scorecardresearch.com "29 özerk bölgeli bir cumhuriyet kurulmalı" Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

"29 özerk bölgeli bir cumhuriyet kurulmalı"

Türk Dış Politikası kitabının editörü Baskın Oran: “Eğer Kürtler ve onlarla birlikte 29 bölge özerk olmayacak olursa Türkiye felakete gider. Sadece Kürtlere özerklik verilmesi ise Türkiye’yi böler.”

08.03.2013 05:15

GÖKÇE AYTULU gokce.aytulu@radikal.com.tr

"29 özerk bölgeli bir cumhuriyet kurulmalı"FOTOĞRAF: MEHMET BİLBER

Baskın Oran’ın editörlüğünü yaptığı Türk Dış Politikası’nın ilk iki cildi yayımlandığında, Dış Politika dersini bir yıl önce almıştım. Dersten geçmiş olmama rağmen öğrenci milleti için hiç de ucuz sayılmayacak bu kitabı çıkar çıkmaz edinmiştim. Kitap, alıştığımız sıkıcı dış politika kitaplarına benzemiyordu. Kutular, fotoğraflar, kısa bilgiler ve haritalarla 80 yılı kapsayan bir konuyu su gibi okumanızı sağlıyordu. Doğal olarak hem akademisyenlerin hem de uluslararası ilişkilere ilgi duyanların beğenisini kazandı.

Türk Dış Politikası kitabının üçüncü cildi on bir yıl sonra raflardaki yerini aldı. 2001-2012 arasını inceleyen bu cildin farkı, neredeyse tamamen AK Parti iktidarı dönemi politikalarına odaklanması. Baskın Oran ile Türkiye’nin on bir yıllık dış politikasından yola çıkıp içeriye dönen bir söyleşi gerçekleştirdik. Baskın Hoca, Türkiye’nin son 10 yıldaki iç ve dış politika karnesini çıkardı...

Üçüncü cildin önsözünde “Eğer bu cilt 2010 yılında tamamlansaydı kitap AKP övgüsüne dönerdi” demişsiniz. Neden?
Bir kere dış politikada çok başarılı olduğu için. Bunun temel sebebi proaktif politika ilkesine dayanıyor. Uygulama prensibi de “soft power”, yani yumuşak güç. Bugüne kadar Türkiye hep olayların arkasından geldi. Davutoğlu bu konuda haklı. Ermeni meselesi gibi bazı olaylar başından beri izlenmediği için hep Türkiye’nin aleyhine döndü. Davutoğlu, özellikle Ortadoğu’da izlediği proaktif politikayla yumuşak gücü devreye soktu. Çok iyi sonuçlar aldı. Mesela Suriye… Bizim Suriye ile ilişkilerimiz Cemal Paşa’dan tut, Süveyş krizine kadar hep sorunluydu. Menderes, ABD’den kredi alamıyor diye 1957’de Suriye’yi işgal ediyorduk. AKP gelene kadar Ortadoğu’yu ihmal ettik. Ya da çok olumsuz katkılarda bulunduk. İktidar, 2010 sonuna kadar Esad’la mükemmel ilişkiler kurdu. Mart 2011’de Arap Baharı Suriye’ye sıçrayınca sanki elektrik düğmesini açar ya da kapar gibi bir değişiklik oldu. Birdenbire kendimizi Suriye’yi işgal etmek üzere olan bir ülke olarak görmeye başladık. Peki ne oldu? Statükocu Cumhuriyet dış politikasının yerine proaktif bir dış politika koyduktan sonra yumuşak güçle uyguladığın zaman müthiş iyi sonuç aldın. Fakat Esad, Erdoğan’ı dinlemeyince Erdoğan o inanılmaz öfkesini Esad’a yönlendirdi. Yumuşak güçten sert güce geçildi.

Kitapta Ahmet Davutoğlu’na hem teşekkür var hem de eleştiri. Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik kitabı için “klasik bir realist teori kitabı” diyorsunuz. Davutoğlu, teoride realist, pratikte idealist mi?
Davutoğlu, geldiği ortam bakımından bir Osmanlı fikrine sahip. Kemalizm tam tersi. Osmanlı’yı atlamak ihtiyacı hissettiği için Orta Asya’ya gitti. Göktürklere âşık olduğundan değil. Ama Göktürkler, Hititler Türkiye insanını heyecanlandırmadı. Davutoğlu, hem Kemalizmin hem Batı’nın aşağıladığı Osmanlı döneminden bahsedince insanlar heyecanlandı. Okunması çok güç bir kitap olduğu halde Stratejik Derinlik 50 baskı yaptı. Davutoğlu’nun kafasındaki bu nostalji, sert güçle yapılacak bir politika anlamına gelmiyordu. Osmanlı prestijine kavuşmak amacındaydı. Yumuşak güç kullanarak bunu da büyük ölçüde başardı. Sokaktaki Arap insanı biraz Nasır özleminden biraz kendi liderlerinin İsrail’e kafa tutamamasından, Erdoğan’ı yüceltti. Ama yumuşak güçten sert güce geçince birdenbire değişti. 

Sert güç tercihi, konjonktürün bir zorlaması olarak görülebilir mi?
Konjonktür diyemeyiz. Çünkü Amerika’yı defalarca birlikte hareket etmeye davet ettik. ABD, iki kez çok önemli adamlarını yollayıp “Biz orada Kuzey Irak benzeri Güvenli Bölge kuramayız” dedi. Onun üzerine hiç olmazsa NATO’yu yanımızda görelim diyerek Patriotları getirdik. Bir buçuk ayağı çukurda olan Esad’ın Türkiye’ye saldırması mümkün mü? Canının derdinde.

Kitap 11 Eylül saldırılarıyla başlıyor. Saldırı dünyada tüm dengeleri değiştirdi. Bu yeni dünya düzeni AK Parti’nin elini kolaylaştıran bir unsur muydu?
Evet, kesinlikle. Kısa bir dönem bile olsa Neocon azgınlığı dünyayı kasıp kavurdu. ABD’nin Irak’taki kesin yenilgiyle birlikte Avrupa’ya çıkacak yüzü kalmadı. Dolayısıyla Türkiye’ye muhtaç hale geldi. İsrail’i kullanamıyor çünkü şeytan. Ama Davutoğlu politikası sonucu Ortadoğu’da artan sempatisi yüzünden Türkiye’ye ihtiyaç duydular. Türkiye, ABD’ye çeşitli mecralarda posta koymasına rağmen, ABD hiç üzerine alınmadı. 11 Eylül’ün getirdiği sistem biraz dolaylı olarak AKP iktidarına yardımcı oldu.

Siz kitapta, “AK Parti döneminde en kuvvetli ilişkilerin ABD’yle kurulduğunu” söylüyorsunuz. Ancak bu süreçte önemli krizler de yaşandı. 1 Mart Tezkeresi krizi bir yol kazası mıydı?
Orada ben kamuoyunun dış politikaya etkisini görüyorum. Cumhurbaşkanı Sezer’den tut Aydın Engin’lerin Barış Girişimi’ne kadar öyle muazzam bir tepki çıktı ki… Halk yüzde 90’lara varan düzeyde buna karşıydı. Eğer sokakta iri bir adam, ufak tefek bir adamı dövüyorsa, bizim halk “Allah belasını versin” der. Irak işgali de aynı olay. Müslümanlık, Hıristiyanlıkla ilgisi yok.

Peki kamuoyu iç politikayı belirlemekte aynı etkiyi gösteremiyor mu?
Gösteremiyor. Bunların net sebepleri var. Bence en etkili sebep Kürt sorunu ve gayrimüslimleri ilgilendiren vakıf malları konusunda. Türkiye Cumhuriyeti’nin sicili o kadar kötü ki Erdoğan’ın yaptığı bazı normal hareketler çok hoş olarak algılanıyor. Mesela vakıf mallarının iadesi. Kemalist hükümetler öyle büyük hatalar yaptı ki normal yapılan şeyler çok iyi gözüktü. İkincisi akademik olarak bir dönemi ele alırken kategorileştirmek gerekir. Fakat Erdoğan’ın dönemi için böyle bir şey yapmak fevkalade güç. Çünkü inanılmaz zikzaklar çiziyor. Habur girişini yapıyor. Kürtler fazla tezahürat yapınca tam tersine dönüyor. Başbakan bir “Kürt sorununu halledeceğiz” diye çıkıyor, bir “Kürt sorunu yoktur terör sorunu vardır, benim Kürt kardeşimin sorunu vardır” diye... Bunlar başkanlık sistemi öncesi botokstur, ulusalcılar için Şanghay Beşlisi, kadınlar için altı ay hamilelik izni gibi. Ama en önemlisi halkın AKP’den başka bir alternatifin olmaması. Muhalefet partisi yok. Kılıçdaroğlu itiraz makinesi gibi. CHP içindeki ulusalcıları son ferdine kadar temizlemeden Türkiye’de muhalefet olmayacak.                    

Ulusalcılık demişken, kitapta ulusalcılığın AK Parti döneminde zirveye çıktığını söylüyorsunuz. Özellikle de 2007’deki Cumhuriyet mitingleriyle başlayan süreçte... Ama ardından yapılan iki seçimde de iktidar oyunu artırdı. Ulusalcılığın bir karşılığı mı yok, yoksa AK Parti’ye mi yarıyor?
Ulusalcılığın güçlenmesinin en genel sebebi, küreselleşmenin yükselmesi. İkincisi, AKP’nin gelmesi ve başarı kazanması. Yükseliyor görünmelerinin sebebi sönmeye başlayan ateşin duman çıkarması gibi. En önemlisi, yıllardır halının altına süpürmeye çalıştığımız Ermeni, Kürt sorunları. Ulusalcılar bundan korkuyor. Son olarak ulusalcılar Türk kavramının tahtından aşağıya aramıza indiğini görüyorlar.

AK Parti için de ulusalcı bir dönüşüm yaşadığı eleştirileri yapılıyor?
Bu AKP’yi öldürücü bir şey. Erdoğan’ın bunu bir an önce fark etmesi gerekiyor ama kendini başkanlığa adadı. Bugün Öcalan dahil Erdoğan’ın başkanlık ülküsü her şeyin üzerinde gözüküyor. Eğer Kürtler ve onlarla birlikte 29 bölge özerk olmayacak olursa Türkiye felakete gider. Sadece Kürtlere özerklik verilmesi Türkiye’yi böler. Bu durumda Allah’ın belası ulus devlet bir de yavrular. 29 bölgeye özerklik vererek bir ademi merkeziyetçi demokratik Türkiye kurulmalı. Bu yeni bir cumhuriyet olarak algılanmalı, Kürtler de onun bir parçası olmalıdır.

Bu 29 bölgeyi etnik unsurları esas alarak mı söylüyorsunuz?
Hayır. Mesela Orta Anadolu ile Ege’nin hiçbir ilişkisi yoktur. Yemeğinden tut, insanının tabiatına kadar. Önemli olan Türkiye’ye ademi merkeziyetçiliğin gelmesi. Kemalist merkeziyetçiliği şimdi Erdoğan sürdürüyor. Anayasa Mahkemesi’nin denetiminden geçmeyecek kararnameler ne demek? Yargıtay’ın, Danıştay’ın, YÖK’ün ve HSYK’nın yarısını atamak ne demek? Yargıtay Başsavcısı ve rektörleri seçmek ne demek? Atatürk’te bu yetkilerin yarısı yoktu.

Kitapta, Ak Parti döneminin temel eleştirisi özellikle 2010’dan sonraki dönemde güvenlikçi politikaları öne çıkartmasıyla bağlantılı. Yeni başlayan süreci nasıl görüyorsunuz?
Milliyet’e sızdırılan tutanaklara bakılacak olursa ya bizim bilmediğim muazzam şeyler var ya da Öcalan elleri yukarı kaldırmış vaziyette. “Demokratik özerklik sabote eder” diyor. “Başkanlık sistemini destekliyoruz” diyor.

AK Parti’nin reformlarını değerlendirirken “kendine zarar vermeyecek kesimlerin hakları genişletildi” diyorsunuz.
Tabii... Bak Alevilere var mı? Gayrimüslimlere var çünkü 76 milyonluk ülkede gayrimüslim sayısı 100 binin altında. Yani kelaynak kuşlarından daha az. Ama Aleviler 15 milyon. Hâlâ Alevilerin nerede ibadet edeceğini Başbakan saptıyor. Evet mesela sağlık hizmetleri gibi haklarda müthiş reformlar var ama öte yanda laik devlet havaya uçmak durumunda. Benim gibi Kemalizm aleyhtarı biri bunu söylüyor.

Böyle bir kanıya nereden varıyorsunuz?
Süt kardeşlerinin evlenmesini yasaklamak için süt bankası kanununa madde konacak. Böyle bir şey olabilir mi? Diyanet’ten fetva alıp kanuna ekliyorlar. Bu İsrail’deki gibi din kanunları pozitif hukuk kanunlarına geçecek demek. Bu korkunç bir şey.

Pozitif hukuk kuralları açısından Diyanet Başkanlığı gibi bir kurumun olması dahi laikliğe aykırı değil mi?
Aykırı ama bugüne kadar kanunları direkt etkilediğini ben hatırlamıyorum. Diyanet’in görüşü süt bankasını tespit ediyor.

Baskın Oran’ın AKP iktidarı karnesi
DIŞ POLİTİKA
AB ile ilişkiler: 2002 öncesi AB ile ilişkiler kötüydü. Ama bugün donmuş vaziyette. AKP 2010’a kadar başarılı götürdü. Daha sonrası ise fena.

Kıbrıs: Annan Planı reddedilene kadar çok rasyonel çok olumlu bir politika yürütüldü. 2004’ten sonra eski hatalara dönüldü. Bugün 2002 öncesiyle aynı noktada.

Suriye: 2002 öncesine göre durum daha kötü.  Oysa AKP ilişkileri mükemmelleştirmişti. Arap Baharı’yla birlikte tam tersine döndü.

Irak: Kuzey Irak’la ilişkiler 2002 öncesine göre çok iyileşti. Merkezi yönetimle kötüleşti.

Ermenistan: Arka planda yürüyen bilmediğimiz bir şey yoksa sorunu yüzde 80 halledecek protokollere yaratması sebebiyle beş yıldız, protokolleri öldürmek nedeniyle sıfır yıldız.

ABD: 2002 öncesine göre ilişkiler çok daha iyi.

İsrail: 2002 öncesiyle mukayese edilemeyecek kadar kötü.

Afrika: İlişkiler sıfırdı. Şu anda muazzam yükselen bir grafik var.

İÇ POLİTİKA
Ekonomi: 2002 öncesine göre muazzam bir gelişme var. Bir ekonominin yanına bir ekonomi daha eklendi.

Demokrasi ve ifade özgürlüğü: AB reformları ile 2002 öncesine göre daha iyi durumda. Ama performansı 2010’dan sonra düşmeye başladı.

Azınlık hakları: Gayrimüslim hakları bakımından çok olumlu. Kürtler açısından son süreci bilmiyorum ama olumlu değil.

İnsan hakları ve işkence: 2002 öncesine göre daha olumlu.
 

TÜRK DIŞ POLİTİKASI
3. Cilt (2001-2012)
Baskın Oran
İletişim Yayınları
2013, 885 sayfa, 70 TL.

Radikal Blog Kullanıcı Avatarı
08.03.2013 18:36
ugi

biz de istiyoruz

Uc bes arkadas biz de kendimizi farkli hissediyoruz, bag bahce filan da var, bir araya gelip soyle bi ozerklik de biz alalim diyoruz, sanirim bu yonde bi trend olustu, uyar mi size Baskin Hocam , bizim ozerklige katalim sizi, ismini de 30.Ozerk Bolge koyariz. Saygilar

6
Radikal Blog Kullanıcı Avatarı
08.03.2013 16:59
Equalizer001

TURKIYE'NIN COZMESI GEREKEN 3 BUYUK PROBLEMI

Turkiye’nin cozmesi gereken 3 buyuk problemi var: 1- Anayasa’nin, vatandasi devlete karsi korumak amaci ile yeniden yazilmasi; 2- Yerel Yonetimdeki tum yoneticilerin yorede yasayan vatandaslar tarafindan secilmesini ve denetlenmesini sagilayacak yerel kanunlarin olusturulmasi; 3- Her Turkiye Vatandasi’nin “Turkiyeliyim” demekten gurur duymasini sagliyacak demokratik reformlarin uygulanmasi icin gereken egitimin gorsel ve sozsel media araciligi ile vatandasa ogretilmesi. Bu 3 buyuk problemi cozmeyi basaririsak; diger kucuk problemleri cozmemiz cok daha kolay olacaktir.

0
Radikal Blog Kullanıcı Avatarı
08.03.2013 16:48
AntiAryen

Baskın Orandan müthiiş tespitler

Bence Orta Anadolu ,İç Ege(kıyı Ege hariç),Akdeniz Bölgesi, Marmarının doğusu bence kültürel olark hiç bir fark yok.Egede kıyıdaki mübadil yerleşimlerinin kültürü bir tık daha farklıdır.Yeme ,içme,vs...Bir yörük olarak söylüyorum....

0
Radikal Blog Kullanıcı Avatarı
08.03.2013 15:59
urolog

Baskin Oran

Niye 29 bölge dedigini Baskin hocaya sorup, itiraz varsa tartismak lazim. Tartisacak kapasite varsa tabi. Baskin hoca bu ülkenin ekmegini yediyse karsiligini da vermistir. Hocanin borcu yok alacagi vardir. Üniter devlet zulümden baska bir sey yapmadi. Irkcilar haric herkese. Sizin yaptiginiz "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak"`tan baska bir sey degil. Dönülmez yola girilmistir ve korkunun ecele faydasi yoktur. Bu Cumhuriyet degismek zorunda.

1
Radikal Blog Kullanıcı Avatarı
08.03.2013 15:28
MertAytaç

Her Şeyi Anladık da

Dış Politika ve İç Politika ile ilgili her şeyi anladık, her şey süper... Halk olarak ekonomiden anlamıyoruz zaten, biz hala aynıyız desek önümüze rakamları seriyorlar ona tamam. Dış ilişkiler dediğiniz gibi değil desek, akademisyen değiliz ya, anlamayız bu işten, yine cahil biz oluruz. Ancak, demokrasi ve ifade özgürlüğü ile insan hakları ve işkence bölümü bir nedir allah aşkına... Resmen sinirim bozuldu, sinirimden gülüyorum...

1
Radikal Blog Kullanıcı Avatarı
08.03.2013 15:13
yubulut

16 YILDIZ

Cumhurbaşkanlığı forsunda 16 yıldız var, şimdiye kadar yıkılan yerle bir edilen Türk devletlerini sembolize eder. Bu gidişle 17. yıldızın eklenmesi yakındır. Baskın Hocayı bir de bu mantıktan anlamak lazım. Ne kadar çok karşı çıkan olursa 17. yıldızın eklenmesi o kadar yakındır anlamına gelir. Anlayan anlar anlamayanlar, 17. ye doğru koşarak gider.

1
Radikal Blog Kullanıcı Avatarı
08.03.2013 15:01
akropol

Aziz Nesin,

Baskin Oran'in soz konusu kitabini okumadim ve bir yorum yapamiyacagim. Ancak bazilari TC'yi "Emperiyalist'lerin arzusu dogrultusunda parcalamak"tan filan bahsetmisler yukarida da, bana Aziz Nesin'in TC vatandasi bazi insanlar hakkinda soyledigi sozu hatirlattilar.Eger ne soyledigini bilmiyorsa bu kisi Aziz Nesin'in, bir arastirsin. Ha bu arada bir soru; " Yuzyil once bir ulus yatamak icin o emperiyalistlerin cikarlarina yanit vermek icin, onalarin icazeti ile olusturulan bu ulke ne zamandan beri tam bagimsiz???". Aziz Nesin hakkedilen bir yakistirmayi biraz agir yapmis ama ben bu ulkede bir cok insanin " balik hafizali ve miyop " oldugunu dusunuyorum. Ha bu onlarin dogrudan hatasimidir? Oda ayri bir konu.

0
Radikal Blog Kullanıcı Avatarı
08.03.2013 13:24
moeztas

Özerk Bölge'nin birini anladık da...

...diğer 28'i nereler oluyor? Onu anlayamadık. Bu ülkede kendini Kürt hissedenlerin büyük bir bölümü de dahil "özerlik" talebinde bulunmazken siz daha hangi etnisitelere özerklik vereceksiniz? Anladık! Özerk bölgeninin birisine Kürdistan diyeceksiniz. Peki diğerlerine ne diyeceksiniz? Bilirsiniz, büyük şehirlerde sokak ismi kıtlığından sokakalara "1. Sokak...bilmem kaçıncı sokak" deniyor. Geri kalan28 özerk bölgeyi de böyle mi adlandıracaksınız? "1. Özerk bölge...28.Bölge." "Nerelisin? 15. Özerk bölgedenim!" Hele o "Allahın belası Ulus Devlet" lanetlemeniz var ya! İşte bu lafınıza da tek kelimeyle ifrit oldum...

1
Radikal Blog Kullanıcı Avatarı
08.03.2013 13:15
gorur61

BASKIN ORAN BİLDİĞİNİZ GİBİ.

Baskın Beyin hedef tahtasında Türkiye Cumhuriyeti üniter devleti var. Baskın Hoca bu devletin adından bile rahatsız. Bu devletin kuruluş felsefesini yerle yeksan etmeden bir yere varamayız diyen herkesi ve her fikri baştacı eden Baskın Hocanın bu çıkışları ve saldırıları yeni değil. Baskın Hocayı mazur görün efendim, geceleri üstü açık yatıyor.

2
Radikal Blog Kullanıcı Avatarı
08.03.2013 11:43
A.D

artık yetsin diyorum ve kürtleri selamlıyorum

sayğıder hocanın bütün fikirlrine yürekten katılıyorum. bu işkençeler, faiili meçhuller, kötü muameleler,yoksulluklar ancak bu şekilde yeni bir yapılanmaya gidilirse düzeleceğine inanıyorum.insan haklarını kutsalaştıran yenibir hukuk sistemi kurulsun istiyorum asker,polis,hakim,savcı cumhuriyeti düzeninin son bulmasını diliyor demokrasi için verdikleri ölümcül mücadelelerinden dolayı kürt halkını selamlıyorum.

5
Radikal Blog Kullanıcı Avatarı
08.03.2013 11:26
brotherlouie

Başka bir arzunuz?

İsterseniz 29 bölge yerine mahallelere ayıralım Baskın bey ne dersiniz Baskın bey? Neymiş efendim sadece kürtlere özerklik vermekle olmazmış bu iş! Adam resmen koskoca TC yi tehdit ediyor. Bence gerçek gladyo sizlersiniz ve bu ülkeyi emperyalistlerin emirleri doğrultusunda bölmeye, yok etmeye çalışıyorsunuz. Yazıklar olsun diyorum onlarca yıllardır ekmek yiyip bu ülkeye ihanet ettiğiniz için.

4

YORUM YAZ

Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÖDÜLLÜ SORU

Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.

'Soruyu doğru cevaplayan 20 kişiye Christopher Andersen'in “Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi” kitabını hediye ediyoruz.'

“Eğer ben hayatımın gerçekten neye benzediğini yazsaydım, doğrudan ve peşin peşin, insanlar kaçacak delik ararlardı.” 

Ünlü biyografici Christopher Andersen'in kaleme aldığı Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi işte Jagger'ın bu sözleriyle başlıyor. Hak vermemek elde değil. Zira Rolling Stones 60'larda Beatles ile aynı zamanda müzik sahnesine çıktığında yolunu çizmişti: Beatles ne kadar temiz yüzlü, efendi ve sevimliyse Rolling Stones da bir o kadar sivri dilli, asi, kaba, baştan çıkarıcı ve provokatifti. Rock'n'roll'un kötü çocukları Mick Jagger, Keith Richards, Brian Jones, Charlie Watts ve Ron Wood'un tutkulu ve ateşli müziğinin, uzun soluklu dinamik birlikteliğinin temelinde de bu ilkel ve vahşi enerji yatıyordu. 53 yılı deviren Rolling Stones'un bu baştan çıkarıcı enerjisinde en büyük pay sahibi şüphesiz Mick Jagger'dı.

Daha önce pek çok ünlünün biyografisini kaleme almış olan Christopher Andersen, Mick Jagger: Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi kitabında Jagger'in 1943'te Londra'nın kenar mahallelerinden Dartford'da orta sınıf bir ailenin iyi huylu, zeki, çalışkan ve ilgi odağı olmayı seven oğlundan ateşli, seksi ve isyankâr bir şeytana, karizmatik rock tanrısına evrilişini, küçücük bir bekâr evindeki sefil yaşantıdan Jackie Onasis ve Prenses Margaret gibi isimlerle kanka olduğu sosyetik hayata geçişini gözler önüne seriyor. Kibirli, bencil, ele avuca sığmaz bir rock yıldızı olarak Jagger'ın seks, uyuşturucu, rock'n roll, şöhret, para ve aşırılıklarla dolu zevküsefa içerisindeki hayatını iliklerine kadar nasıl yaşadığını, detaylarını sakınmadan anlatıyor; doğrudan ve peşin peşin!


The Rolling Stones hangi yıl kurulmuştur?

  • 1960
  • 1961
  • 1962
  • 1963

ÇOK OKUNANLAR