scorecardresearch.com O eti yiyecek misin? Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

O eti yiyecek misin?

Gelin, şiddetin her biçimini engellemek için çalışalım. Şiddet orucu ve vegan ziyafeti başlatalım. Bir araya gelip aşureyi paylaşalım.

O eti yiyecek misin?

İki yıl kadar önce “kadınbudu köfte”, “dilberdudağı”, “hanımgöbeği”, “şıllık tatlısı” gibi kadınları aşağılayan, nesneleştiren yemek isimlerinin değiştirilmesi gerektiği gündeme gelmişti. Bu öneri “ahlaka aykırı” olduğu gerekçesiyle mütedeyyin bir yemek programı sunucusundan geldiği için oldukça tepki çekmişti. “Ata yadigârı” yemek isimlerinden bile şehvet duyulmasını “hastalıklı” bir kafanın ürünü olmakla itham eden bir hayli fikir insanı ortaya çıkmıştı.

Bu tartışmayı uzun uzadıya anlatmanın âlemi yok; ama Etin Cinsel Politikası’nın meramını anlatacağım bu yazıyı okurken akılda tutmakta yarar var. Çünkü bu tür tartışmalarda “ahlakçılığı” çok aşan bir itiraz var.

Kabul, iki itiraz perspektifi var aslında. Etin Cinsel Politikası’yla Carol J. Adams, bu iki perspektifin aslında birbirini tamamladığını, bir eleştirel kuram oluşturarak ortaya koyuyor: Feminist-vejetaryen kuram.

Kitap 1990’da İngilizce olarak yayımlanmış, ardından birçok dile çevrilmiş. Yirmi üç yıl sonra Türkçeye Güray Tezcan ve Mehmet Emin Boyacıoğlu tarafından kazandırıldı. “Kitabımı Türkçeye çeviren iki bireyin de etin cinsel politikasının kendi kültürlerindeki yansımasının önemini kavrayan erkekler olması beni ayrıca cesaretlendiriyor.” Böyle not düşmüş Carol J. Adams, kitabın Türkçe baskısına yazdığı önsözde.

Kuramını yıllar içinde geliştiren çalışkan bir biliminsanı Adams, bu özelliğini Türkçe baskı için Türkiye’deki kültürü anlamak için gösterdiği çabayla bir kez daha kanıtlamış. Üç-beş sayfada Türkiye’deki ataerkil yapının kodlarını pratik biçimde özetlemiş. Feminist-vejetaryen kuramdan biraz haberdarsanız, aslında yazarın yirmi yıl önce çözümlediği etin cinsel politikasındaki ataerkil arızalara bu önsöz sayesinde büyük oranda vakıf olabiliyorsunuz.

Şöyle diyor örneğin: “Yalnızca kadınlara değil, egemen olmayan bütün diğer insanlara ve hayvanlara yönelik cinsel şiddet ile kötü muamele arasında bir bağıntı olduğunu savunuyorum. Türkçedeki ‘mal’ kelimesi (eşya, mülk gibi anlamlarının yanı sıra), hem kırsal lehçelerde büyükbaş hayvan hem de kent argosunda iffetsiz kadın anlamına geliyor.” Buradan “mala vurmak” deyimine geçiyor. Bu çift anlamdan yola çıkılarak yapılan “cinsel ilişki” göndermesinde kadının “hayvanlaştırılması” ya da “etleştirilmesi”nin sökümünü yapıyor. Etle ilgili verdiği diğer örnek olan “ete gitmek” deyimini şahsen hiç duymamış olsam da “kaçak et kesimi” gibi deyimin olduğunu biliyorum. Erkeklerin sevgilileri ya da eşlerinden gizli yaşadıkları cinsel ilişki için kullandıkları bu deyimi öğrenmiş olsaydı (piliç benzetmesi de ayrı bir konu ayrıca) eminim Carol J. Adams, çok daha uzun bir önsöz yazardı Türkiye için. Çünkü aslında yazarımız Türkçede ümitvar bir taraf olduğunu söylüyor: “Cinsiyetçilikten ve türcülükten özgürleşmiş ilişkileri özenle kurmanın tohumları Türkçede mevcut. Bunu cinsiyetli zamirlerin olmayışında görmek mümkün. Üçüncü tekil şahıs zamiri ‘o’ hem kadına hem erkeğe işaret etmek için kullanılabiliyor; göndergesi erkek ya da dişi bir hayvan, hatta tanrı bile olabiliyor.”

“Gerçekliğin düşmanca varlığı”
Adams yazdığı önsözlerde sık sık kitabı kaleme aldığı 1987’den bugüne erkek şiddeti, kadın düşmanlığı, et yeme kültürü ve militarizm arasındaki ilişkileri besleyen “toplumsal yapı”nın ve “gerçekliğin” olduğu gibi durduğunu belirtiyor. İnsanların farkındalığında gelişmelerin olmasına rağmen “gerçeklik” ne kadın, ne hayvan, ne de muktedir olmayan diğer tüm varlıklar için düşmanca varlığını koruyor.

Türkçe baskı şimdilik kitabın son baskısı ve içinde ilk baskı için yazılan önsözün yanı sıra 10. ve 20. yıllar için yazılmış önsözler de bulunuyor. Benim tavsiyem önsöz sıralamasını tersine çevirerek okumanız; yani ilk baskıya yazılan önsözü ilk okumanız. Böylece kitabın yazıldığı tarihlerden itibaren Carol J. Adams’ın zaman içindeki gelişmeleri nasıl takip ettiğini kronolojik olarak görebilirsiniz.

Hatta en son Türkçe baskıya yazdığı önsözü okuduğunuzda şunu okuyacak ve bir arpa boyu yol alamadığımızı anlayacaksınız: “ABD’de hayvan özgürlüğü aktivizmine yönelik baskıcı tepkiler her geçen gün daha da yaygınlaşıyor. Eyaletler birer birer ‘ag-gag’ kanunları adı verilen yasaları geçiriyor. Bu yasalar büyük, endüstrileşmiş ziraat tesislerinde (yani evcilleştirilmiş hayvanların öldürülüp ete dönüştürülmeden önce ya da benim ‘dişileştirilmiş protein’ diye adlandırdığım şeylerin üretilirken hapsedildiği yerlerde) olup bitenleri fotoğraf veya video çekerek belgelemeyi yasadışı hale getiriyor.” Yazarımız bu yasaların “yasaklama” içeriğinin de genişlediğine dikkat çekiyor. Hayvan hakları aktivistleri görüntü alabilmek, kanıt toplamak için bu tür tesislerde işe giriyorlar. Bu yasalar artık bu niyetle iş arıyormuş gibi yapmayı bile yasaklıyor artık.

“Gelin aşureyi paylaşalım”
Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm cinsiyet rolleriyle etin dağıtımı arasındaki ilişkiyi çözümlüyor. Kısaca şöyle yiyeceğin az olduğu durumda ataerkil toplumlarda et erkeğin hakkıdır; kalan yiyecek kadınındır. Avcı olan erkektir, eti bulur. Et yiyen güçlüdür inancı hakim tutulur.

İkinci bölümün başlığı “Zeus’un Midesinden”. Bu bölümde yazar Yunan mitolojisindeki Metis mitini çözümlüyor. Miti şöyle aktarıyor Adams: “Zeus, Metis’i arzular, kovalar, ’tatlı sözlerle’ kandırır, yatağa atar, ona boyun eğdirir, tecavüz eder ve sonra onu yutar. Ancak sonra midesinden konuşan Metis’in ona yol gösterdiğini iddia eder. Bu efsanede cinsel şiddet ve et yeme üst üste binmiştir.” Ve ekliyor; “Metis miti kadının dilinin (sesinin) erkek tarafından tüketilmesini de simgeliyor.” Bu bölümünde 1790’lardan günümüze uzanan bir zaman aralığında Britanya ve ABD’de vejetaryenliğin ve feminist tarihin kökenlerine ışık tutuyor Adams. Yapmaya çalıştığı etin ve kadının üzerindeki ataerkil yorumu, baskıyı, şiddeti tarihi perspektif içerisinde ortaya koymak. Bunu yaparken ataerkil düzene karşı verilen mücadeleyi de ele alıyor. Vejetaryenliğin ve feminizmin kökleri-gelişimi ve kadınla etin erkeğin egemenliğinden/şiddetinden kurtarılması mücadelesi bu mitin içeriğinden yola çıkılarak aktarılıyor.

Üçüncü bölüm feminizm ile vejetaryenlik arasındaki kuramsal bağı ortaya koyuyor. Buradaki imge ise “pilav”. Bölümün adı “Pilav ye, kadınlara inan”. Adams bu bölümü şöyle bitiriyor: “Pilav yemek kadınlara inanmak demektir. Hepimizin bu lütufla beslenmesi dileğiyle…”

Bu son cümleler Türkçe önsözün de son cümlelerini anımsatıyor ama bu topraklara özgü aşure kültürünü de anıyor: “Gelin, şiddetin her biçimini engellemek için çalışalım. Gelin, şiddet orucu ve vegan ziyafeti başlatalım. Bir araya gelelim ve aşureyi paylaşalım. Hakim kültürün değer yargılarını tersyüz edip ölüme değil yaşama değer verelim. Gelin pilav yiyelim ve kadınlara inanalım.”

Sonuçta kadın hakları savunucuysanız aslında neden kendiliğinden hayvan hakları savunucusu olmanız gerektiği (tabii tersi de olabilir) konusunda kafanızda en küçük bir kuşku varsa Etin Cinsel Politikası onu tümden silip atıyor.

ETİN CİNSEL POLİTİKASI
Carol J. Adams
Çeviren: Güray Tezcan - Mehmet Emin Boyacıoğlu
Ayrıntı Yayınları
2013, 400 sayfa, 30 TL.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÇOK OKUNANLAR