scorecardresearch.com Başlangıçta deniz vardı Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Başlangıçta deniz vardı

Deniz Benim Kardeşim yola çıkmaktan içki tutkusuna, yazmaya hatta Big Sur’ün sonunda, okyanus dalgalarına bakarak yazılan “Deniz” adlı şiire kadar, her şeyin atom çekirdeğini barındırıyor.

26.06.2015 00:35

ÇAĞLAYAN ÇEVİK ccevik@gmail.com

Başlangıçta deniz vardıJack Kerouac karayoluyla bir uçtan bir uca Amerika’yı dolaşmadan önce, Grönland seferi yapmış bir gemi insanıdır.

Edebiyat tarihinde yarattığı etki dolayısıyla, onu kaleme alan yazarın bütün bir hayatını tesiri altına alan edebiyat eserlerini bilirsiniz. Fahriye Abla örneğin, yahut Otuz Beş Yaş bu konuyla ilgili Türk edebiyatının en meşhur örnekleri. Yolda romanı da Jack Kerouac için böyle. Gerçekten ne yaparsak yapalım, Kerouac’tan söz ederken bir biçimde Yolda’nın adını anarız veya hiç adını anmasak bile hep onun etrafında dönerek cümleler kurarız. Kolay değil, Yolda’nın yazılışı ve etkisi, Kerouac için de oldukça gürültülüdür çünkü. Hayatı belirgin biçimde yol öncesi ve yol sonrası diye ayrılırken, edebi kronolojisinde de Yolda’dan Önce ve Yolda’dan Sonra gibi bir ayrım yapmak mümkün. Yazmak üzere “yola” çıktığı ilk günden beri yaşadıklarını, yaşandıkları anda yazmak düsturundan hareket eden bir yazar Kerouac. Kimi “yüksek edebiyat” tutkunları için; “hep aynı şeyi anlatıyor canım” hissi uyandıran, gerçekte bambaşka şeyler anlatan ve bunu bilinçli biçimde uygulayan bir yazardır Kerouac! 1922’de doğup, 1969’da hayata veda eden yazarın kırk yedi yıllık hayatının on iki yıllık son çeyreği “yolculuktan sonra”dır. Yolda’dan beş yıl-sekiz kitap sonra kaleme aldığı Big Sur’de “Yolda’nın boğucu etkisinden kaçmak” için inzivaya, Big Sur’de bir kulübeye çekilmesi de bu etkidendir... Zaten o zaman da “arkadaşlar” ve yolda olma halinin cezbesi onu geri çağırır.

Big Sur romanının başında Kerouac şöyle bir paragraf kaleme almıştır: “Yazdığım her şey tıpkı Proust’unki gibi koca bir yapıt getirir meydana, yalnız benim anılarım onunkiler gibi sonradan, ben hasta yatağımdayken değil, yaşandıkları sırada yazıldı. O zamanlar yayıncılarımın itirazları yüzünden her kitabımda aynı kişi adlarını kullanmama izin verilmemişti. Yolda, Yeraltı Sakinleri, Zen Kaçıkları, Doctor Sax, Maggie Cassidy, Tristessa, Desolation Angels, Visions of Cody ve bu kitap. Big Sur de dahil, Dolouz Söylencesi adını verdiğim tek bir yapıtın yalnızca bölümleridir.(...)”

Bu şifre çözücü paragrafta, Kerouac nam-ı diğer Jack Duluoz, gözlerinin aynasına yansıyan coşkun eylem ve çılgınlıkların, ayrıca sevecen güzelliklerin dünyasını anlattığını itiraf eder. Bu paragrafta Kerouac’ın kitaplarını saymaya başlarken Yolda ile söze girmesi, dikkatlerden kaçacak gibi değil. Öncesinde kaleme aldığı kitaplardan (William S. Burroughs ile birlikte yazdıkları Ve Hipopotamlar Tanklarında Haşlandılar’ı çift imzalı olması dolayısıyla hariç tutarak) söz etmiyor olması onların farklı bir açıdan değerlendirilmesini gösteriyor aslında. Ve Kerouac’ın hayatının veya edebi değerinin, bugün, ihmal edilmemesi gereken kısmı en az Yolda’dan sonrası kadar öncesidir de. Yakın zamana kadar “kayıp” kitaplar kütüphanesinin bir parçası olan Jack Kerouak’ın “ilk” romanı Deniz Benim Kardeşim, sabahtan beri sözünü ettiğimiz her şeyin başlangıç noktası aslında. Kerouac 1942’de daha yirmi yaşında, hâlâ içi içine sığmayan bir delikanlı iken kaleme almış romanı. Üstelik yolun öncesindeki yolu, otomobilin öncesini, gemiyi, karadan öncesini suyu anlatıyor! Biraz aşırı yorum gibi olabilir ama,

Denizden daha güzeli olamaz
Kerouac’ın yazdıklarında Yolda-toprak, Big Sur-hava, Deniz Benim Kardeşim-su bağıntısını kurup, ateşi de bizzat Kerouac’ın yaşamıyla ilintilendirebiliriz. Dört element şakası bir yana. Deniz Benim Kardeşim yola çıkmaktan içki tutkusuna, “arkadaşlık/yoldaşlık” müessesesine övgüden yazmaya hatta Big Sur’ün sonunda, kayalıklarda parçalanan okyanus dalgalarına bakarak yazdığı “Deniz” adlı şiire kadar, her şeyin atom çekirdeğini barındırıyor baştan sona.

Sunuş’ta detaylarıyla öğreneceğiniz üzere, Kerouac karayoluyla bir uçtan bir uca Amerika’yı dolaşmadan önce, Grönland seferi yapmış bir gemi insanıdır. Tıpkı bir önceki yüzyılın büyük yazarları Herman Melville, Joseph Conrad gibi benzer biçimde “gemi adamlığı” yapmıştır. Romanda Bill adlı karakteri aracılığıyla dile getirdiği üzere, Kerouac’ın denize olan düşkünlüğü şu sözlerde kendini gösteriyor “ne zamandır böyle hissetmemiştim. Eğer bu yeni dünya için savaşacaksam kargo dolu bir yük gemisi bunun için gayet uygun bir yer. Ve yeni bir yaşam planlamak için denizden daha güzeli olamaz.” Her ne kadar devamında, hayatı alaya alan o tavrı devreye girip, “yaşamın tüm o kahrolası dalavereleriyle yüzleşmeden önce bronzlaşmak, güçlenmek ve manen hazır olmak için kısa bir tatil işte!” sözleriyle tamamlasa da cümlesini, Kerouac kendi “su” dönemini ve denizin cezbesine kendini kaptırdığı bir dönemde, tam da yaşarken yazıyor bu romanını.

Zaten yıllarca kayıp olan ve ancak bundan birkaç yıl önce yayımlanan kitabın ilk okurları da doktorlar oluyor. Zaten ne oluyorsa o yüzden oluyor. Kitabı okuyacağınız zaman göreceğiniz üzere, kahramanların birbirleriyle olan diyaloglarındaki, tıpkı dalgalı bir deniz gibi yükselip alçalmalar, yer yer kırık seyretmesi, Kerouac’a birtakım tıbbi teşhisler konmasına sebep olmuş ve doktorların hazırladığı raporlar sonrası, “gemici” olmak ve onu “yazmak” isteyen adam sudan karaya çıkmak zorunda kalmış... Deniz Benim Kardeşim’i önemli yapan hususlardan biri de bu. Aslında her şeyin başlangıç noktasındayız. Kerouac, yol, yolculuk, dostluk, yoldaşlık, kardeşlik... Her şey burada başlıyor...

Deniz Benim Kardeşim’de bir kere daha görüyoruz ki, Kerouac aslında ruhunu şeytana satmış Dr. Faust gibidir karşımızda. Öyle ya, Mephistofeles’ten, birçok şey isteyebilecekken, onu hep hareket/eylem halinde tutacak kısa bir istekte bulunmuştur Faust. O yüzden sürekli hareket halindedir. Kerouac da, karada veya denizde olsun; sürekli yolda olmak, yola çıkmak, yola hazırlanmak ve yoldan dönmek, yol odaklı yaşamak için ruhunu satmış gibidir adeta. En baştan beri Yolda’nın etkisinin altını çiziyoruz ya, aslında sözünü ettiğimiz her şey bu kitapla başlıyor. İşin güzel tarafı, toplam 170 sayfa-8 bölümlük kitapta denize 6’ıncı bölüm itibariyle açılır kahramanlarımız. Evvelinde dönülmüş seferler, onların etkileri ve çıkılacak seferler öncesi yaşananları anlatıyor “genç” Kerouac.

Big Sur’ün sonunda yer alan “Deniz” şiirinde şöyle der Kerouac; “Deniz bile yaşlandığımda okunacak / bir şeyler yazmaktan men edemez beni.” Bu sözü adeta yıllar öncesinden vermiş gibi Kerouac, bizzat yaşadığı deniz seferlerinde, öncesinde ve sonrasında tuttuğu notlar ve günlüklerden vücuda getirdiği bu romanında “başlangıçta deniz vardı” dedirtiyor Kerouac sevenlere...

DENİZ BENİM KARDEŞİM
Jack Kerouac
Çeviren: Garo Kargıcı
Siren Yayınları, 2015
168 sayfa, 15 TL.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR