scorecardresearch.com Boş bir kâğıt gibiyim Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Boş bir kâğıt gibiyim

Eleştirmenliğin en zevkli yanı hiç kuşkusuz arada sırada sürprizlerle karşılaşmak; adı duyulmamış bir yazarı keşfetmek, bu işi güzel kılan şeylerin başında geliyor. Bu hafta elime geçen kitabın yazarı Cem Akaş'ın adını duymuştum gerçi, hatta birkaç öyküsü

22.05.2009 00:00

Boş bir kâğıt gibiyim

Eleştirmenliğin en zevkli yanı hiç kuşkusuz arada sırada sürprizlerle karşılaşmak; adı duyulmamış bir yazarı keşfetmek, bu işi güzel kılan şeylerin başında geliyor. Bu hafta elime geçen kitabın yazarı Cem Akaş’ın adını duymuştum gerçi, hatta birkaç öyküsünü de okumuştum -Cinsel Öyküler adlı bir derlemede okuduğum öyküsünü beğenmiştim- fakat yazarın bugüne dek yayımlanan romanlarını bilmiyordum. Akaş’ın 19 adlı yeni kitabını elime alır almaz beni farklı bir okuma beklediğini anladım. Çarpıcı minimalist anlatımı hemen etkiledi beni. Romanda ilk dikkat çeken şey, tümcelerin sayılarla verilmiş olması: 114 bölümden oluşan kitabın her bölümü birkaç (beş ila yirmi arasında) tümceden oluşuyor. Bu tümceler, soru işareti ya da tırnak gibi noktalama işaretleri kullanılmadan yazılmış. Ayrıca yazar, isimleri de sadece baş harfleriyle vermeyi tercih etmiş.
Romanın ilk bölümlerinde yazar M’nin, karısını ve oğlunu trajik bir trafik kazasında kaybettiğini öğreniyoruz. M, edebiyat çevrelerinde sevilmeyen, eserleri anlaşılmayan bir yazar olarak betimlenir, yazarlığı konusunda en büyük desteği karısından görür, onun ölümüyle tam bir boşluğa düşmesi çok anlaşılır olur. M toplumdan uzak, inzivada bir yaşam sürer. Roman birinci tekil şahısta M’nin ağzından anlatılmasa da, anlatı M’nin belleği görevini üstlenip olaylara onun açısından yaklaşıyor. Kopuk deneyim parçaları gibi aktarılan bu satırlarda geri dönüşlerle aile yapısını, gençliğini, karısıyla ilişkisini ve bir yandan da şehrin karanlık sokaklarında ya da yollarda tanıdığı insanları görüyoruz. Kendisini boş bir kağıt gibi algılıyor M, önyargısızca deneyimler ediniyor.

M’nin asıl amacı
Aslında bütün bu deneyimler, onun yazma süreciyle ilgilidir. Yapması gerekenleri de anlamasını sağlıyor bu boşlukta geçen günleri: “Yapması gereken, kendi içine dönmek, kendi kalbine ışık tutmak, kendi özünü kavramaktı, yoksa ne söyleyeceği sözü, ne de bu sözü söyleyeceği insanları bulabilecekti. Dünyanın büyük metropollerinden birinin ortasında, insanlarla, ilişkilerle, işle, gündelik hayatla, ülkenin sığ politik gündeminin cıva ağırlığıyla, itiş kakışla uğraşarak, boğulmamaya çalıştıkça batarak yapılacak bir şey değildi bu.” Amacını roman içinde birçok kereler tekrarlar M “Gerçek’ten daha edebi, Edebiyat’tan daha gerçek bir kitap yazabilme” olarak tanımlar amacını. O güne dek yazdıklarından başka bir şey yazmayı diler.
M, yazdığı eser ile garip bir ilişki kurar bir yandan da. Yazmakta olduğu kitaptan “Kendini Yazdıran” diye söz eder. Böyle diyerek, kendini yazardan çok yazıcı olarak görür. Eylem yazardan değil, eserden kaynaklanır. Bu sayede kendini hâlâ içine attığı boşluk içinde tanımladığını anlarız. Bu aşamada okura belki en garip gelecek şey, yazar M’nin eserden beklentisidir. Daha önce hiç yazılmamış güzellikte ve iddiada bir eser çıkarmak ister. Aynı zamanda M’nin daha önceki kitaplarına yapılan eleştiriler konusunda da ne denli alıngan -hatta tahammülsüz- olduğu ortaya çıkar. “Kitabını bitirdiğinde başaramamış olduğunu görürse parmaklarını kesip yakmaya, ardında da kendini öldürmeye karar verdi; yaşatılması mümkün olabilirdi, ama yeniden yazması mümkün olmamalıydı.”
Böylesine anlam yüklenmiş bir eseri yine de sonunda yazar fakat eser tekliğini edebi niteliğinden değil, yayımlanış biçiminden alır. Teknoloji kullanılarak, tefrikalar halinde cep telefonlarına sms olarak gönderilen bir roman çıkmıştır ortaya. Çok okunur mu bilinmez ama çok sayıda cep telefonuna indirilmiş olması maddi başarı olarak görülür. Romanın başından beri yepyeni bir eser ortaya çıkarmak isteyen M’nin asıl amacının edebi olmadığı da anlaşılır, daha önce yapılmamış bir şeyi yapmak yeterlidir ona.
Üst kurmaca her zaman çok sevdiğim bir roman tekniği olmuştur. Romanın içinde yazılış öyküsünün dile getirilmesi, kurguya değişik açılardan bakma fırsatı verir okura. Yazarın metinle ilişkisi, kurguya bakışı, yazma süreci, gündelik hayatın kurgu içinde kendine yer açması gibi özellikler romana derinlik kazandırır. Cem Akaş 19’da bu öğelere yer vermiş. Romanın kurgusu ile roman kahramanının hayatı paralellik içinde anlatılıyor. 19’da yazıldığı anlatılan romandan büyük bir beklentisi var M’nin; dolayısıyla romanın kendisine de bu beklenti bulaşıyor. Hiçbir yazarın o güne dek başaramadığı bir edebi yapıta niyetlenmiş olması, romandan beklentiyi çok yüksek tutmamıza neden oluyor. Romanın içinde böylesi bir romanın amaçlanmış olması, 19’un tuzağı oluyor sanki.

19
Cem Akaş
Everest Yayınları
2009
235 sayfa
12 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR