scorecardresearch.com Beşeri bir bilim olarak sanat tarihi Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Beşeri bir bilim olarak sanat tarihi

Sanat Tarihinin Tarihi, okurun sanat tarihi ve terminoloji birikiminin fazla olmasını gerektirmeyen genellemeci bakış tarzıyla yazılmış bir kitap.

21.08.2013 10:15

Beşeri bir bilim olarak sanat tarihi

Vernon Hyde Minor’un, Sanat Tarihinin Tarihi ilgimizi çekebilir mi? İkinci “tarih”i bir kenara bırakırsak, bu türden bir kitabın, sanat tarihiyle ilgili bir kitabın neden ilgimizi çekmesi gerektiği de sorulabilir.

Sanat tarihi, meslekten olmayan genel okur için aslında oldukça sıkıcı bir disiplin imgesini dile getirir. Bu imge, ortaöğretimde sanat tarihi dersi öğretimi almış kişiler için, daha zor ve oldukça sıkıcı bir geçmiş, dolayısıyla orada bırakılmış eğitim günleri anlamına gelir. Sanat tarihi, bir yandan büyük ve şaheser olarak adlandırılan fakat neden başyapıt olduğu pek açıklanmayan mimari yapılar ile resimlerin bir tür kronolojisinden oluşan bir imgeye sahiptir. Daha önemlisi ne geçmişteki hayatla, insanların sorunlarıyla ne de bugünün yaşanan sorunlarıyla bağlantısının kurulmadığı, eleştirel bir analizden yoksun bir mimari, resim ve heykel kronolojisidir sanat tarihi. Bu bakımdan, bir asıl alan değil, belki sanat eleştirisi eğitiminde bir tür sanat-tarihi bilinci için, spesifik bakımdan gereklilik duyulabilen bir tali alandır, sanat tarihi. Dahası bu bağlamda, bizdeki sanat tarihi imgesi, tarih bilincinden yoksun bir arkeoloji tarihi gibidir. Tekil eserler ise, sanatçıların biyografileri üzerine kuruludur. Durum bu olunca, böyle bir disiplinin tarihi, sanat tarihinin tarihi, sıkıcı bir teferruattan başka ne anlam ifade eder. Bu anlayış, sanat tarihinin kuruluş aşamasından gelen bir biçimi oluşturuyor olsa gerek. Sanat tarihinin bir tarihsel biyografiler dizisi olarak kurgulanması anlayışı, sanat tarihinin kurucusu olarak kabul edilen Giorgio Vasari’nin yönteminden ilham. Bu anlayışın zayıflamasında ve Minor’unki türünden bir sanat tarihi anlayışının ortaya çıkmasında, “sanat tarihi metinlerinde görsel malzeme kullanmama” anlayışının yerleşmesi etkin olmuş gibi.

Sanat Tarihinin Tarihi bu türden bir kitap değil. Okurun sanat tarihi ve terminoloji birikiminin fazla olmasını gerektirmeyen genellemeci bakış tarzıyla yazılmış bir kitap. Minor’a göre, beşeri bir bilim olarak sanat tarihi, eleştiri, estetik, felsefe tarihi, din, sanat ve tarih bilimlerinin bir tür karışımından oluşan bir bilim. Dolayısıyla Sanat Tarihinin Tarihi, estetiği, felsefe tarihini, eleştiriyi, din, sanat ve tarihe ilişkin teorik biçimleri içeren, bu biçimler zemininde yaşanan tartışmalara odaklanan bir kitap. Daha önemlisi, sanat tarihçisi, artık sanat yapıtından uzaklaşarak, imgeyle iç içe geçen politik ve toplumsal bağlamın, sınıf ve toplumsal cinsiyet meselelerinin üzerinde odaklanmaktadır. Böylece sanat tarihçisi/eleştirmeni ve eleştiri, günümüzde sanatçıya ve yapıtına hizmet eden kişi değil, sanatçıya ve yapıta denk kişi ve etkinlik durumuna gelir; yapıtı değil yapıtın ortaya çıktığı süreci inceler.

Felsefenin onuru
Sanat Tarihinin Tarihi ayrıntılı bilgi ve anekdotla dolu keyifle okunan bir kitap. Kitabın keyifle okunmasını sağlayan özellikler, akademik birikimden, konuya hâkimiyetten geldiği kadar, Minor’un, sanat tarihinin tarihine farklı yaklaşımından da kaynaklanıyor. Sanat Tarihinin Tarihi, kuru akademik dille yazılmış araştırma-inceleme tarzında bir kitap değil. Kitabın her bir bölümü, birbirinden bağımsız bir şekilde deneme tarzında kaleme alınmış. Her bölümün sonuna o bölümle ilgili bir “kaynakça” eklenmiş; “yararlanılan kaynaklardan” çok “önerilen kaynaklar” tarzında. .

Kitap, üç kısım ve on sekiz bölümden oluşuyor. Birinci kısım, “Akademi” başlığını taşıyor. Minor’un tartışma zeminini akademi oluşturuyor, akademi, sanat tarihinin taşıyıcısı konumunda. Batı kültüründe akademinin, antik Yunan’dan beri önemli bir yeri var. Minor’un değindiği gibi, felsefenin onuru ve saygınlığı Akademi’de yeşerir. Genç erkekler ve kadınlar nasıl düşüneceklerini, nasıl hareket edeceklerini, yani nasıl insan olacaklarını Akademi’de öğrenirler. Minor, akademiyi, sanatın, sanat eleştirisinin ve sanat anlayışlarının vücut bulduğu yer anlamında, üniversiteler, müzeler, galeriler ve sanat dünyası anlamında kullanıyor ve sanat tarihini bu zemin üzerinde irdeliyor.

İkinci kısımın başlığı ise “Sanat nedir? Antikiteden on sekizinci yüzyıla verilen yanıtlar”. Bu ikinci kısım üç bölümden oluşuyor: “Antik teori”, “Ortaçağ teorisi”, “Rönesans”. “Sanat tarihinde yöntem ve modernizmin doğuşu” başlıklı üçüncü kısım ise onbeş bölümden oluşmakta. Bu kısım, modern sanat tarihi ile bilimsel arkeolojinin kurucusu olarak kabul edilen “Johann J. Winckelmann” bölümüyle açılıyor. Minor’a göre, Winckelmann, “tarih” ve “sanat” kelimelerini muhtemelen birleştirerek kitap yazan ilk kişidir. Winckelmann’ın önemi ise, “antik Yunan tinini” övmesinde ve sanatçıları Yunanlılar örneğini izlemeye cesaretlendirmesinde ortaya çıkar.

Minor’a göre, sanat tarihinde empiristler ile Alman idealistlerinin geliştirmiş olduğu iki temel yaklaşım söz konusudur ve “Ampirizm”, “Kant” ve “Hegel” bölümlerinde, Minor, bu felsefi temelleri irdelemektedir. Burada, Minor’un, sanat tarihinde ve hala günümüzde oldukça yaygın olan bir anlayışın, empirizmin gelmekte olduğunu göstermesine belki de değinmek gerekir. Bu kavrayış, güzellik ve beğeni anlayışının kişiden kişiye değiştiğini dile getirir. Empirizm, sanatta anlamın yerini değiştirerek, anlamı, sanat nesnesinden, deneyim sürecine taşımıştır. Antik Yunan’dan gelen, sanatın ve güzelin, bağımsız bir ideaya dayandığı inanışı yerini, sanatın insan zihninin ve duygularının bir ürünü olduğu Humecu anlayışa bırakır: “Güzellik, nesneye içkin bir şey değildir, sadece şeyleri düşünen zihinde varolan bir şeydir. Empirizm meselesine biraz ayrıntılı durmamın nedeni, Minor’un da, bu anlayışın karşısında yer almasıdır. Nitekim Sanat Tarihinin Tarihi, bu inancın geçersizliğinin tarihi olarak da okunabilir.

Minor, dokuzuncu ve onuncu bölümlerde, iki büyük Alman sanat tarihçisinin, Alois Risgl (1858-1905) ile Heinrich Wölfflin’in (1864-1945) yaklaşımını irdeledikten sonra 20. yüzyıl boyunca ortaya çıkan sorunlara, felsefi yöntem ve anlayışlara yönelmektedir.

Bir anekdot: Bir zamanlar Kimon adında bir adamın Atina yakınlarında bir “zevk bahçesi” varmış. Duvarlarla çevrili, içinde gezinti yerleri ve pınarları olan bir zeytinlik. Yerin ilk sahibi Akademos adında bir kahraman. Platon, bu zevk bahçesini MÖ 400 yılında satın alarak okulunu buraya kurar; bahçeye de “Akademi” adını verir. Bu ayrıntıyı Minor’un kitabından okudum.

SANAT TARİHİNİN TARİHİ
Vernon Hyde Minor
Çeviren: Cem Soydemir
Koç Üniversitesi Yayınları
2013, 304 sayfa, 30 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR