scorecardresearch.com Bir şeyler karalarken kendimi komik bir aşk hikâyesinin içinde buldum Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Bir şeyler karalarken kendimi komik bir aşk hikâyesinin içinde buldum

Azerbaycan’da oyunculuk ve radyo programcılığı yapan Gülay Hüseynova, Trabzonlu erkekle Azeri kızın aşkını anlatan ‘P.S. Zaten boyun da küçüktü…’ isimli ilk romanıyla ülkenin prestijli edebiyat ödülü Altın Kalem’in sahibi oldu. Hüseynova ile sohbetteydik.

31.05.2016 12:00

ECE ÇELİK ece.celik@radikal.com.tr

Bir şeyler karalarken kendimi komik bir aşk hikâyesinin içinde buldum

Azerbaycan’da oyunculuk, radyo programcılığı yaparken kitap yazmak nereden aklınıza geldi?
Çocukluktan beri ara ara ufak tefek şeyler yazıyordum. Hatta inanmazsınız, ilk romanımı 12 yaşımda yazmışım, bir de polisiye. Hangi kafayla ya da hangi cesaretle edebiyata polisiye ile başladığıma aklım ermiyor. İlk yorum da o zamanlar için ilk ve tek okurum olan ablam Günay’dan gelmişti: “Hikâye heyecan verici ama isimlerin yabancı olması biraz saçma, Brezilya dizisi izliyorum gibi hissettim.” İçimdeki Arthur Conan Doyle bir anda vefat etti ve o günden sonra da hiç karşılaşmadık. Sonra şiirler yazmaya başladım. Neredeyse elime geçen her kâğıt parçasına, her peçeteye, o an aklıma ne geliyorsa kafiye yaparak şiir yazıyordum. Ama tabii kendimi ciddiye almıyordum, yazmaya oyun gibi bakıyordum ve eğleniyordum. Böylece yıllar geçti ve bir akşam yine bir şeyler karalarken kendimi komik bir aşk hikâyesinin içinde buldum. İki ay kendimi eve kapatarak gece gündüz yazdım. Öylesine durmadan yazıyordum. İlk başta ne kurgum vardı, ne de finalim. Aklıma ne geliyorsa bölüm bölüm yazıyordum. Hepsi bittikten sonra da sıraladım ve araya sağlam bağlar atarak güzel bir aşk hikâyesine dönüştürdüm. Yumurtalar kırılmasın diye sardığım, ocağı alıştırmak için yaktığım bir sürü kâğıtta bir sürü kaybolan şiirlerim var. Bir de kâğıt aramaya üşendiğim zamanlarda elime yazıp beş dakika sonra unutarak yıkadığım şiirlerim...

İlk kitabınızla Azerbaycan’da edebiyat dalında verilen en prestijli ödül olan ‘Altın Kalem’i kazandınız. Bu başarıyı bekliyor muydunuz?
İç sesim bana iyi şeylerin olacağını vaat ediyordu. Ama başarının Altın Kalem’e kadar gideceğini beklemiyordum açıkçası. Hatta duyduğum an şaşkınlıkla bir kaç kere tekrar tekrar sormuştum, acaba beni biriyle mi karıştırdılar diye.

Sizce Azerbaycan’ın sizin romanınızı bu kadar sevmesinin ardında ne yatıyor?
Azerbaycan gençliğinin geleneksel yazı tarzından uzak olan, samimi bir kaleme ihtiyacı vardı sadece ve bir yazar olarak ne mutlu bana ki, bu içtenliği benim kitabımda buldular. Tabii sevmeyenler de var. Hatta benim yazı tarzımın edebiyatla hiç alakası olmadığını iddia edenler de oldu. Her türlü sağlam düşünceye ve eleştiriye saygım sonsuz ama bana göre edebiyat, hayatın taklidi. Dünümüzü nasıl kitaplardan okuduysak, bugünümüzü de öyle yazmalıyız ki gelecekte yaşayacaklar 2010’lu yıllarda hayatımızda nelerin olup bittiğinden haberdar olsunlar. İlkler her zaman ilk başta taşlanır, daha sonra atılan o taşlar heykel oluşturur.

Kitabı Türkiye’de yayımlama fikri nasıl gelişti?
Bu fikir kitabı yazmaya başladığım andan kafamda vardı zaten. Çünkü ‘P.S. Zaten boyun da küçüktü…’nün hem orijinal dili Türkçe, hem de esas karakterlerimden biri Türk; olaylar Bakü’de geçtiği kadar, İstanbul ve Trabzon’da da geçiyor. Kitabımın kapak tasarımındaki Azerbaycan ve Türkiye bayrakları da iki kardeş ülke arasında uçuşan aşka işaret ediyor. 

Kitabınızda anlattığınız Azeri kızla Türk oğlanın aşkı gerçek bir hikâyeden mi ilham alınarak yazıldı yoksa tamamen kurgu mu?
Bire bir aynısını görmedim açıkçası. Ama Karadeniz insanlarına, müziklerine, yemeklerine olan hayranlığım nedeniyle erkek kahramanımı Trabzonlu yaptım. Hatta ilk imza günümü de özellikle Trabzon’da yaptım. Ve o kadar güzel karşılandım ki o sıcaklığı, o içtenliği bir daha görmek için bir sonraki kitabımın da kahramanını Karadenizli yapabilirim.

Roman aynı zamanda sosyal medyada gelişen bir ilişkiyi anlatıyor. Artık ilişkilerin internet üzerinden şekillenmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce internet yoluyla gerçek aşla karşılaşılabilir mi?
Tabii, günümüzün gerçeği bu olduğu için gayet normal buluyorum. Zamanında ben de internet üzerinden bir sürü değerli arkadaşlıklar, dostluklar edindim. Ama son yıllarda yoğunluk nedeniyle internette pek zaman geçiremiyorum diye, doğal olarak kendim için sosyal medyadan aşk da beklemiyorum.

P.S. ZATEN BOYUN DA KÜÇÜKTÜ
Gülay Hüseynova
Müptela Yayınları, 2016
256 sayfa, 20 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR