmış şiirlere işaret ederken, Hafızalı Doku, (1999/2012) tarihleri arasında yazılmış şiirleri bir araya getirmektedir.

Filiz Naldöven, aktif olmamakla birlikte, Hakkı Yücel, Mehmet Yaşın, Neşe Yaşın, Feriha Altıok’la birlikte, Kıbrıslıtürk şiirinde, poetikaları “Kıbrıslı Red Şiiri” diye anılan “1974 Kuşağı”ndan geliyor. Bu kuşak, adada Türkçe yazılan şiirin kendileriyle başlayan dönemini, “Kıbrıs Türk Şiiri” olarak değil, “Kıbrıslıtürk Şiiri” olarak adlandırmış, kendileri için “anavatan”ın, Türkiye değil, Kıbrıs olduğunu ileri sürerek, “poetik hikâyelerinin” bağımsızlığını, kendilerine özgülüğünü dile getirmiş, 70’li yıllarda “iktidardaki değil, ama muhalefetteki Türkiye’ye yakınlık duyduklarını” söylemişlerdi.

Şiirin ontik/varlıksal malzemesi bakımından, Türkiye ile Kıbrıs arasında meydana gelmiş çok önemli bir “tarihsel yarığa” dikkat çekiyordu bu kuşak: Savaşın deneyimini yaşamış olmak. Türkiye toplumu, Cumhuriyetin ilanından bu yana bir savaş yaşamadı ama Kıbrıslıtürk toplumunun bu kuşağı, savaşın merkezinde büyüdü. Bugün, Türkiye’de bir kişinin şiir diye savaş şiiri yazması, oldukça komik bir durum olarak “ilkokul şiirleri” düzeyinde bir girişim olmaktan öteye gitmez, ama Kıbrıslıtürk bir şair için, savaş imi, kendi hayatlarındaki trajik duruma işaret eder.  Türk şiiri ile Kıbrıslıtürk şiiri arasına savaş fenomeni girmiştir. [Bu problematik durumun ana şairi kuşkusuz Mehmet Yaşın, ama Yaşın’ın şiiri de sadece bu fenomene indirgenemez; Yaşın, ‘Avrupalı şair’ durumuna geliyor.]

Şu dizeler Hafızalı Doku’dan: “Metruk evin kapısını açınca düşüyorum boşluğa../ Kurşun sayan kız çocuğu selvilerin altında../ İkimiz çekince pimini hatıranın/ Gömük kemikler dağılır sonsuzluğa..”

Yine de, dışsal dünyaya ilişkin bir şiirden çok, tinsel olana odaklı içsel bir şiirdir Naldöven’in şiiri. Bu son kitapta, bu ayırıcı özellik oldukça yoğunlaştırılmıştır. Varlıksal yenilgi durumunun şiiridir Hafızalı Doku. Bu bakımdan, Feriha Altıok’la beraber, “Kıbrıslı Red Şiiri” içinde, bu toplumsal çöküşün yanında bireysel yenilgiye odaklanmakla farklı bir yerde dururlar. Kıbrıs’ta yazılan Türkçe şiirin ayırıcı özelliklerinden biri, bu şiirin lirik olmasından kaynaklanır. Buradaki lirik, poetik, yani türsel, teknik bir özellik olarak değil, hafif bir cilve içeren dilsel bir karakter olarak ortaya çıkmaktadır. Çokdilli [Türkçe, Rumca, İngilizce] olmaktan kaynaklana bir durum olsa gerek; olup bitene, diğer dilin paradigmatik penceresinden bakma imkânının getirdiği ironi. Bu bakımdan da, farklılık gösterir Naldöven’in şiiri; monografik içsellik, cilveye olanak vermez. Hafızalı Doku, ‘insanın’ [buradaki şiir öznesinin kadın olduğunu gözden yitirmemek gerek] arzu döneminin değil, yıkım döneminin şiirlerinden oluşuyor. Naldöven’in şiiri, feminist bir okumayla irdelenmeli. 

Özgür Göreçki/Davut Yücel
Türk şiirinde, yeni bir poetik durumun netleşmeye başladığından söz etmek gerekiyor. Şimdilik, yeni bir poetik dilin ortaya çıkışı diyelim buna. Bir arayışın sonucunda keşfedilen bir dil değil de, değişen hayat tarzının dışavurumu olarak ortaya çıkan dil, dahası bir dile getiriş biçimi.. Bu bağlamda, iki şairin şiirlerini veri edineceğim: Özgür Göreçki ve Davut Yücel. Anita Sezgener, Şakir Özüdoğru [ilk kitabını okumadım] gibi isimlerden de söz edilebilir. Başka isimler de anılabilir..

Özgür Göreçki’nin kitabı Asdasd; Davut Yücel’in kitabı ise Dünyanın En Modern Zebrası Siyah Beyaz.

Önce Göreçki’den bir alıntı.. “Açıyor”  şiirinin girizgâhı ile gelişiminden birer parça şöyle: “benim de bir oğlum olsa adını Özgür koyardım. Bu, çok mantıklı./ Oğluma, balık ve silah tutmamayı/ kadınlara ve iyi davranmayı onlara yani,/ bunları elbette öğretirdim. Aramızda lafı olmazdı. (…) Kadınlardan çok güzel anne, abla, teyze, hala olur./ Erkeklerden baba, ağabey, amca, dayı olur./ İnsanlar Anne ve Dayı olurlarsa erken ölebilirler. Bu,/ pek tavsiye edilmez. Halalar genelde uzun yaşarlar.”

Davut Yücel’in, “Çıkış” şiirinin “Ben” bölümünün girizgâhı şöyle: “Büyük büyük babam yaklaşık bir yıl Eski Malatya’da kaldıktan sonra Sivas’a göç edip orada vefat etmiş. Büyükbabam Sivas’ta doğmuş, Tokat’a göçmüş ve vefat etmiş. Babam, kundakta. Sivas sınırında doğmuş Tokat’ta nüfus kaydı yaptırmış, ilkokuldan sonra İstanbul’a gelmiş. Büyük büyük dedem Mohaçkale’de doğmuş. (…) İlkokulda, ortaokulda çocuklar köylerine, memleketlerine giderdi. O tür bir aitlik hissedebileceğim bir yer ne maddi ne de manevi olarak mevcut olmadı hiçbir zaman. Bunu babam da böyle hissetmiş hep, kardeşlerim zaten.” 

Bu dili ve bu dilin vücut bulduğu tinsel evreni nasıl tanımlanmak gerekir? Başka bir deyişle, yeni bir dile getiriş biçimi dediğim bu dili farklı kılan determinizm nedir?

Önce dil üzerinde duralım. Bu dili, yeni kılan özellik ne?

İlk bakış, bu dilin dingin, sakin bir ruh durumunun dili olduğu izlenimini veriyor. Oysa değil, yoğun şekilde bastırılan bir şiddet söz konusu; patlamaya hazır bir şiddet değil, kontrolü yitirilmeyecek bir şiddet. Ama nezaketini yitirmeyen bir dile getiriş biçimi söz konusu. Ama nezaketi yitirmemenin garantisini görgüden çok, teorik analiz dilinden alan bir nezaket. Ama bu teorik analiz dili, şiir kişisinin değil, şiiri yazan/kuran kişinin dili.

Bir başka açıdan bakalım. Türkçe, geçen yüzyılın başında, Ziya Gökalp tarafından bir “kent dili” olarak tanımlanmıştı. “Milli lisanımız” diyordu Gökalp, “İstanbul Türkçesi olacak, orada da İstanbul hanımlarının konuştuğu Türkçe.” Yani Taşra veya kır Türkçesi değil, kaba saba konuşan erkek dili değil, hanım dili.

70’li ve 80’li yılları hesaba katarsak, katmak zorundayız. 80’li yıllarda, şiir, bu dilin, bir kır ve taşra diline, bir hanım dili değil bir erkek diline dönüştüğünü işaret eder bize. İsmail Uyaroğlu (5+2’likler), Akgün Akova’ın (Sansürttürme Şair Abüü), Metin Celal (Konformist), Enver Ercan (Sürçüyor Zaman) şiirleri, daha sonrasındas ise Ahmet Oktay’ın Söz Acıda Sınandı’da, Enis Batur’un Doğu-Batı Divanı Cilt-3’te gösterdiği bir durum var bize:  İstanbul’un, kır tarafından istila edilmiş olması. İlk dört şair, bu durumu, istila öznesini merkez edinerek dile getirir bu istila durumunu; Oktay ve Batur ise, bu özneye karşı eleştirel tavır alarak.

Bu durumu hesaba katarak baktığımızda, Özgür Göreçki ve Davut Yücel’in şiirleri, “istila”nın tamamlandığı, sona erdiği izlenimi vermektedir. Ama sadece alıntıladığım örneklere değil, Göreçki ileYücel’in, kitaplarını oluşturan şiirlerin tamamına baktığımızda, dilin değiştiğini ama sınıfsal geçmişin bastırıldığını, patlamasına izin verilmeyecek denli kontrol altında tutulduğu da görülmekte.

Peki, bu dil ne dili? Bu dili, şimdilik “ofis dili” olarak adlandıracağım. Buradaki dil, içsel ve tinsel olanın taşmasını veya dışavurumunun taşıyıcısı olması anlamında bir dil değil, tam tersine varlıksal olanın taşmasını sterilize eden bir dil. Özel şirketlerde veya akademik ortamda, patron ve iş işleyişi baskısının oluşturduğu sessizlikte konuşulan dilden söz ediyorum.

Göreçki ileYücel örneğinde, yeni bir şiir dilinden söz ederken kastettiğim bu.

HAFIZALI DOKU
Filiz Naldöven
Khora Yayınları
2013, 94 sayfa, 10 TL.

 

DÜNYANIN EN MODERN
ZEBRASI SİYAH BEYAZ
Davut Yücel
Pan Yayıncılık
2012, 69 sayfa, 10 TL.

 

ASDASD
Özgür Göreçki
Pan Yayıncılık
2013, 84 sayfa, 10 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR