scorecardresearch.com Basının en karanlık dönemi son 10 yıl Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

Basının en karanlık dönemi son 10 yıl

Türkiye’de gazeteciliğin serüvenini tanıklarının ağzından aktaran üç ciltlik ‘Türkiye Sözlü Basın Tarihi’ni hazarlayan ekibin başındaki Prof. Suat Gezgin ile 'basının halleri' üzerine...

23.12.2016 05:00

BURAK KURU buribaker@gmail.com

Basının en karanlık dönemi son 10 yıl

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin eski dekanı Suat Gezgin’in yönetiminde, Esra Arcan ve Veli Polat’ın koordinatörlüğünde hazırladığı ‘Türkiye Sözlü Basın Tarihi’, üç cilt olarak raflardaki yerini aldı. Bu, ağırlıklı olarak 2008-2009 döneminde yapılan 54 yüzyüze görüşmeyi içeren ülkemizde gazeteciliğin serüvenini tanıklarının ağzından aktaran devasa bir eser. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül trvamalarını yaşayan Türk basınındaki değişimi bizzat yaşayanlar anlatıyor. 1988 sayfalık Türkiye Sözlü Basın Tarihi, aynı zamanda da topraklarımızda gazetecilik için yapılmış en kapsamlı çalışma. Suat Gezgin ile “Basın için güzel günler olacak mı?” sorusunun peşine düştük. En son soruyu en baştan söyleyeyim. Gezgin’e göre, basınımızın en karanlık dönemi, içinde bulunduğumuz son 10 yıllık dönem.

‘Türkiye Sözlü Basın Tarihi’ndeki tanıkların ortak bir görüşü var: “Basın kötüye gidiyor.” Yıl 2016, bu isimlerin bir bölümü artık yok ama tekrar konuşma imkânı olsa belki daha kötü şeyler söyleyecekler. Bu tabloya bakınca basın için ışık görüyor musunuz?
“Umutsuz yaşanmıyor” demek gerekir. Büyük şair Nazım Hikmet’in dizeleri hemen akla geliyor. Elbette bir ışık görüyorum. İki boyutuyla bakmak gerekiyor gelişmelere. Ülke içindeki ve yerküredeki koşullara bakmak gerekiyor. Projeye dahil olanların önemli bir kısmı aktif gazetecilik yaşamından ayrılmış insanlar. Dönemlerini, yaşadıklarını aktardılar ki bu dönemin ağırlıklı olarak üç önemli toplumsal travmanın varlığından söz etmek gerekir. Bu üç travmanın en belirgin yansımaları da basında kendini göstermiştir. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül... Bu üç sarsıntı, bütün özellikleriyle ‘Türkiye Sözlü Basın Tarihi’nde kendisini gösteriyor.


Prof. Suat Gezgin

Dönem tanıklığınız ve bu çalışma vesilesiyle daha derin araştırmış olmanız hasebiyle soruyorum: Editöryal bağımsızlık Türkiye’de ne durumda?
Bugün için böyle bir kavramdan söz etmek çok olanaklı değil. Freedom House 2016 Basın Özgürlüğü Raporu’na bakmak bile açıklayıcı olacaktır. Türkiye son 10 yılda bu konuda çok ağır sarsıntılar yaşadı. 140’ın üzerinde tutuklu gazeteci var. Medya sahiplik yapısı, iktidar ve medya arasındaki ilişkiyi kuşku duyulmadan yorumlamaya olanak tanıyor. Yine ‘akreditasyon’ kavramı da ayrı bir baskı tablosu yaratıyor. Bu koşullar altında bireysel olarak gazetecinin eylemliliğinin özgürlüğü sözkonusu olamaz. Her şeye karşın özgürlük diyenlerin hapsi, işsizliği göze alması gerekiyor. Kamunun enformasyon edinim özgürlüğünün karşısına yeni bir savunma alanı oluşturuluyor. Bu savunma alanı da kamu adına biçimlendiriliyor. Devletin bekası, toplumsal huzur, istikrar, devlet güvenliği gibi gerekçeler, enformasyonun sınırlandırılmasında, gazeteciliğin kontrol altında tutulması için bir savunma alanı olarak yorumlanıyor. Tanımlanmamış bir alan keyfi bir denetim gücü sağlıyor. Bugün için bu gücün çok etkin bir biçimde kullanıldığı söylenebilir, dolayısıyla editoryal bağımsızlık kağıt üzerindeki bir kavramdır.

Merhum Nail Güreli tıp, hukuk ve öğretmenliğin ardından gazeteciliği en önemli dördüncü meslek olarak anlatıyor. Doğru gazetecilik bugün de bu kadar kıymetli mi?
Saygınlık anlamında mesleğin çokça değer yitimine uğradığı söylenebilir. Ancak hâlâ revaçta olan, ilgiyle takip edilen bir meslektir. Doğası gereği bu meslek hep var olacaktır. Toplumsal yaşamın bir gereğidir. Sağlığa, adalete, eğitime gereksinimi olan toplumun, enformasyona da gereksinimi vardır. Bunu sağlayacak olan meslek grubu da gazeteciliktir. Üstelik bu değer, gereksinim bugün çok daha fazla yaşamsal bir nitelik kazanmaya başlamıştır. Bir arada yaşamanın gereğidir, gazetecilik. Güreli’nin ifadesi yerindedir ve bugün çok daha fazla önem kazanmıştır.
Adnan Menderes döneminde ‘Besleme basın’ diye bir tabir kullanılmaya başlıyor. Şimdilerde ‘yandaş basın’ ifadesi var. Hangisi daha kötü?
İkisi de kabul edilebilir değil. Çok yakışıksız bir durum. Ayrıca ikisinin de birbirinden farkı yoktur. Ülke yararı, kamu yararı yoktur bu yapıda. Medyanın salt ticari bir eylemlilik olarak görülmesi ve bu anlamda yatay ve dikey konsantrasyon; her türlü etik, ahlaki kodun dışındadır. Hukukla güvence altına alınmamış bir düzenekte her türlü hoyratlığı yaşamanız olasıdır. Ekonomik alanın da hukuk güvencesi altında olması gerekir. Siyasi otoritenin iki dudağı arasına sıkışmış bir medya düzeninde, kamu özgürlüğünden, kamu yararından, çıkarından söz edemesiniz.

Kırılma noktalarından belki de en önemlisi, Ali İhsan Göğüş gibi birçok konuşmacının belirttiği, “Başyazarların gazete sahibi olduğu dönemden, tüccarların gazete sahibi olduğu döneme gelindi” diye anlatılan geçiş. Bu değişim, gazeteciliği ne kadar etkiledi? Ticari ilişkiler beraberinde sansürü getirdi ancak iyi gazetecilere ne oldu?
Denklem çok basit. Patron çalışan ilişkisi hüküm sürmeye başladı. Ekonomik alanda hukuki güvenceden yoksun bir girişimcinin, siyasi otoriteyle çatışması sözkonusu olamaz. Dolayısıyla kendi işletmesinde çalışan birisinin gazetecilik yapması zora girer. Çünkü gazetecilik kamusal sorumluluk demektir. Gördüğünü, duyduğunu, öğrendiğini yazması gerekir. Ancak yazılacak olan medya kuruluşunun ticari çıkarlarıyla çelişiyorsa ya da dolaylı olarak siyasi baskıyı üzerine çekecek nitelikte ise yayınlanma şansı yoktur. ‘İyi gazeteci’ kavramı, ‘iyi çalışan’ kavramıyla değişim içine girdi. İyi çalışan da ekmek teknesini zora sokacak bir eylemlilik içinde olmaz. Her şeye karşın bunu yapması durumunda da karşılığı, herkesin göze alabileceği bir sonuç değildir.

Altemur Kılıç aktarmış. Kitaptan ileteyim: “Cihad Baban bana ‘İyi aile çocuklarından gazeteci olmaz’ diyordu.” Siz ne dersiniz, iyi aile çocuğundan gazeteci olmaz mı?
Gazetecilik doğası gereği muhalif bir niteliğe sahiptir. Asi olması gerekir, söz dinleyen olmaması gerekir. Söyleneni yapan, onun dışında varlık göstermeyen ‘gazetecilik’ kimliğini edinemez. Gazeteci sorgular. Dinamik bir meslektir gazetecilik. Uslu ve iyi aile çocuklarının yaptıklarına da gazetecilik denmez.

‘Çay-simit gazeteciliği’ günümüzde önemli bir kesim için devam ederken, şu anda yalılarda oturan köşe yazarları da görüyoruz. İktidar zengini gazeteci/yazarlar konusunda yaşadığımız dönemle geçmişi kıyaslayabilir misiniz? Köşe yazarlığından köşeyi dönme, bugün daha mı kolay yoksa daha mı zor?
Bir tanımlama sorunu yaşıyoruz. Gazeteci haber yapandır. Olanı aktarandır. Olay yaratan, olayı biçimlendiren değildir. Meslek manipülatif kullanılıyorsa ve bununla bir ayrıcalık ediniliyorsa, bu eylemin adı ‘gazetecilik’ olamaz. O yüzdendir ki gazetecilik kıt kanaat yapılan bir eylemdir. Olağanüstü gelir sağlayan, kazanç sağlayan bir meslek grubu değildir. Eğer öyle bir sonuç gözlemleniyorsa bu noktada kuşku duymak gerekir. Medya gruplarının, girişimcilerinin mali yapıları şeffaf olmalıdır. Gelirler, giderler açıklanabilir olmalıdır. Organik ticari ilişkiler, mesleği ortadan kaldırır. Gazeteci simsar değildir. Ne patronun, ne de iktidarın!

Basın için en karanlık dönem hangisi?
Son on yıl, en karanlık dönemdir.



 

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR